Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
03.10.2019 / 14:00

Bülent BİRİCİK

Medyadaki fay kırığı…

Silivri açıklarından geçen Kuzey Anadolu fayının 5,8 büyüklüğündeki bir depremle kırılması, ulusal medya ve sosyal medyada da adeta fay kırığına benzer etki yarattı.

Can korkusu ve endişe ile doğru bilgiye ulaşmak isteyenler medyadaki bilgi kirliği içerisinde gerçek bilgiye ulaşma çabası verdiler.

1999 Marmara depreminde ulusal medya öyle ya da böyle iyi bir sınav verdi. O dönemin imkânları çerçevesinde halk ile yöneticiler arasında bir köprü oluşturabildi. Ama o günlerin bugünlerden bir farkı vardı. Ne medyada böylesine hükümet yanlısı veya karşıtı diye bir bölünme, ne de her türlü dezenformasyona açık, kirli bilgilerin dolaştığı bir sosyal medya vardı.
Marmara Depreminin 20’nci yılında Silivri’de yaşanan bu deprem, önemli ve de bir o kadar da kötü bir sınav oldu.

İlk ayrışma ve kafa karışıklığı kuşkusuz depremin büyüklüğü konusunda oldu. Depremin büyüklüğünü Kandilli Rasathanesi 5,7, Avrupa Sismoloji Merkezi 5,9, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ise 5,8 olarak açıkladı. Önceki depremlerde hep Kandilli Rasathanesi’ni referans alan vatandaşlar ve kurumlar için bu önemli bir kafa karışıklığı demekti. Çünkü orta büyüklükteki bir deprem için virgülden sonraki her rakam büyük anlam ifade ediyordu.

Deprem uzmanlarının arasına fay girdi

Bir başka ayrışma ise deprem uzmanlarının medyaya yansıyan ve sosyal medyada hızlıca dolaşıma giren açıklamalarında yaşandı. İşte o uzmanların depremin hemen ardından yaptıkları açıklamalar:
Prof. Dr. Naci Güngör: Keşke haklı çıkmasaydım, risk daha da artmış durumda.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: Bu deprem büyük İstanbul depreminin habercisi.
Prof. Dr. Şükrü Ersoy: Aynı fayda meydana geldi. 4.6’den sonra giderek küçülmesi gerekirken 5,8’in gelmesi endişelendirdi.
Prof. Dr. Hasan Sözbilir: Kırılan fay 6,9 büyüklüğünde depreme neden olabilir.
Prof. Dr. Celal Şengör: Büyük İstanbul depremi maksimum 7,6 büyüklüğünde olacak.
Prof. Dr. Ahmet Ercan: Büyük depremi 2045’ten önce beklemiyorum
Doğrusu insan bu açıklamaları okuduktan sonra ne yapacağına karar veremiyor. Paniğe kapılıp acilen gereğini mi yapmalı, yoksa sakin davranıp hayatı akışına mı bırakmalı?

Sosyal medya dezenformasyonu
Gelelim sosyal medya dezenformasyonu konusuna… Depremin yaşandığı günün akşamı whatsapp’ta yayılan ses kayıtları, zaten diken üstünde olan İstanbulluların birçoğunu paniğe sevk etti. Neymiş efendim bir yakını Büyükşehir Belediyesi’nde uzman olarak görev yapıyormuş da gece bilmem kaçtan sonra 7’nin üzerinde büyüklükte deprem bekleniyormuş… Uzmanlar yıllardır depremi önceden tahmin etmenin mümkün olmadığını her platformda söylemekten bıkmadı, ayaklı gazete mekanizması da bu dezenformasyonu yıllardır yapmaktan bir türlü vazgeçmedi. Depremin ardından devlet kurumları, kime veya neye hizmet ettikleri bilinmeyen kişilerin yaydığı söylentinin asılsız olduğunu anlatmak için adeta seferber oldular.

Peki, görevi her daim toplumu bilgilendirmek olan medya organlarının bam teline dokunan haberleri deprem günü peşi sıra yayına koymalarına ne demeli? Medyanın asıl görevi eğer halkı bilgilendirmekse neden diğer günler bu bilgilendirme yapılmıyor da deprem günü yapılıyor anlamak güç doğrusu… İşte bir deprem klasiği haline gelen ve deprem günü yayına sokulan haber başlıklarından bazıları: “Deprem anı kameralara böyle yansıdı”, “Okullar yarın tatil olacak mı?”, “Deprem öncesi ve sonrası neler yapmalı?”, “Korkutan deprem canlı yayına böyle yansıdı”, “İstanbul’daki acil toplanma alanları nerede?”,” İşte deprem anlarında mahallenizdeki acil toplanma alanları…”, “Deprem nedir, neden olur, nerelerde oluşur?”, “Deprem çantasında neler olmalı? Deprem çantasının önemi”…
Deprem Kâhini olarak adlandırılan kişinin açıklamalarını da bu haberlere eklemezsek olmaz. Deprem sonrasında özellikle internet medyasında dolaşıma sokulan “Deprem kâhini uyarmıştı” başlıklı haberler 'deprem kahini' olarak anılan Frank Hoogerbeets’in tahminlerine atıfta bulunuyordu.

