Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
17.10.2019 / 10:01

Bülent BİRİCİK

Kazanan, lobisini en iyi yapandır

Bu ülkenin geçmiş 40 yıllık öyküsü kan ve gözyaşıyla yazıldı… Asker, polis, öğretmen, kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden namluların hedefinde oldu bu ülke insanı… Türk’ün de, Kürt’ün de kanı aktı…

Hayatının baharındaki delikanlıların al bayrağa sarılı tabutunun üzerine damatlıklar, gencecik kızların tabutunun üzerine gelinlikler, daha yaşına bile girmemiş bebeklerin tabutunun üzerine oyuncaklar konuldu. Geride kalanlara ise gözyaşı akıtmak düştü…

Ne kötü şey öldüğünü anlatamamak… Öldük biz, ülkece öldük… Üstelik ölürken neden öldüğümüzü kimse anlamadı, anlamak istemedi…
Hani Avrupa demokrasinin beşiğiydi, hani Amerika medeniyet demekti?

Bir ülkenin çocukları birer birer teröre kurban olurken dün bunu etnik çatışmadan ibaret görüyorlardı.

Bugün mü?
Türkiye’nin terör odaklarına karşı kendisini savunmak amacıyla yaptığı askeri operasyonlar geçmişte olduğu gibi günümüzde de maalesef çarpıtılarak başka noktalara çekiliyor. Bu operasyonlar yabancı basında yazılanlardan anlaşıldığı üzere, Türkiye’nin egemenlik alanını genişletmek için komşu bir devlete saldırması gibi algılanıyor.
Kimse o komşu devlette terör üslerinin bulunduğunu ve o şer odaklarının bu ülke insanının kanını döktüğünü anlamak istemiyor.

Görünen o ki, terör destekçilerinin yıllar yılı Avrupa ve ABD’de yürüttüğü algı operasyonları işe yaramış. Yine yanlış anlaşıldık, yine kendimizi savunamadık.
Bu yanlış algının yansımalarını Barış Pınarı Harekâtı başlar başlamaz yabancı medya kuruluşlarında gördük. Birkaç ülke hariç Türkiye’nin bu haklı müdahalesini haklı bulan çıkmadı. Türkiye emperyalist emelleri olan bir ülkeymişçesine başlıklar atılarak işgalci pozisyonuna sokuldu.

Bu harekâtı CNN International: “Türkiye, ABD’nin dostlarına saldırı başlattı”, Londra Merkezli El Cezire English: “Türkiye Suriye’nin kuzeyine operasyon başlattı”, Alman Die Welt: “Türkiye Suriye’ye saldırı başlattı”, İngiltere merkezli BBC News : “Türkiye kuzey Suriye’ye hava saldırılarıyla operasyon başlattı”, Fransız Le Monde: “Suriye’ye Türk saldırısı: Fransa, operasyonların durdurulmasını talep ediyor”, İsrail’in Haaretz Gazetesi: “Türkiye Suriye’nin kuzeyinde Kürtlere ve IŞİD’e karşı operasyon başlattı”, Financial Times: “Türkiye Suriye’de saldırı başlattı”, The Washington Times ise: “Türkiye Suriye’nin kuzeyine saldırı başlattı” başlıklarıyla gördü.

Yabancı medyada yazılanlar, doğrusu akıl tutulmasından başka bir şey değil…

Şimdi gelelim bunun nedenlerine ve çözüm önerilerine…

Türkiye yaklaşık 40 yıla yakındır terör belasının pençeleri arasında bulunuyor. Bu 40 yıllık süreçte çok sayıda hükümet gördü. Özal’ı da, Demirel’i de, Ecevit’i de Yılmaz’ı da Çilleri ‘de Erdoğan’ı da teröre çare bulmak için çeşitli taktikler üretti. Askeri ve siyasi çözüm taktikleriyle terör sorunu çözülmek istendi. Dolayısıyla bu sorunu tek bir lidere fatura etmek burada tartışacağımız bir durum değil.

Ama yapılmayan, ya da eksik yapılan tek şey ise dünya ülkeleri nezdinde bu haklı davadaki haklılığımızı anlatamamak oldu. Bunun adına PR’mı dersiniz lobi faaliyeti mi yoksa diplomasi mi her ne olursa olsun bu argümanlar yeterince kullanılmadı ki dünya bizi yanlış anladı, anlamaya da devam ediyor.

Ne mi yapmalıyız? Uluslararası medyanın yazdıkları karşısında oturup ağlamak yerine kendi eksikliklerimizin muhakemesini yapmalıyız.
Oturup ağladık ama bakın neler yapmadık neler… Mesajlarımızı diş dünyaya vermek yerine hep içeriyi tercih ettik. İşte bazı örnekler…

ABD, Çin, Suudi Arabistan, Rusya gibi ülkeler troll orduları ile sosyal medyadan kendi çıkarları doğrultusunda fikirlerini dünyaya empoze etmeye çalışırken, biz iç siyasette kendi partililerimizi konsolide etmeye çalıştık. Trol orduları ile iç siyasette karşıt fikirdeki insanları yok etme aracı olarak kullandık.

Dünyanın pek çok ülkesi haklı gördükleri ulusal çıkarlarını anlatabilmek için lobi faaliyetleri yapan şirketlere para akıtırken, biz ise milli servetimizi ve varlıklarımızı sayıları bir elin parmağını geçmeyen müteahhitlere, şirketlere, ülkelere peşkeş çektik.

Suriye’nin kuzeyine başlattığımız askeri harekât öncesi ve sırasında ülkemizdeki yabancı basın temsilcilerine Türkiye’nin bunu yapmaktaki gerekçelerini anlatmak yerine, hangi sanatçı harekâtı destekliyor, hangisi desteklemiyor gibi gereksiz polemiklere girmeyi tercih ettik. Oysa kısa süre önce Cemal Kaşıkçı cinayeti sırasında yaşadığımız yabancı basın üzerinden yapılan bilgilendirme faaliyeti, Türkiye’nin bu süreci kusursuz yürütmesine yol açmıştı.

Başka mı?
Terör destekçileri farklı ülkelerdeki savaş ve saldırı görüntüleri ile dezenformasyon yaparken, biz içimizde sınır boyuna giden spikerin üzerindeki kamuflaj kıyafetini, makyajını tartışmaya açtık. Devletin Anadolu Ajansı üzerinden derdimizi dünyaya anlatmak varken, biz ise yapılan bu dezenformasyona yine aynı ajans üzerinden yapılan “yalanlar” ve “gerçekler” şeklindeki haberlerle savunma yapabildik.

Tabii ki Türkiye’nin terör konusundaki bu haklı davasına ilişkin dış dünyadaki yanlış algıyı kırabilmek adına pek çok şey yapılabilirdi. Elbette bu bir süreç ister, yani dünden bugüne yapılan bazı girişimler hemen sonuç getirmeyebilir. Ancak ünlü bir Amerikalı lobicinin söylediği şu sözü de bir kenara not etmek gerekir: “Kazanan en iyi olan değil, lobisini en iyi yapandır.”

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> #yaşandıbittisaygısızca - 07.11.2019
>> Gerçek gazeteciler yurttaş gazeteciler’e karşı - 31.10.2019
>> Güçsüz medya - 24.10.2019
>> Tweet “in”, basın toplantısı “out”… - 10.10.2019
>> Medyadaki fay kırığı… - 03.10.2019
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Neslihan KABAOĞLU Hüseyin MOVİT Bülent BİRİCİK
Dijital dönüşüm rekabet zeminini değiştiriyor… 
Tüm Yazarlar