Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
22.11.2018 / 11:54

Bülent BİRİCİK

Hürriyet…

Bazı gazeteler vardır, varlığını sorgularsınız. Neden açılmış, kime, neye, hizmet ediyor bilemezsiniz. Geçmişine baktığınızda, basın tarihinde iz bırakan tek bir haberine dahi rastlayamazsınız, çünkü kimliği, özgül ağırlığı yoktur.

Bahse konu Hürriyet olunca, ülkenin son 70 yılına damga vuran bir gazete çıkıyor karşımıza. Türkiye’nin haber hafızasında yeri hep ayrı tutulan bir gazete…

Hürriyet özelinde bugüne dek gerek akademik düzeyde gerekse medya eleştirisi anlamında çok sayıda yazı kaleme alındığını görmek mümkün. Ancak bendeniz bu satırlarda sizlere Hürriyet’in 1948’de Sedat Simavi ile başladığı yolculuğun tümünü anlatmak yerine, Demirören grubuna satış süreci ve sonrasında yaşadığı kimlik bunalımını objektif bir bakış açısıyla anlatacağım. Aslında, kimlikli bir gazetenin, kimlik bunalımı yaşayan bir gazete haline nasıl dönüştüğünü…

Bir yargıya peşinen varmak gerekirse; Hürriyet, var olduğu andan itibaren kimseyi tam olarak memnun edemeyen bir gazete olarak bilindi. Daha çok liberal kanadı temsil ettiğinden, sol kesim ve muhafazakârlar tarafından yıllar yılı hep hedef tahtasında oldu. 15-20 yıl önce başlayan basındaki sahiplik yapısının değişimi Hürriyet okurlarının konsolidasyonunda fazlaca değişikliğe yol açmasa da, siyasal iktidarın gözü hep o ‘Amiral Gemisi’nde oldu. Zira iktidar, kendisini destekleyen pek çok gazete bulunmasına rağmen, sözü en çok geçenin hangi gazete olduğunu biliyordu. Asıl sorun da buradan kaynaklanıyordu.

Şahsi bakış açısıyla Hürriyet okurun hafızasında hep onların tüm ihtiyaçlarına cevap veren bir gazete olarak kaldı. Ekonomi, siyaset, magazin, cemiyet, spor, dış politika ve polis-adliye haberleri, sayfa sayısının fazla olmasından kaynaklı olarak geniş bir şekilde yer buldu. Sayfalarında iktidarlarla iyi geçinebilen yazarların yanı sıra, onulmaz derecede muhalif yazarlara da yer verdi. Muhalifi, muhafazakârı, liberali, solcusu Hürriyet’te kendisine hitap eden haber ve yorumları bulabildi. Ülke tarihine tanıklık ettiği süreçte gazeteciliğin doğası gereği zaman zaman memnun ettiklerini kızdırdı, kızdırdıklarını da memnun etti.

Tarihin akışı içerisinde Hürriyet’e; “28 Şubat Darbesi’nin en güçlü aktörü”, “Toplumun dini, kültürel ve tarihi değerlerini aşağılayarak sosyal barışın bozulmasına neden olan gazete”, “Toplumsal kutuplaşmaya sürekli malzeme taşıyan gazete”, “Dindarları hedef tahtasına koyarak nefret suçu işleyen gazete”, “Etnik ayrımcılık yapan gazete”, “Çıplaklığı meşrulaştıran gazete”, “Jakoben tavırla kendi savunduğunu topluma dayatan gazete” gibi suçlamalar yöneltildi. Bu suçlamaların haklılık payının bulunup bulunmadığına yönelik tartışmaları bir yana bırakarak, gazetenin yakın dönemde yaşadığı editöryal kırılmaya mercek tutmak istiyorum.

Satış sonrası dönemin kodları
Aslında Hürriyet’in, Demirören Gurubuna satılması sonrasında yayın çizgisinde kısa sürede radikal bir değişimin olması pek de beklenmiyordu. Bunun en önemli sebeplerinin başında Türkiye’nin en önemli medya gurubunun en hatırı sayılır gazetesi olan Hürriyet’in marka değerinin yüksekliği yatıyordu. İkinci sebep ise Fikret Bila’nın Genel Yayın Yönetmenliği koltuğundan alınıp o koltuğa Vahap Munyar’ın getirilmesiydi. Zira Vahap Munyar yıllarca gazetenin ekonomi müdürlüğünü ve yazarlığını yapan, içeriden bir isimdi. Her şeyden önemlisi de basın camiasında dengeleyici bir isim olarak tanınıyordu.

Ekonomi dünyasına oldukça hakim olmakla birlikte ekonominin içine siyaseti katmamış, hatta siyasi yazılar kaleme almamıştı. Cumhurbaşkanı ile çeşitli iç ve dış gezilere çıkan bir gazeteci olmasına karşın, günümüzde bile bu seyahatleri ekonomi yazarı penceresinden kaleme almasıyla eski duruşunun devam ettiğini görebiliyoruz. Vahap Munyar’ı Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin ve Fikret Bila gibi isimlerden ayıran asıl nedenin, siyaseten nabız vermemesi ve bu nabzı yansıtan siyaset içerikli yazılar yazmaması olduğunu da söyleyebiliriz. Ki, günümüzde hala yazılarını ekonomi sayfasında kaleme alıyor. Ancak kendisi her ne kadar ekonomi yazsa da, bugünlerde yazılarında konulara çoğunlukla iktidar zaviyesinden baktığı da görülmekte.

