28.07.2021 / 11:28

Halef R.  VAYIS

Türk basın tarihine kısa bir yolculuk…

Okunan gazeteden bakılan gazeteye geçiş, tirajları arttırırken, o güne dek kabul gören gazeteciliğin yerleşik kuralları da yeniden yazıldı...

 

Türkiye’de 60’lı yıllarda hızlanan kentleşme süreci, topluma yeni bir hareketlilik kazandırırken; Türk basın sektörünü de yeniden yapılanmaya yöneltti.

O yıllarda kırsal kesimden büyük şehirlere gerçekleştirilen göçler, Babıali’nin o zamana kadarki iletişim dilini ve üslubunu da değiştirecekti. Çünkü gazetelerin yeni okur, yani yeni müşteri kitlesi oluşuyordu.

Bu durumun farkına ilk varanlardan olan Haldun Simavi, 1968 yılında Günaydın gazetesini yayın hayatına sokacak ve böylece –daha sonra boyalı basın olarak da adlandırılacak- çok resimli az yazılı gazeteler dönemini başlatacaktı.

Öyle ya… Okuma kültürü gelişmemiş bir topluluğa gazete satabilmenin yolu, biraz da görselliği öne çıkarabilmekten geçiyordu.

Gazeteciliğin kuralları değişiyor…

Okunan gazeteden bakılan gazeteye geçiş, tirajları arttırırken, o güne dek kabul gören gazeteciliğin yerleşik kuralları da yeniden yazıldı.

Haber araştırmasının yerini haber üretimine bırakması, değişen kurallardan biriydi. Yabancı dergi veya yayınlardaki sıra dışı ya da o günlerin ölçüsünde erotik resimler alınıyor, altına okurun ilgisini çekecek içerik ve üslupta metinler ekleniyordu.

Evet, bakılan gazete olmak gazete satışlarını patlatmıştı. Ancak bir gazeteyi sadece çıplak kadın resimleriyle ve kaza ve cinayet haberlerinin yer aldığı üçüncü sayfalarla donatmak nereye kadardı. Ekonomik sorunlar vardı. Siyaset, ülke insanın yaşantısına iyice girmişti ve insanlar bunlardan da haberdar da olmak istiyordu.

İşte burada yeni bir kural daha işlemeye başladı.

Gazetelerin daha çok okunabilmesi için eylemsi kavramlar yerini, sıfatlara ve zamirlere bırakmaya başladı.

“Bakan istifa etti” yerine “bakan yolcu” gibi başlıklar, Türk basın hayatında yerini aldı.

Oysa bu tür kavramlar, okurda hem kışkırtıcı, hem de yönlendirici etkiler yapıyordu. Yorumsuz haber verme biçimi, yorumla karışık bilgi verme şekline dönmüştü.

Ve işin en sevimsiz tarafı da buydu. Türk toplumu habere artık etki altında kalarak ve yönlenmeye maruz bırakılarak ulaşabilecekti.

Yalan-yanlış, doğruluğu kontrol edilmeksizin yazılan haberlerin ise uzun süreli hükmü zaten yoktu. Çünkü, insan hafızasının unutkanlık gibi bir eksikliği vardı ve gazetelerin etki ömrü de birkaç günü geçmiyordu.

90’lı yıllara gelindiğinde, gazeteleri yeni bir tehlike bekliyordu: Teknoloji (!)

Gelişen teknoloji, doksanlı yıllara gelindiğinde nihayet ülkemizin kapısına da dayanmıştı. O yıllarda henüz dillendirilmeye başlanan bu sihirli sözcük, Türk insanını heyecanlandırıyordu.

Ancak Türk basın dünyası için bir sorun vardı; sektör buna hazır değildi.

O yıllarda dışarıdan gelen ve dövize endeksli pahalı teknoloji, maliyetleri bir anda yukarılara tırmandırdı.

Tiraj hastalığı yeniden nüksetmişti.

Yeni tehlikenin ortaya çıkmasıyla gazete işletmeciliğin basit kuralları çalışmaya başladı ve durumu kurtarmanın üç yolu bulundu: Yeni kaynak, tasarruf ve tiraj arttırma.

İnsan kaynağına yatırım yapılmadı…

Yeni kaynak arayışı, gazetelerin el değiştirmesini de beraberinde getirirken, gazetelerin kimlikleri de farklılaşmaya başladı.

Tasarrufun adı ise personel azaltma ve daha niteliksiz insan çalıştırmak olunca, pek çok nitelikli gazeteci meslek değiştirmek zorunda kaldı. Günümüzde gazetelerin ağırlıklı olarak ajanslardan beslenmesinin temel nedenlerinden biri, tasarruf maksatlı personel azaltılmasıdır. Bu nedenle, gazeteler aynı haberlerle doludur.

Gazete işletmecileri, tiraj yükseltmenin yolunu ise promosyonda buldular. Gazeteyi okutmak için değil, baktırmak için satma geleneği, gazete ile birlikte çeşitli ürünler dağıtmaya dönüştü. Gazete kuponu toplayarak çay, şeker, tava, tencere, pirinç, bulgur, şampuan gibi ürünleri de bedavaya almak, hayatımızın yeni eğlencesi oldu.

İş, televizyon ve araba dağıtımına kadar uzandı.

Ancak çağa ayak uydurmanın bu olmayacağı, 2000’li yılların başlamasıyla ortaya çıktı. İnternet gazeteciliği ilk başlarda pek ciddiye alınmadıysa da, ilerleyen yıllar bu yeni mecranın hiç de yabana atılmaması gerektiğini söylüyordu.

Yine 2000’li yıllar ile birlikte, adına sosyal medya denen yeni bir tür daha buyurdu sahneye.

İşte bu sosyal medya ve internet yayıncılığı, geleneksel gazeteciliğin baş belalılığına soyunmuş durumda…

twitter.com/halefrvayis

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Ata çatlayana kadar yem vermek… - 15.09.2021
>> Keçi kuyruk indirdiğinde yağmur gelir... - 08.09.2021
>> Önemli olan sistem midir? - 01.09.2021
>> 2050 yılına gelindiğinde… - 25.08.2021
>> Elimizin boyanmasıyla ikna oluruz… - 18.08.2021
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Hüseyin MOVİT Neslihan KABAOĞLU Bülent BİRİCİK
Ata çatlayana kadar yem vermek…
Tüm Yazarlar