Deprem üzerinden siyaset
Deprem sonrasında böylesi ciddi bir doğa olayının siyasete de alet edildiğini yakından takip ettik. Buna en iyi örnek olarak da CHP eski milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş’ın attığı bir tiwiti gösterebiliriz. Yarkadaş o tiwitte şöyle diyordu: "Taksim İstiklal Caddesi'ndeyiz. Mağazalar müşterilerini dışarı çıkardı ve satışları durdurdu. Personeller ve müşteriler caddede bekliyor. Ve acı gerçek; Gezi Parkı'nın dışında toplanılabilecek herhangi bir alan yok. Deprem Toplanma Merkezleri'nin AVM yapıldığı bir şehirdeyiz..."
Evet, Yarkadaş belki acı bir gerçeğe işaret ediyordu ama o tiwitin hangi niyetle atıldığı da apaçık belli oluyordu.

Ya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun AFAD’da ertesi gün yapılan toplantıya çağrılmamasına ne demeli? Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bazı Bakanlar, Vali, Garnizon Komutanı ve diğer yetkililer çağrılıyor ancak İstanbul’u yöneten Belediye Başkanı Kriz Yönetim Merkezi toplantısına çağrılmıyordu. Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan da yurtdışından gelir gelmez depremle ilgili yaptığı açıklamada Belediye Başkanının adını dahi anmıyordu.

Tüm bunlar özetle, deprem üzerinden siyaset yapıldığını gösteriyordu.

Depreme İslami bakış açısı
Konu deprem olur da olaya İslami bakış açısı getirilmez mi? Elbette bunu Yeni Akit’in internet sitesinden başkasından beklemek olmazdı. Siteden yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: “Peygamber Efendimiz büyük felaketler sırasında ne yapmamızı tavsiye etti? Büyük felaketlerle sonuçlanması muhtemel depremlerden hangi duaları okuyarak Allah’a sığınmalıyız? İşte, deprem anında okunması gereken dualar ve Peygamber Efendimizin bize tavsiyeleri.”

Nihat Hatipoğlu’nun ATV’de ekrana gelen “Dosta Doğru” programında yaptığı deprem duası da sosyal medyada epey konuşuldu. Hatta Hatipoğlu'nun depremden korunma duası Twitter da TT listesine bile girdi. Bazıları ATV'nin deprem olduğu gün Hatipoğlu'na dua yaptırmasını eleştirirken, bazıları ise destek çıktı.

Depremi magazine tahvil etme çabaları
Evet, bu da oldu… Deprem gibi ciddi bir doğa olayı güzide medyamız tarafından derhal magazine tahvil edildi. İnternet medyasının kimi yayınları “Deprem sonrası ünlüler panik anlarını paylaştı! İşte İstanbul’daki şiddetli deprem sonrası ünlülerin paylaşımları…” başlığıyla olayı magazin seviyesine indirgemeyi başardılar. Bir başka haberde de “Deprem Nikâhı sokağa taşıdı” başlığıyla Esenyurt’ta bir çiftin nikâhının depremden dolayı Nikah Sarayı’nın içinde değil de bahçede kıyıldığı bilgisine yer veriliyordu.

Tabii ki Ebru Şallı ve Uğur Aslan çiftinin deprem gününe rastlayan evlilikleri de magazinleşen bir başka deprem haberi oluyordu. Haberin başlığı ise “İstanbul’u sallayan nikâh: Ebru Şallı ve Uğur Akkuş evlendi” şeklinde oluyordu.
Yukarıda sayılan örneklerden de anlaşılacağı üzere gerek ulusal medya gerekse sosyal medya, yapılan yayınlar ve paylaşılan içeriklerle fay kırılmasına benzer bir etki yaşadı. Olası afetlerde en sağlıklı bilgileri almamız gereken medya; objektif, güvenilir, gerçek ve gerekli bilgileri vermekten uzak bir tutum sergiledi. Yönetenler, yetkili ve ilgili kişiler de depremde sorumluluklarının bilinciyle hareket edemediler. İnsan, 5,8’lik depremde verilen sınav böylesine kötüyse, 7 üzerindeki bir depremin sınavını düşünmek bile istemiyor.

 

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> #yaşandıbittisaygısızca - 07.11.2019
>> Gerçek gazeteciler yurttaş gazeteciler’e karşı - 31.10.2019
>> Güçsüz medya - 24.10.2019
>> Kazanan, lobisini en iyi yapandır - 17.10.2019
>> Tweet “in”, basın toplantısı “out”… - 10.10.2019
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Neslihan KABAOĞLU Hüseyin MOVİT Bülent BİRİCİK
Dijital dönüşüm rekabet zeminini değiştiriyor… 
Tüm Yazarlar