Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
18.07.2019 / 12:23

Bülent BİRİCİK

Sarı’dan turkuaz, pembe basın kartına…

Ona sahip olabilmek muhtemelen ben de dahil bütün gazetecilerin rüyalarını süslemiştir. Zira bir gazetecinin “gerçek bir gazeteci” olduğunun ispatıdır. Almaya hak kazandığında, bir nevi o gazetecinin asaleti tasdiklenir, meslek erbabı olur. Onu yıllar yılı “sarı basın kartı” olarak bildik. İsmi bu şekilde dilimize pelesenk oldu. Önünde “sarı” ibaresi olunca anlamı daha bir pekiştiğinden olsa gerek, “sarı basın kartı” kelimesi gazeteciler, kurumlar ve vatandaşlar nezdinde yıllar içinde klişe haline geldi.

Ve geldik bugüne… Yeni basın kartları geçtiğimiz günlerde dağıtılmaya başlayınca hevesle gittim, bir de ne göreyim? Sarısı gitmiş, yerine turkuaz pembe karışımı bambaşka bir renk gelmiş. İlk gördüğümde verdiğim tepki “Ne olmuş bu karta böyle?” demek oldu. Bir gazeteci arkadaşım ise bizim sarı basın kartını plaza giriş kartına benzetti. Haklıydı, sarı basın kartı gitmiş, yerine ise plazalara girişte turnikeyi açan ve boyuna asılan kartlara benzeyen bir kart gelmişti. Beğenmedim doğrusu…

Elime aldığımda bir hafiflik hissettim, detaylı incelediğimde kartın inceldiğini, hatta küçüldüğünü düşündüm. Üşenmeden eskisiyle ölçtüğümde boyutunun değişmediğini, ancak yazı fontlarının küçülmesinden dolayı küçüklük hissi verdiğini anladım. Üstelik sarı olanına göre üzerinde daha az bilgi vardı. Bu da kartın sade ve de boş görünmesini sağlıyordu.
Kartın fiziki görünümünden ziyade en üst kısmında yazanlar da değişmişti. Basın kartını düzenleyen kurum olarak artık “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenmiştir” ibaresi yer alıyordu.

Gelelim esas meseleye…
Ben basın kartının rengi, fiziki görünümü veya o kartı hangi kurumun verdiğini uzun uzadıya tartışılmaktansa işlevinin ve kıymetinin tartışılmasını savunanlardanım. Zira basın kartı, üzerinde “Başbakanlık BYEGM” ya da “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı” yazdığında aynı kıymetteyse, bu yapılan şekilden ibaret kreatif bir çalışmadan öteye gitmeyecektir.

Bazı gazeteci arkadaşlarım kartı beğenmediklerini ifade ederek “Keşke Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı yazısının yanına bir de Cumhurbaşkanlığı forsu koysalarmış” gibi tepkiler de verdiler. Ancak bu doğru olmazdı. Nedeni ise basit… Bir gazetecinin gerçek bir gazeteci olup olmadığının tasdikini devlet kurumları değil, sadece meslektaşları yapabilir. Bu kadar net…

Yeni basın kartını gördüğümde aklıma “Acaba gazetecilik mesleğinin gelenekleri yok edilmek mi isteniyor?” sorusu da oldu. Çünkü bazı mesleklerin rengi vardır, örneğin: beyaz; sağlık mesleğini icra edenleri, mavi; kol işçisi olarak hayatını kazananları, yeşil; askerliği sembolize eder, sarı ise gazetecilerin rengidir. Basın meslek örgütlerinin logoları, gazetecilerin giydiği yelekler, baretler, bazı mesleki ekipmanlar tıpkı sarı basın kartındaki gibi sarıdır.

Evet, geçmişte elbette sarı basın kartını ve gazeteci kimliklerini suiistimal eden bazı gazeteciler olmuş olabilir. Bunu kabul etmekle birlikte, “Her mesleğin içerisinde çürük elmalar olabileceği” temel prensibinden hareketle, gelenekleri olan koca bir mesleğin ayaklar altına alınmasını da hazmetmemiz beklenemez. “Gelenekleri olan” diyorum, çünkü sarı da bu mesleğin bir simgesi ve geleneğidir. Yılların sarı basın kartından o sarı rengi aldığınızda mesleki çağrışımı da geri almışsınız demektir. Turkuaz ve pembe kimileri tarafından anlamlı renkler olarak nitelendirilebilir, ancak basın için bir anlamı olmadığı ortada…

Tevekkeli değil, yeni basın kartını almaya gittiğimde görevliler eskisini istemediler. Neden istemediklerini sorduğumda, bazı kurumların kartın yeni rengine alışmakta güçlük çekeceğinden, eskisiyle birlikte kullanılabilsin diye eskisini istemediklerini söylediler. Yeni basın kartını gördüğümde memnuniyetsizliğimi hisseden görevli, “Merak etmeyin, sadece siz değilsiniz, sizin gibi birçok gazeteci de kartlardan memnun olmadı” karşılığını verdi.

Görüştüğüm bazı gazeteci arkadaşlar da eski sarı basın kartlarının kendilerinden alınmamasının isabet olduğunu belirterek, emniyet mensupları başta olmak üzere birçok kamu kurumu ve özel kuruluşların sarı renge alışık olmalarından dolayı, her iki kartı da yanlarından taşıdıklarını teyit ettiler.

Meselenin esasına dönecek olursak, renginin ya da şeklinin bir basın kartının özgül ağırlığına fazla katkı sağlayamayacağı gerçeği ortada duruyor. Son dönemde büyük kentlerde özellikle ücretsiz ulaşım ve park imkânı dışında fazla bir ayrıcalığı kalmayan basın kartının özgül ağırlığını ifade eden asıl şey, biz gazetecilerin duruşundan başka bir şey değildir.

Eğer bizler duruşumuzu düzeltmezsek, bu kartın renginin, şeklinin ya da verildiği yerin önemi kalmaz. Önemli olan, bu kartı taşıyan kişinin icra ettiği mesleğin saygınlığıdır. Her şeyden önce değişmesi gereken asıl şey ise kart değil, o kartı taşıyan gazetecilere bakış açısıdır.

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Gazeteler neden okunmuyor? - 08.08.2019
>> ‘Para Karşılığı Haber’ Tartışması… - 01.08.2019
>> Medyada dijitalleşme üzerine… - 25.07.2019
>> İşsiz gazeteci… - 11.07.2019
>> Medya eliyle ölüm kutsaması - 04.07.2019
Medyaloji Yazarları
Hüseyin MOVİT Halef R.  VAYIS Bülent BİRİCİK Neslihan KABAOĞLU
Dünyada Neler Oluyor (290-3)
Tüm Yazarlar