Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
08.08.2019 / 09:57

Bülent BİRİCİK

Gazeteler neden okunmuyor?

Türkiye’de gazetelerin satış rakamlarında son birkaç yıldır hızlı bir azalma yaşanıyor. Öyle ki ülke genelinde yayınlanan tüm gazetelerin toplam satış rakamının bir buçuk milyonlara gerilediği belirtiliyor.

Çok değil bundan 20-30 yıl öncesinde sadece tek bir gazete bir buçuk milyon satıyordu. Tirajlardaki azalmaya paralel olarak ciddi bir prestij kaybı da söz konusu... Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen birkaç duyarlı yazarın soruna ilişkin yazılar kaleme alması dışında görünürde tedbir amaçlı olarak hiçbir şeyin yapılmadığı görülüyor.

Maalesef bu kötüye gidişle alakalı yapılabilecek pek çok şey varken bunun müsebbibi olarak da “medyadaki dijitalleşme” gösteriliyor. Bunun adı; kolaycılık, sorunu görmezden gelme, günü kurtarma değil de nedir?

Patronundan genel yayın yönetmenine, yöneticisinden tüm emekçilerine dek gazeteler için acilen harekete geçilmesi gerekiyor. Eğer harekete geçilmezse üzülerek belirtmeliyim ki artık çalışacak bir gazeteleri kalmayacak. Reklam verenlerin büyük bölümünün terk ettiği gazeteler, Basın İlan Kurumu’nun da ilan desteğini kesmesi durumunda kapılarına kilit vurmak zorunda kalabilecekler. Bu öngörü maalesef bugünlerde sıkça dile getirilir oldu. 1831’de Takvim-i Vekayi ile başlayan ve zor bir tarihi süreçten geçerek bugüne kadar gelen yazılı basın tehlikeye kayıtsız kalınması nedeniyle hazin sona doğru ilerliyor.

Peki, gazetelerin satmamasının nedenleri neler? Madde madde sıralayalım…
İnternet haberciliğinin gelişmesi ve sosyal medya: Yazılı basının kan kaybının önemli nedenleri arasında bulunuyor. Ancak ana akım medya, kâğıda basılı halindeki mevcut politikasını dijital uzantılarına da yansıttığı için önemli bir referans kaynağından yoksun durumda. Gazetelerin web versiyonları, kâğıda basılı halinden daha fazla takip edilse de, yayın politikalarındaki paralellik ve reklam alabilmek uğruna yapılan uygulamalar yeterince takip edilmelerinin önüne geçiyor. Özellikle tık avcılığına dayalı habercilik anlayışı okuyucular üzerinde negatif etki yaratıyor. Sorunu, kağıda basılı yayınların demode olması ve internetin yükselen değer olması üzerinden izah edecek olursak, yoluna dijitalde devam kararı alarak gazetelerini kapatan Radikal, Vatan ve Habertürk Gazetelerini nereye koymamız gerektiğini uzun uzun araştırmamız gerekecek. Bu örnekler göz önüne alındığında patronların “gazeteyi kapattım, yoluma dijitalde devam edeceğim” demesiyle dijitalleşmenin mümkün olmadığı da açıkça anlaşılıyor. Çünkü dijitalde başarılı olmanın yolu, gazeteyi kapatmaktan ziyade bu alanda yeni stratejiler geliştirip, objektif habercilik kuraları çerçevesinde geniş kitlelere ulaşabilmekte yatıyor. Bunu gören reklam verenler zaten bir şekilde dijitaldeki başarılı yayınları keşfedeceklerdir.

Sosyal medya konusuna gelince… Ülkemizde gazeteler ve gazetelerin web uzantılarının bu alanı doldurması beklenirken, sosyal medyada bir kaynak çeşitliliği göze çarpıyor. Bilgi kirliliğinin üst düzeyde olduğu sosyal medya platformlarında, medya kuruluşlarının yanı sıra kişiler üzerinden yürüyen bir habercilik anlayışının hüküm sürdüğü görülüyor. Fenomenler, troller, aktif ve aktif olmayan gazeteciler, fikir önderleri, vatandaş gazeteciler gibi pek çok sosyal medya hesabını buna örnek verebiliriz.

Okuma alışkanlığının azlığı: Türk halkının okuma alışkanlığı, başta Avrupa olmak üzere birçok ülke ile mukayese edildiğinde oldum olası hep düşük seyretmiştir. Kitaplar da gazeteler de yıllardır istenilen satış rakamlarına bir türlü ulaşamamıştır. Tabii ki bunda Türk kültüründe sözlü kültürün ve birebir iletişimin önemli bir yere sahip olması da etkilidir. Yeni bilgilerle donanmak, ülke ve dünya sorunlarına ilişkin kaygılanmak apayrı bir kültürün yansımasıdır. Zaten okumayı sevmeyen Türk halkı uygulanan yanlış yayın politikaların sonucunda doğal olarak gazetelerden soğumuştur. Tarihte 1,5 milyon tirajın üzerine çıkma başarısını gösteren bazı gazeteler olmuşsa da, bunun ardında çeşitli abonelik ve promosyon kampanyaları yatmaktadır. Demirören Medya Holding İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal'ın medyada dijitalleşmeye ilişkin geçtiğimiz günlerde bir yazısında kullandığı "Günde 15 lira verip sigara alan, 5 liraya bir bardak çay içen okuyucu 1 lira verip gazete okumuyorsa ortada büyük bir sorun var demektir" şeklindeki cümlelerinde tamamen haklılık payı vardır. Ancak Soysal’ın ifade ettiğinin aksine esas sorun habere para ile ulaşma sorunundan ziyade, satın alınan şeyin bir değer ifade etmesidir. Şayet değeri yoksa ucuz bile olsa onu satın almayı kimse istemez.

