Saat: 11:34
Dr. Öğr. Üyesi Şüheda Özkan, Dünya Ergoterapi Günü kapsamında ergoterapinin bireylerin günlük yaşam aktivitelerine katılımını, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini destekleyen rolüne dikkat çekti.
Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Şüheda Özkan, Dünya Ergoterapi Günü kapsamında ergoterapinin bireylerin günlük yaşam aktivitelerine katılımını, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini destekleyen rolüne dikkat çekti. Özkan, “Ergoterapi, bireylerin yalnızca yaşamlarını sürdürmelerini değil, yaşamın içinde aktif, bağımsız ve anlamlı bir şekilde yer almalarını destekler” dedi.
Her yıl 27 Ekim’de kutlanan Dünya Ergoterapi Günü, ergoterapi mesleğine yönelik toplumsal farkındalığı artırmayı ve günlük yaşam aktivitelerine katılımın sağlık, iyilik hâli ve yaşam kalitesi üzerindeki önemini vurgulamayı amaçlıyor. Dünya Ergoterapistler Federasyonu (WFOT), 2026 yılı temasını “Participation Matters – Yaşama Katılım Önemlidir” olarak belirledi.
Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Şüheda Özkan, Dünya Ergoterapi Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, ergoterapinin bireylerin günlük yaşamlarını daha bağımsız, güvenli ve anlamlı biçimde sürdürebilmelerine katkı sağladığını belirtti.
Ergoterapinin yalnızca fiziksel becerilerin geliştirilmesine yönelik bir uygulama olmadığını vurgulayan Özkan, kişisel bakım, yemek hazırlama, eğitim, çalışma, oyun, sosyal ilişkiler ve boş zaman etkinlikleri gibi günlük yaşamın birçok alanının mesleğin çalışma kapsamına girdiğini ifade etti. Özkan, ergoterapide bireyin yalnızca hastalığına veya işlevsel kısıtlılıklarına değil, yapmak istediklerine, yaşam hedeflerine ve çevresinde karşılaştığı engellere de odaklanıldığını kaydetti.
Ergoterapi her yaş grubuna hitap ediyor
Ergoterapinin toplumda giderek daha fazla tanınmasına rağmen mesleğin kapsamının hâlâ yeterince bilinmediğini belirten Özkan, ergoterapinin yalnızca çocuklara yönelik bir uygulama ya da fiziksel rehabilitasyonun bir parçası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Çocuklardan yaşlı bireylere, nörolojik ve ortopedik hastalıklardan ruh sağlığı alanına, gelişimsel farklılıklardan çalışma yaşamına katılıma kadar geniş bir alanda hizmet sunulduğunu aktaran Özkan, Türkiye’de ergoterapi farkındalığının artırılmasının önemine dikkat çekti.
Özkan, ergoterapi hizmetlerinin sağlık kuruluşlarının yanı sıra evlerde, eğitim kurumlarında, iş yerlerinde ve toplum temelli hizmetlerde de yaygınlaşmasının, bireylerin ihtiyaç duydukları desteğe erişimini kolaylaştıracağını belirtti.
Çocuklarda ergoterapi, okul ve sosyal yaşama katılımı destekliyor
Çocukluk döneminin hareket, duyu işleme, bilişsel beceriler, öz bakım, oyun ve sosyal ilişkilerin gelişimi açısından kritik bir dönem olduğunu ifade eden Özkan, bazı çocukların gelişimsel farklılıklar, otizm spektrum bozukluğu, serebral palsi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), gelişimsel koordinasyon bozukluğu veya farklı nörolojik ve fiziksel durumlar nedeniyle günlük yaşam aktivitelerine katılmakta zorlanabildiğini belirtti.
Ergoterapinin çocukların yalnızca belirli becerileri kazanmasına değil, bu becerileri günlük yaşamlarında kullanabilmelerine de odaklandığını vurgulayan Özkan, giyinme, yemek yeme, yazı yazma, oyun oynama, okul araçlarını kullanma ve akranlarla etkileşim kurma gibi aktivitelerin bu sürecin önemli parçaları olduğunu kaydetti.
Okul ortamında yapılan bireysel değerlendirmeler ve uygun düzenlemelerin de çocukların öğrenme sürecine katılımını desteklediğini belirten Özkan, öğretmenler ve ailelerle iş birliğinin önemini vurguladı. Özkan, çocuğu çevresine uyum sağlamaya zorlamak yerine, gelişimini ve katılımını destekleyen koşullar oluşturmanın temel yaklaşım olması gerektiğini ifade etti.
Yaşlı bireylerin bağımsız yaşamı ergoterapiyle desteklenebilir
Yaşlanmayla birlikte hareketlilik, denge, bellek ve diğer bilişsel işlevlerde değişiklikler yaşanabildiğini belirten Özkan, inme, Parkinson hastalığı, demans ve artrit gibi sağlık sorunlarının da günlük yaşam aktivitelerini güçleştirebildiğini söyledi.