Doğan’dan Demirören Gurubu’na geçen yayın organları içerisinde Genel Yayın Yönetmeni değişikliği ve birkaç yazar tasfiyesi haricinde Hürriyet’te fazlaca sirkülasyon olmadığı da aşikar. Dolayısıyla editöryal kadronun muhafaza edilmesi, bizlere yeni patronajın Hürriyet’in marka değerini düşürmemek için itidalli bir davranış içinde olduklarının sinyallerini veriyor.
Hürriyet’in satış sonrası iyi okunması gereken kodlardan birisi de İcra Kurulu Başkanlığı koltuğunda yaşanan değişim oldu. İşletme kökenli bir isim olan Çağlar Göğüş’ün yerine gazeteci Mehmet Soysal’ın getirilmesi, tepe yönetimin gazetecilerle empati kurabilecek yetenekte bir isme teslim edilmesi anlamına geliyordu. Soysal’ın, muhafazakar yapısıyla bilinen İhlas Yayın Gurubu’ndaki yöneticilik tecrübesi ile kendi muhafazakar duruşunun birleşimi, Demirören Medya Gurubu’nun iktidarla olan ilişkileri adına büyük önem taşıyordu.

15 Temmuz gecesi üstlendiği rol ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gönlünü kazanan Hande Fırat’ın Ankara Temsilciliğine getirilmesi, iktidarla yıldızları barışmayan Mehmet Yılmaz, Deniz Zeyrek ve Taha Akyol gibi yazarların yakın geçmişte gönderilmesi Hürriyet’i bir anlamda dikensiz gül bahçesi haline getirdi. Yaşanan süreç Ertuğrul Özkök’ün ruhen siyaset medyasından arınmasına yol açarken, sosyal hayatın kılcal damarlarına inme başarısını gösterdiği yazılarda ne kadar mahir olduğunu da ispat etti. Tüm bunlar muhalif kesimin pek hoşuna gitmese de, bu tür ayrık otlarının ayıklanması sonrasında iktidarın memnuniyet katsayısı önemli ölçüde arttı. Bu memnuniyeti, Hürriyet’in artık eskisi kadar iktidar ve iktidarı destekleyen kesim tarafından hedef tahtasına oturtulmamasından anlamak mümkün.

İktidar ve muhalefeti memnun edememe sorunu
Peki, Hürriyet satılma süreci sonrasında muhalefete karşı nasıl bir tutum takındı? Onları da üzmedi. Ana akım medyada bugün pek çok gazete muhalefet partilerine ilişkin haberleri sayfalarına taşımazken, Hürriyet taktik bir tavırla onları da sayfalarına koymaya devam ediyor. Ana Muhalefet Partisi CHP haberlerine ve partinin lideri Kemal Kılıçtaroğlu ile yapılan röportajlara hem de birinci sayfasında yer veren gazete, İyi Parti ve Saadet Partisi gibi partilere de editöryal körlük yaşamıyor. Böylelikle muhalefeti destekleyen kesimin de “Medya bizi görmüyor” serzenişlerine beklentilerden fazla olarak muhatap olmuyor.

Gelelim iktidara yönelik bakış açısına… Aslında Hürriyet’teki editöryal bunalım, Aydın Doğan’ın medya gurubunu satmasından çok önce yaşanmaya başlamıştı. İktidarın haberlerine kayıtsız kaldığı veya bu haberlere yeterince önem atfetmediği gibi bazı gerekçelerle eleştirilere maruz kalıyordu. Gazete yönetimi o dönemde buna, ‘hayatın içinden haberleri manşete almak, siyaset haberlerini ise birinci sayfada daha küçük görmek’ gibi bir çözüm bulmuştu. Zira iktidar partisini ve onun liderini manşete çıkarmak muhalif kesimin tepkisine yol açacak, tam tersi bir durum ise iktidarı kızdıracaktı.

Böylece siyasi gündemde çok önemli bir gelişme olmadığı günlerde toplumsal sorunlara parmak basan haberlerle gün geçiriliyordu. Şimdi mi? Şimdi ise durum şu: Birinci sayfada sürmanşet genellikle spor ve magazine ayrılırken, manşette ise yine toplumsal konular, terör ya da dış politika ağırlıklı olarak veriliyor. Hürriyet’in son yirmi güne dönük sayılarına baktığımızda Cumhurbaşkanı’nın 2 kez manşet olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın etkinliklerine ilişkin haberlerin ise neredeyse her gün birinci sayfadan anonslandığını görüyoruz. Cumhurbaşkanı haberlerinin yanlarına da çoğunlukla Kemal Kılıçtaroğlu ve Devlet Bahçeli haberlerinin serpiştirildiğini gözlemliyoruz. Arada bir de, bakanlar ve icraatlarını anlatan haberlerle de durumun kurtarılmaya çalışıldığını anlıyoruz.

Bu yazıda Hürriyet’i genel hatlarıyla değerlendirmeye çalıştım. Hürriyet için aslında yazılabilecek çok daha fazla şeyler bulunuyor. Ancak yukarıda yazılanlar sadece Hürriyet’in satış sonrasındaki duruşunu kendi bakış açımdan ifade etmekti. Gelecek haftanın yazısında bir başka gazeteyi mercek altına almaya çalışacağım. Kalın sağlıcakla…

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Işıklı ekranın ardından hissetmek - 13.12.2018
>> Cumhuriyet… - 06.12.2018
>> SABAH… - 29.11.2018
>> Bilgilendirici habercilikten eğlendirici haberciliğe… - 15.11.2018
>> Haberciliğin dijitale evrilmesinde gelinen nokta: dijital tuzakçılık - 08.11.2018
Medyaloji Yazarları
Hüseyin MOVİT Bülent BİRİCİK Halef R.  VAYIS Neslihan KABAOĞLU
Dünyada Neler Oluyor (285-3)
Tüm Yazarlar