Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
12.09.2019 / 19:20

Bülent BİRİCİK

Yeni yayın dönemi yutturmacası

İzleyiciler haklı olarak her yeni yayın dönemi başlangıcında heyecan duyuyor. Yeni dönemde kendilerini ekrana tutkuyla bağlayacak dizilerin, programların, kuşakların yayınlanacağı düşüncesine kapılıyorlar. Kim bilir, yeni dönemde kanallarda devrim niteliğinde değişiklikler görülebileceği beklentisinde olanlar bile vardır.

Oysa izleyiciler her yeni yayın döneminde bolca hayal kırıklığından başka bir şey bulmuyorlar. Tutan bazı dizilerin oyuncu kadrosuna yeni bazı yüzlerin eklendiği, tutmayanların yerine de “Ya tutarsa!” düşüncesiyle yeni dizilerin ekrana sürüldüğü görülüyor. Gündüz kuşaklarında da taktik aynı… Deneme yanılma yöntemleri ile izleyici ve reklam verenlerin nabzı ölçülmeye çalışılıyor. Tutan programlara lezzet veren sos kıvamında bazı eklemeler yapılarak reyting muhafaza edilmeye çalışılıyor, tutmayanların yerine de derhal yeni bir format uydurularak yeni bir sunucu ile yola devam ediliyor. Bakarsınız tutar mı tutar?

Dizilerle ilgili önemli bir konunun da altını çizmek gerekiyor. Yeni yayın dönemi “Dizi Yayın Dönemi” demek değildir. Türk televizyonculuğu da dizi yayınından ibaret değildir. O diziyi yayına koy, olmadı sezon bitmeden al yayından öbürünü koy… Ya da tutmayan dizideki oyuncuyu oradan al, tutan diziye transfer et… İyi ama boyacı küpü değil ki bu!
Peki ya izleyicilerin gözünü boyamak için yapılan o atraksiyonlara ne demeli?

Mavi renk ile hafızalarınıza kazınmış bir kanal, sırf yayın dönemi değişti diye bir bakıyorsunuz grafiklerin rengini değiştirmiş ve kırmızı oluvermiş… Aynı değişikliğin haber stüdyosuna da yansıdığını görüyorsunuz ve arka fon görselinin, masanın, hatta bazen jeneriğin bile değiştiğini fark ediyorsunuz. Acaba habercilik anlayışı değişti mi? Hayır… Masa değişti ya, daha ne istiyorsunuz?

Habercilikteki yeni yayın dönemine değinmişken, şu popüler kanallardaki ana haber spikerlerinin koca bir yaz nadasa bırakılmalarına ne demeli?
El insaf! Yaz mevsiminde koca Türkiye’de haber mi bitiyor da spikerler yazın ekranda değil? Temmuz’dan ta Eylül ortasına kadar ne Fatih Portakal’ı, Ne Nazlı Çelik’i, ne Cem Öğretir’i, ne de Buket Aydın’ı ekranda görmek mümkün değil… Neymiş efendim, izleyiciyle yeni yayın döneminde buluşacaklarmış! Onlar buluşana kadar sanki koca ülkede habercilik adına yaprak kıpırdamayacak!

Anlı şanlı ana haber spikerleri nadasta iken yerlerine haliyle hafta sonu haber sunan spikerler geçiyor. Hafta sonu spikerleri de tatile çıktığında ekranlara kimler çıkıyor kimler? Artık muhabir mi desem, editör mü, kim kamera önünü boş bulduysa o oturuyor koltuğa… Aslında fena da olmuyor… Bir kanalın haber bülteninin, esas ekran yüzü olmadan reyting alabildiğini cümle alem görüyor.

Nadasa bırakılan o haber ekran yüzleri yeni yayın dönemi yaklaşaraktan bir de sosyal medya hesaplarından “Başlıyoruz” gibi mesajlarla boy göstermezler mi?
Bunun adı izleyiciye saygısızlık değil de nedir?

Gazeteler yeni yayın dönemi gibi saçma bir uygulamaya yeltenmiyorlarsa televizyon habercilerinin de buna yeltenmemeleri gerekir.

Son dönemde çeşitli medya organlarında, “Televizyon kanallarının izlenirlik oranları azaldı, TV’ler tahtını dijital yayın platformlarına kaptırıyorlar” türünden çeşitli haberlere rastlıyorsunuzdur. Bu gerçek artık daha net şekilde fark edilebiliyor. Özellikle “Z” kuşağı olarak adlandırılan genç kuşak televizyonlara çok uzak… Çünkü onlar bilgisayar çağına gözlerini açtılar. TV izleyenler ise orta yaş ve üzeri… Televizyonlar bu kayıtsızlığa müstahak mıdır? Bence evet…

Bir başka konu da TV kanallarının program yelpazelerinin neredeyse birbirinin aynısı olması… Birinin logosunu al diğerine koy kimse fark etmez bile… Sabahları kadın kuşağı, öğleden sonraları yemek programı, akşama da okkalı bir dizi yayınladın mı, al sana TV kanalı… Yayıncılık anlayışı bu çizgiden öteye gidemiyorsa yayın döneminin yeni ya da eski olmasının neyi fark ettirir ki?

Kısacası, TV’lerin yayınları, yeni yayın dönemi öncesinde yayınladıkları fragmanlardaki gibi asla şatafatlı değiller. Çoğu zaman da olmadılar. Eğer her şey fragmanlardaki gibi olsaydı Türkiye’de yayıncılık çağ atlardı.

Artık kimse inanmıyor bu yeni yayın dönemi yutturmacasına…

Değil yılda 2 kez, 4 kez de yeni yayın dönemi başlatsalar zihniyet değişmediği takdirde bu saatten sonra ancak reklam verenleri kandırabilirler.

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Tarihi ve turistik mekânlara sosyal medya zulmü - 05.09.2019
>> Toplumsal duyarlılığın kıstası medyatiklik mi? - 29.08.2019
>> Araf’taki Medya… - 22.08.2019
>> Gazeteler neden okunmuyor? - 08.08.2019
>> ‘Para Karşılığı Haber’ Tartışması… - 01.08.2019
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Neslihan KABAOĞLU Bülent BİRİCİK Hüseyin MOVİT
Günümüzün büyük sorunu: ‘Yalan Haber’
Tüm Yazarlar