Ergoterapinin bu süreçte yaşlı bireylerin yapabildikleri aktiviteleri mümkün olduğunca uzun süre sürdürebilmelerini, güvenliklerini korumalarını ve yaşamlarında anlam taşıyan rollere katılmaya devam etmelerini hedeflediğini aktaran Özkan, kişisel bakım eğitimi, yardımcı cihaz kullanımı, enerji koruma stratejileri ve çevresel düzenlemelerin önemine dikkat çekti.
Özkan, ev ortamında tutunma barlarının kullanılması, kaygan zeminlerin önlenmesi, aydınlatmanın iyileştirilmesi ve gerekli durumlarda uygun banyo ekipmanlarından yararlanılması gibi düzenlemelerin düşme riskini azaltmaya ve günlük yaşamı kolaylaştırmaya katkı sağlayabileceğini belirtti.
Türkiye’de yaşlanan nüfus ve kronik hastalıklarla ilişkili bakım gereksinimleri dikkate alındığında, ev temelli ve toplum temelli ergoterapi hizmetlerinin geliştirilmesinin giderek daha önemli hâle geldiğini ifade etti.
Ev, okul ve iş yerlerinde erişilebilir düzenlemeler önem taşıyor
Bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları güçlüklerin her zaman kişisel özelliklerinden kaynaklanmadığını belirten Özkan, çevresel engellerin de aktivitelere katılımı sınırlandırabildiğini söyledi. Ergoterapinin bireyin becerileriyle çevrenin gereksinimleri arasındaki uyumu değerlendirerek yaşam alanlarını daha erişilebilir, güvenli ve işlevsel hâle getirmeyi amaçladığını kaydetti.
Evlerde eşiklerin kaldırılması, sık kullanılan eşyaların kolay ulaşılabilir yerlere yerleştirilmesi ve uygun aydınlatmanın sağlanması; okullarda erişilebilir sınıflar, uygun oturma düzenleri ve ihtiyaca göre yapılan duyusal düzenlemeler; iş yerlerinde ise ergonomik çalışma alanları, uygun çalışma yüzeyleri ve yardımcı teknolojiler günlük yaşama katılımı kolaylaştırabilecek uygulamalar arasında yer alıyor.
Özkan, bu düzenlemelerin bireysel gereksinimler doğrultusunda planlanması gerektiğini vurgulayarak herkes için aynı çözümün uygun olmayabileceğine dikkat çekti.
Türkiye’de ergoterapi hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor
Türkiye’de ergoterapi hizmetlerinin gelişmesi için toplumsal farkındalığın artırılması, hizmetlere erişimin kolaylaştırılması ve farklı kurumlar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Özkan, özellikle okul temelli uygulamalar, ev ziyaretleri, toplum temelli rehabilitasyon ve yaşlı bireylerin bağımsız yaşamını destekleyen programların önemine işaret etti.
Sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler alanlarının yanı sıra yerel yönetimlerin de bu süreçte önemli bir rol üstlenebileceğini ifade eden Özkan, ergoterapi uygulamalarının bilimsel kanıtlara ve bireylerin gerçek yaşam gereksinimlerine dayanması gerektiğini söyledi.
Ergoterapinin başarısının yalnızca klinik değerlendirmelerdeki değişimlerle ölçülmemesi gerektiğini belirten Özkan, bireyin evinde, okulunda, işinde ve sosyal yaşamında gerçekleştirebildiği aktivitelerin de değerlendirilmesinin önemini vurguladı.
“Ergoterapinin odağında bireyin yaşamına anlamlı katılımı var”
Dünya Ergoterapi Günü’nün 2026 yılı teması olan “Yaşama Katılım Önemlidir” mesajının mesleğin temel yaklaşımını yansıttığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Şüheda Özkan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir bireyin sağlık durumundaki iyileşme, günlük yaşamında yapmak istediği şeylere yeniden katılabilmesiyle anlam kazanır. Bir çocuğun arkadaşlarıyla oyun oynayabilmesi, bir öğrencinin sınıf etkinliklerine katılabilmesi, bir yetişkinin işine dönebilmesi, inme geçirmiş bir bireyin yeniden kendi bakımını gerçekleştirebilmesi veya yaşlı bir kişinin kendi evinde güvenle yaşamayı sürdürebilmesi birbirinden farklı hedeflerdir. Ancak hepsinin ortak noktası, bireyin yaşamın içinde aktif bir rol üstlenebilmesidir.
Ergoterapi, bireyin yalnızca yapamadıklarına değil, yapabildiklerine, yapmak istediklerine ve yaşamında anlam taşıyan hedeflerine odaklanır. Gerektiğinde kişinin becerilerini geliştirir, gerektiğinde çevresini düzenler ve yardımcı teknolojilerden yararlanır. Tüm bu süreçte bireyin kendi kararlarını ve tercihlerini merkeze alır.
27 Ekim Dünya Ergoterapi Günü’nün mesleğimizin daha iyi tanınmasına, erişilebilir yaşam alanlarının yaygınlaşmasına ve herkesin günlük yaşam aktivitelerine eşit ve anlamlı biçimde katılabildiği bir toplumun oluşmasına katkı sağlamasını diliyorum.”