Halkın sorunlarına yabancı kalmak: Gazetelerin büyük bölümü son yıllarda mevcut siyasi iklimin de etkisiyle halkın sayfalarda görmeyi istediği haberlere artık yer vermiyorlar. Ucu iktidara dokunabileceği kaygısından olsa gerek; zam, işsizlik, işçi eylemi, enflasyon, mülteciler sorunu, pahalılık, çevre gibi konular 3-4 gazete haricinde diğer gazetelerde görülmüyor. Okuyucunun aklını çelmeye yönelik manşete yerleştirilen “emekliye zam”, “emeklilere müjde”, “erken emeklilik fırsatı” gibi başlıklarla yayınlanan haberler ise halkı kandırmaktan başka işe yaramadığı anlaşılıyor. Okuyucuların gazetelerden uzaklaşmasında yayınlanan haberlerin geniş kitlelere hitap etmemesini de önemli bir etken olarak gösterebiliriz. Okuyucuların entelektüel kapasitelerini aşan bir dille kaleme alınmış köşe yazıları, haber, yorum, röportaj ve yazı dizileri yayıncılarla okuyucuların birbirinden uzaklaşmasına yol açıyor.

Gerçek gazetecilikten uzaklaşılması: Kemal Öztürk Yeni Şafak’taki bir yazısında, gazetelerin satmama nedenlerine ilişkin “Türkiye'de gazete çok olabilir, ama gazetecilik az. Türkiye'de gazeteler az satıyor, çünkü insanlar gazete almıyorlar. Gazeteciliğin olmadığı gazeteleri neden alsınlar ki?” şeklinde bir yorum yapmıştı. Çok doğru bir tespit… Gazetelerin manşetlerini önceleri hep araştırmaya dayalı özel haberler süslerdi. Günlerce tartışılan manşetler olduğu gibi, bir manşetle hükümet bile dağılabilirdi. Oysa günümüzde manşetler ses getirmiyor. Çünkü o manşetlere gazetecilerden ziyade siyasi odaklar yön veriyor. Gazete sahiplerinin gazeteci kökenli olmayıp farklı sektörlerde iş yapan iş insanlarından oluşması ve ticari bekaları doğrultusunda hareket etmeleri de kuşkusuz manşetlere yön veren dinamikler arasında bulunuyor.

Gazetelere ve gazetecilere olan güvenin azalması: Yazılı basında son yıllarda; spekülasyon, manipülasyon, yalan haber ve algı operasyonlarına son yıllarda sıkça rastlanıyor. Özellikle siyaset haberlerinde başvurulan bu yöntemler, kuşkusuz gazetecilere ve gazetelere olan güvenin dibe vurmasında önemli rol oynadı. Öte yandan, sadece habercilik yapmak yerine belli kişi ve grupların çıkarlarının gözetilerek okuyuculara sırt çevrilmesi de yazılı basına olan güveni önemli ölçüde sarstı.

Ajans bağımlılığı ve masa başı gazetecilik: Türkiye’de yazılı basında en çok dikkat çeken konulardan biri de hangi gazeteye bakarsanız bakın neredeyse tüm haberlerin birbiriyle aynı olması… Öyle ki bazen yazarlar bile tek bir yerden komut verilmişçesine aynı konuda benzer yorumları kaleme alabiliyorlar. Yazarların belli bir odaktan yönetilip yönetilmediği bilinmez ama sayfalara taşınan haberlerin aynı olması, gazetelerin AA, İHA ve DHA olmak üzere üç ajanstan besleniyor olmalarından kaynaklanıyor. Muhabir kadrolarını türlü nedenlerle minimuma indiren gazeteler maalesef bir süredir editörlerin masa başında şekillendirdiği ajans haberleriyle çıkıyor. Kendi muhabirleri tarafından takip edilmeyen, kendi foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafları kullanamayan gazeteler ise doğal olarak tek sesli bültenler haline dönüşüyor. Polis-istihbarat ve magazin gibi çeşitli alanlarda görev yapan muhabirlerin mesleki dayanışma ruhuyla kurdukları WhatsApp grupları da tek sesliliğe katkı sağlıyor. Aynı kişinin yazdığı bir haber bu havuz sistemi sayesinde birçok gazetenin sayfalarında aynı şekilde yer bulmasına neden oluyor.

Görüldüğü gibi gazeteler tek bir nedenden ötürü tiraj kaybı yaşamıyor. Peki gazeteleri gelecekte neler bekliyor? Gazetelerin geleceğine dair öngörüler bir sonraki yazıda…

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> #yaşandıbittisaygısızca - 07.11.2019
>> Gerçek gazeteciler yurttaş gazeteciler’e karşı - 31.10.2019
>> Güçsüz medya - 24.10.2019
>> Kazanan, lobisini en iyi yapandır - 17.10.2019
>> Tweet “in”, basın toplantısı “out”… - 10.10.2019
Medyaloji Yazarları
Neslihan KABAOĞLU Hüseyin MOVİT Bülent BİRİCİK Halef R.  VAYIS
Otizmli öğrencilerin yaşadığı son damla oldu
Tüm Yazarlar