Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
14.06.2019 / 12:24

Bülent BİRİCİK

Medyanın yeni utancı: Atanmış sunucu ve siyasetçi kurallarıyla ortak yayın

Türk medya tarihinde böyle rezalet görülmedi. İstanbul’u yönetmeye talip iki aday birlikte canlı yayına çıkacak diye günlerdir bir tantanadır kopuyor. Medyanın yerleşik teamüllerini hiçe sayan bir tutumla yayın kurallarını siyasetçiler belirliyor.

Tüm Türkiye nefesini tutmuş 16 Haziran’daki canlı yayın karşılaşmasını bekliyor. Kahvelerde, evlerde, sokaklarda, işyerlerinde bu program konuşuluyor. Televizyonları açıyorsunuz 16 Haziran Pazar günü Yıldırım ve İmamoğlu’nun çıkacağı ortak yayına ilişkin özel programlar…

Köşe yazılarına bakıyorsunuz yine ortak yayınla ilgili yorumlar… Havada uçuşan, “şunu da sorabilecek mi?”, “yayını şu sunsaydı daha iyi olurdu”, “Öbürü neden sunmaktan vazgeçti?” tarzında sorular ve öneriler… Hatta öyle ki Ak Parti ve CHP’li parti yöneticileri tarafından programı sunması için ortak mutabakatla “atanan” Fox TV sunucusu İsmail Küçükkaya ile yapılan TV ve gazete röportajları… Neymiş efendim, “hangi soruları soracakmış?” “hakkaniyetli davranabilecek miymiş?” miş miş de miş miş...

Medyanın önde gelenleri, adaylara sorulacak sorular ve sunucunun kimliği üzerinden açılan tartışmalar üzerinde debelenedursun, Türk medyası adına büyük bir utanç meselesi olan asıl konuyu göz ardı ediyorlar. O da, bugüne dek çok sayıda seçim gerçekleştirmiş Türkiye’de; adayların çıkacağı bir TV yayınının içeriğine, sunucusuna, yayının yapılacağı yere, süresine ve daha da önemlisi o yayının olup olmayacağına siyasetçilerin karar vermesi...

Hatta utancın üstüne de tüy dikilip, Ak Parti ve CHP’nin Grup Başkan Vekillerince kamuoyuna yayınla ilgili mutabakat metni bile açıklanıyor. Her iki partili basının önünde yayının saati, yeri, süresi, içeriği gibi pek çok detaylar kamuoyu ile paylaşıyor.

Oysa bu ülkede geçmişte de siyasetçiler ekranda seçim programlarında boy gösterdi. Ancak aradaki nüans, geçmiş yıllardaki yayınlarda kuralları gazetecilerin belirlemesiydi. Merak edenler Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan, Erdal İnönü, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel ve Doğu Perinçek’in katıldığı TRT’de 11 Ekim 1991 tarihinde yapılan liderler açık oturumunu izleyebilir. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesi Recep Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal’ın katıldığı 25 Ekim 2002 tarihli Kanal D yayını da buna en iyi örnektir. Bu programları izleyen birisi olarak ortalığın hiç bu kadar velveleye verildiğini ve gazeteciliğin kurallarının hiçe sayıldığını anımsamıyorum.

Yapmayın! Ülkenin asıl gündeminden sapmayın! Siyasetin, siyasetçilerin asıl uğraş alanı iki belediye başkanı adayının hangi ekranda, hangi sunucuyla hangi kurallara göre yayına çıkacağının belirlenmesi değildir. Böyle yaparak Türk siyasetinin bulunduğu seviye açık edildiği gibi, zaten zor günler geçiren Türk medyası daha da yıpratılmaktadır. Lütfen herkes kendi işini yapsın!

Umarım siz siyasetçiler, medya mensuplarının işine karışarak onları da siyaset alanına buyur ettiğinizin farkındasınızdır. Alt tarafı iki belediye başkan adayı ekrana çıkacak ve günün sonunda ne iktidar değişecek, ne Türkiye’nin yönetim sistemi…

Şunu da hemen belirtelim, böylesine kontrollü programlarda yenen ve yenilen olmaz. Uçan kuşun bile haberdar edildiği, her iki partinin de bu denli ciddiye aldığı bir programda adayların yanlış yapmasını beklemek gerçek dışıdır. Zira uzun hazırlık sürecine tabi bir programda adaylar derslerine yeterince çalışacaklardır. Durum böyle olunca soruları da büyük bir itidalle cevaplayacaklardır. Ortak yayından yüksek beklenti içerisinde olanlara buradan duyurulur.

Troller mi? Onlar her yayın sonrasında olduğu gibi bu yayında da görevlerini yapacaklardır. Cımbızlanan cümleler yine kes- yapıştır marifetiyle takipçilere servis edilecektir. Her iki adayın cümleleri üzerinden itibar suikastına yeltenilecek ve klavye başında “bak bizim aday rakibini nasıl alt etti” diye zafer naraları atılacaktır.

Kısacası bu karşılaşmada yenen ve yenilen olmayacağı gibi, zaten 31 Mart’ta kararını vermiş bir seçmenin kararına fazlaca tahakküm edilemeyecektir.

Yayına birkaç gün kala bir başka hissiyatımı açıklamış olayım. Burası Türkiye, olur mu olur! Bakarsınız adaylar o gün partililer tarafından belki yayına mehter marşıyla, davul zurnayla bile uğurlanabilir. Çünkü Türkiye’de artık hiçbir şeye şaşırmadığımız bir dönemi yaşıyoruz.

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Sarı’dan turkuaz, pembe basın kartına… - 18.07.2019
>> İşsiz gazeteci… - 11.07.2019
>> Medya eliyle ölüm kutsaması - 04.07.2019
>> Haber oyunları - 27.06.2019
>> Küçükkaya, Yıldırım, İmamoğlu… - 20.06.2019
Medyaloji Yazarları
Hüseyin MOVİT Bülent BİRİCİK Halef R.  VAYIS Neslihan KABAOĞLU
Genç Medyacılara Yol Haritası (290)
Tüm Yazarlar