Bülent BİRİCİK

bulent.biricik@hotmail.com
18.04.2019 / 09:46

Bülent BİRİCİK

Başka bir gazetecilik mümkün mü?

Bir varlık düşünün ki mazoşist bir çılgınlık haliyle gün be gün kendi kendini tüketiyor… Bunu yaparken canı acıyor ama sadist bir tavırla bir yandan can yakıyor. Geçmişteki güzel günleri, geleceğe dair umutları azaltıyor. Medya tam da böyle bir süreçten geçiyor.
Kendi kendini tüketen varlığın ne olabileceğini araştırdığımda hayvanlar âlemine ilişkin bazı bilgiler elde ettim. Bazı canlıların farklı nedenlerle kendi bedenlerinden parçalar yiyebildiklerinden, bu ilginç davranışın ise "kendini yemek" olarak adlandırıldığından bahsediliyordu. Tıpkı medyadaki gibi…

Kendisini yiyip tüketen bir varlığın kime faydası olabilir ki? Kendisine ve ona ihtiyacı olanlara katkı sunamayan, ortak değerlere aldırış etmeyen, empati kuramayan…
 
O zaman varlığının da sorgulanması gerekiyor… Eğer topluma katkı sunamayan bir medyadan bahsediyorsak, o yapıyı ayakta tutan şeyin toplum olması beklenemez.  Eğer hala ayakta ise mutlaka birilerine fayda sağlıyordur. Bu yaşamsal destek belki kişi, kurum, kuruluş, örgüt veya partiden gelebilir. Bilinmelidir ki onu ayakta tutan şey onlarla kurulan doğrudan veya dolaylı ilişkiler ya da ideolojik bağlantılardır.

Oysa hiçbir görüş ve inancı haberciliğin önüne koymadan da bu ülkede gazetecilik yapmak mümkün. Görüşler ve inançlar gibi soyut kavramlar gün gelip anlamını yitirebilir, gölgesine sığınılan şeyler fayda etmeyebilir. Şu gerçek asla göz ardı edilmemelidir ki ülkeler var oldukça medya hep var olacaktır.

Asla unutmadık, medya elitleri geçmişte kişilere, değerlere, hatta ülkeye kötülükler yaptılar. Medya eliyle yapılan bu nobranlıkları kimse affetmedi, sadece not etti. O nobranlıklar gazeteciliğin, gazetecilerin utanç abidesi olarak arşivlerde duruyor. Kimileri fayda elde etmiş olabilir ama içinde binlerce insanı barındıran koca bir yapı büyük yara aldı.

Ya şimdi… Nefret, hakaret, aşağılama, şiddete çağrı, ötekileştirme gibi yapılanlar eğer geçmişte yapılan nobranlıkların bir intikamıysa, tüm bunlar kendi kendini tüketmenin değirmenine su taşımaktan başka bir anlam taşımıyor. Olsa olsa gazeteciliğin itibarının yoğun olarak sorgulandığı bir dönemde bu krizi derinleştiriyor.
 
Medyanın itibarı demişken, bu sorunun yalnızca patronları ilgilendirdiği yanılgısına girmemek gerekir. Eksilen itibar medya patronunun olduğu kadar, haber peşinde koşan gazetecinin de sorunudur. Bu nedenle patronların olaya yaklaşımının ticari, gazetecilerin ise mesleki kaygılarla olduğu göz ardı edilmemelidir. Bilinmelidir ki bu iki kesim asla gemide olmadılar, olmayacaklar da…
 
İtibar kaybı sektörde her geçen gün onulmaz yaralar açarken, dijitalleşme gibi önemli bir tehdit burunlarının ucundayken bile medyanın kendi burnunun ucundaki sorunları görmemesi büyük bir aymazlık değil de nedir? Oysa bu ülkede başka türlü bir gazetecilik de mümkün…
 
Sabahattin Ali, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı da gazetecilik yaptı aynı ülkede. Birilerinin olmasını istediği şeyi değil, olanı yazarak, siyasi fayda yerine toplumsal faydayı gözeterek…
 
Kısacası geçmişte olduğu gibi bu ülkede fikri ile yazan, vicdanı ile hareket eden, ahlakı ile yazdıklarını süzgeçten geçiren gazeteci olabilmek de mümkün…
 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> İhbar hatlarının anatomisi - 23.05.2019
>> Günahkâr medya - 16.05.2019
>> Ekrandaki ramazan klişeleri - 09.05.2019
>> Rakamların diliyle Türkiye’de gazetecilik - 02.05.2019
>> Gazeteciliğin beka sorunu - 25.04.2019
Medyaloji Yazarları
Bülent BİRİCİK Halef R.  VAYIS Barış AYGENER Neslihan KABAOĞLU
İhbar hatlarının anatomisi
Tüm Yazarlar