Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
14.03.2019 / 09:40

Bülent BİRİCİK

Selfie’deki ruh halini anlayabilmek…

Eski zaman fotoğraflarına baktığımızda renksiz ama ifade yüklü olduklarını görürüz. Zamanın ruhu önce gözlerimizin önüne gelir, sonra ruhumuza işler.

Gözler, davranışlar, yüz ifadeleri, yaşanan anın gerçekliği tek bir karede anlam bulur. Fotoğraf çektirmenin pahalı bir lüks olduğu geçmiş zamanlarda bile, tek bir karenin ne çok şey anlattığını görerek şaşkınlığımızı gizleyemeyiz.

Anı yaşamak, yaşanan o anı anlamlandırmak, zevkle, neşeyle, eğlenceyle geçen o dakikaları gelecek zamanlara bırakmak insanları mutlu ediyor kuşkusuz.
Siyah beyaz fotoğraf kareleri artık günümüzde yerini son teknoloji ürünü fotoğraf makinelerine bıraktı. Geçmişten bugüne insanoğlunun an’ları yakalamak için kullandığı o cihazlar profesyonel fotoğraf makinalarını aratmayacak pek çok özellikleri ile ceplerimize kadar girdi. Çok kameralı, kocaman kocaman pixel’li cep telefonları sayesinde artık herkes birer fotoğrafçı oldu.

Kolay ulaşılabilir olmanın getirdiği değersizlikten midir bilinmez, o değerli yaşanmışlıkların fotoğraf karelerine yansıyan suretleri de günümüzde anlamını yitirmiş görünüyor. Adına “Selfie” denilen çılgınlık hali, anları fotoğraflamakla ilgili olarak tüm bildiklerimizi unutturuyor.

Türkçe karşılığı “Özçekim” olan Selfie’yle birlikte narsist benliklerin dışavurumunu görmeye başladık. Y ve Z kuşağı, biz’i bırakıp, ben’i ön plana alan yeni bir davranış biçimi geliştirdi. Kendi kendimizi fotoğraflayıp, kendi kendimizi seviyoruz. Kendi kendimizi severken, like’larla, beğenilerle kendi kendimizi sevmemizin başkaları tarafından da tasdik edilmesini istiyoruz.

Selfie hayatımıza girmeden önce de insanlar bir şekilde kendi fotoğraflarını çekebiliyordu. Fotoğraf makinasının zamanlayıcısı kurulduktan sonra karşısına geçilerek fotoğraf çekimi yapılabiliyordu. Lakin bu tarz bir çekim hiçbir zaman akım haline dönüşmemişti. “Rica etsem bir fotoğrafımızı çekebilir misiniz” ile başlayan cümleler artık yerini ”Hadi selfie çekelim” cümlesine bıraktı.

Sosyal medyaya şöyle bir göz attığımızda; deklanşöre kendisi basan koca koca kafalar, eğleniyormuş gibi poz veren insanlar, sahte gülümsemelerle objektife bakan gençler, anlık makyajlarla olduğundan farklı görünmenin çabasındaki genç kızlar görüyoruz.

Konserde, plajda, sergide, restoranda, arabada, ofiste, gezmede, yürüyüşte… Her yerde, her mekânda kendisini, kendilerini görüntülemek isteyen insanlara rastlıyoruz. Görünür olmaktan haz duyan ve görüntüsüne gelen beğenilerden mutlu olan bir ruh hali…

Kendilerini mutlu eden şey nedir diye merak ediyor insan… Acaba gidilen o konserde çekilen selifie’nin kendi takipçilerine “Ben işte hep böyle konserlere giderim, siz benim kim olduğumu daha yeni öğreniyorsunuz” deme hali midir? Eğer öyleyse bu, kendini olduğundan farklı göstermenin dışa vurumu değil de nedir?

Ruh hali çözümlenmesi gereken bir başka grup da selfie’de sürekli olarak kendisini görüntüleyenler… Sabah uykudan henüz uyanmış bir suratı çekip paylaşmanın hangi halet-i ruhiye ile yapıldığını anlamak istiyor insan… Güzellik uğruna yaptığı yüz maskesi ile kendisini görüntüleyenlerin hissiyatını da anlamlandırabilmek istiyor insan… Tüm bunlar narsist kişilik bozukluğu ile izah edilebilecek bir durum olsa gerek… Bu sorunlu ruh halinin patolojisine ilişkin psikologların bir izahatı vardır elbette.

Peki, içtiği kahve, yediği yemekle birlikte sosyal medyada şekilden şekile girenler… Bu ruh halini acaba “görgüsüzlük”, “gösteriş”, “bencillik”, “ayıp”, “cahillik” kelimelerinden hangileriyle anlatmak gerekir? Eğer ‘bunun bir akım olduğu’ bahanesine sığınılacaksa, bu akımın yaşadığımız toplumun genel geçer kurallarına uygun olup olmadığını kimler anlatmak isteyecek?

Ve selfie çılgınlığının geldiği son nokta olan tatil fotoğrafları… Yakın zamana dek hiçbir genç kıza denize karşı bacaklarının fotoğrafını hiçbir kuvvet çektiremezdi. Şimdilerde ise bunu yapmayanın tatile gitmemiş sayıldığı günleri yaşıyoruz.

O zaman tüm bu örnekleri dikkate alarak şunu sormak gerekiyor… Kadraja sığdırmak istediğimiz şey acaba gerçek kendimiz mi, yoksa olmasını istediğimiz benliklerimiz mi?

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Günahkâr medya - 16.05.2019
>> Ekrandaki ramazan klişeleri - 09.05.2019
>> Rakamların diliyle Türkiye’de gazetecilik - 02.05.2019
>> Gazeteciliğin beka sorunu - 25.04.2019
>> Başka bir gazetecilik mümkün mü? - 18.04.2019
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Bülent BİRİCİK Barış AYGENER Neslihan KABAOĞLU
İnternetin romantik hikayesi
Tüm Yazarlar