Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
11.07.2019 / 10:18

Bülent BİRİCİK

İşsiz gazeteci…

Uzun süredir işsizdi… Beşiktaş’ta bir otoparkta rastladım ona… Park ücretini verirken göz göze gelmemizle önce afalladı, sonra hiçbir şey sormadan “Kızımın okul masrafları için mecburdum buna” dedi.

Ne diyebilirdim ki, ”Sen değil, seni işsiz bırakanlar utansın” karşılığını vererek, birkaç teselli cümlesinden sonra ayrıldım oradan.
O, büyük televizyon kanallarında çalışmış tecrübeli bir gazeteciydi. Artık otoparkta bilet kesiyordu.

Otoparkçılara, emeğiyle evine ekmek götüren herkese sonsuz saygımız var ama “gazeteci” ve “otoparkçı” kelimeleri siz ne derseniz deyin yan yana durunca pek yakışmıyor.
Ağırıma gitmişti, konduramamıştım.

Ama ailesinin geçimi uğruna çok sevdiği mesleğini bir yana bırakarak yaptığı şey her türlü takdire değerdi.
Bu tesadüf bana öğretti ki; işsizlik fena halde can yakıyormuş.

**

İşte o karşılaşma oldu bu yazıyı yazmama sebep…
O, işsiz bir gazeteci olarak otoparkçılık yaparken, PR sektöründe, bir firmanın kurumsal temsilinde, internet medyasında ya da medyanın yan kollarında çalışan meslektaşlarımızı ise şanslı olarak sayabiliriz. Çünkü aktif gazetecilik yapamasalar da en azından aynı alanda bir işe sahip olabilmişler. İşsizliği içine sindiremeyip intiharın eşiğine gelen, boşanan, psikolojik sorunlar yaşayan binlerce işsiz gazeteciye ise “Hayat onlara iyi davransın” temennisinde bulunmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor.

Tabii ki Türkiye’de sadece gazeteciler işsiz kalmıyor… Ne var ki rakamlar işsizliğin en çok medya sektörüne uğradığını gösteriyor. Ülke genelindeki işsizlik resmi rakamlara göre yüzde 14,7 olurken, gazeteciler arasında işsizlik oranı ise yüzde 25 civarında… Yani her 4 gazeteciden birisi işsiz… Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre ise ülkemizde son 10 yılda 10 bine yakın gazeteci işsiz kalmış.

**

Meslek hayatları boyunca; fabrikası kapatılan, patronları tarafından haksızca kapı önüne bırakılan, hukuksuzluğa maruz kalan insanların haberlerini yapan o gazeteciler eskisinden daha fazla işsizlik kıskacında. Çalıştığı süre boyunca hakkını arayan insanların yanında olan bir mesleğin çalışanları artık kendi hakkını bile arayamıyor.
Bugün Cumhurbaşkanı takip etmişsin, yarın bir bakmışsın gazeteye giriş kartın turnikeyi açmıyor.
Bugün bakanla yemek yemişsin, yarın insan kaynakları çalışanı arayıp “İş akdiniz feshedildi, gelmeyin” diyor.
Dahası da var…

“Küçülmeye gidiyoruz” diyor atıyorlar,
“Bizimle aynı fikirleri savunmuyorsun” diyor atıyorlar,
“Patron böyle istedi” diyor atıyorlar,
“Para kazanamadık” diyor kapatıyorlar,
“İktidar bizi sevmedi” diyor kapatıyorlar.
O kadar çok sebepleri var ki…

**

İşsiz gazetecinin psikolojisini de araştırmış tıp insanları… İnternette gezinirken rastladım… Başlığı: İşsiz Gazeteci Psikolojisi… Eski tarihli bu yazıda işsiz gazeteci olmanın kişilerdeki fiziki ve psikolojik tahribatı şöyle anlatıyor:
“işsiz kalan kişinin önce hayatını belli bir standartta sürdürmesini sağlayan maaşından olması, dolayısıyla o standartta belirgin bir düşüşün yaşanması ilk görülen fiziki etkidir. Böylece başlayan yoksullaşma, işsiz açısından strese, özdeğer kaybına, kaygıya, sinirliliğe, bunların tetiklediği depresyona ve toplumdaki o işle sağladığı itibarında azalmaya neden oluyor.”
Bu yazıya bir ekleme de ben yapayım mı? İşsiz kalınca adeta “darmaduman” oluyorsun.

**

Gazetecilikle ilgili sivil toplum örgütleri zaman zaman gazeteci işsizliğine ilişkin rakamları açıkladığında mutlaka dikkatinizi çekiyordur. O kolayca telaffuz edilen rakamlar var ya, onları birkaç duyarlı internet sitesinden başka hiçbir yerde haber olarak göremezsiniz. O bol sıfırlı rakamlar aslında tükenen ümitleri, dağılan yuvaları, yoksulluğu, ödenemeyen kiraları, ödenemeyen faturaları, kısacası damdan düşmeyi anlatırlar.

**

“Damdan düşenin halini damdan düşen anlar” derler ya, iyi bilirim bu duyguyu… Çünkü yaşadım… Amaçsızca İstiklal’i adımlarken, Mandabatmaz’da telefonun her an çalabileceği ümidiyle çayımı yudumlarken tattım işsizliği…

Parasız kalmak bir yana, en çok da hiçbir işe yaramıyor olduğunu hissedince tüm benliğin örseleniyor, karışık duygulara gark oluyorsun… Önce üzerinden bir yük kalkmış gibi gelse de, sonrasında “Neden ben?” sorusunun ağırlığında eziliyorsun. Olur ya birisi “ne iş yapıyorsun?” diye soracak olursa diye İnsan içine çıkamıyorsun. Çünkü “gazeteciyim” desen bile ardından gelebilecek “nerede?” sorusunun karşılığı bulunmuyor.

En fenası da ne biliyor musunuz? Eşinizin ve çocuklarınızın acıma ve şefkat duygusuyla karışık bakışları…
Yaş olmuş bilmem kaç, ağır geliyor artık işsiz olmak.

İşsizlik kimseye yakışmıyor ama gazeteciye daha bir yakışmıyor…

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>>  Yeni yayın dönemi yutturmacası - 12.09.2019
>> Tarihi ve turistik mekânlara sosyal medya zulmü - 05.09.2019
>> Toplumsal duyarlılığın kıstası medyatiklik mi? - 29.08.2019
>> Araf’taki Medya… - 22.08.2019
>> Gazeteler neden okunmuyor? - 08.08.2019
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Neslihan KABAOĞLU Bülent BİRİCİK Hüseyin MOVİT
Günümüzün büyük sorunu: ‘Yalan Haber’
Tüm Yazarlar