08.09.2021 / 12:44

Halef R.  VAYIS

Keçi kuyruk indirdiğinde yağmur gelir...

Sürekli doğayla iç içe yaşayanlar zamanla onun gibi davranmaya başlıyorlar: Yalın, katı ve paylaşımcı. Aynı zamanda ona uyum sağlayacak kadar güçlü…

 

Yüzünde çeşitli maskelerle dolaşmayan insan, diğerleriyle iletişim kuramıyor. Bunu, Cengiz’i tanıyınca yeniden hatırladım.

Maskelere öylesine alışmışız ki, görmeyince şaşırıp nasıl davranacağımızı bilemiyoruz. Her daim gard alıp böyle yaşamayı kural yapmışız, bunu tekrar anladım.

Doğayı tanıyanlar, içinde yaşayanların ilişkisini bilirler. Doğada her şey, tüm hareketler, birbirleriyle uyumlu ve istikrarlıdır. Bir ağacı gördüğünüzde, gözleriniz onu dölleyen türde başka bir ağacı arar; bir kuş cinsiyle karşılaştığınızda, bu kuş cinsinin beslendiği bir böcek türünün de oralarda bir yerde olduğunu bilir ve yanılmazsınız. Doğayı iyi tanıyorsanız eğer…

Sürekli doğayla iç içe yaşayanlar ise zamanla onun gibi davranmaya başlıyorlar: Yalın, katı ve paylaşımcı. Aynı zamanda ona uyum sağlayacak kadar güçlü.

Şehir insanları işin (pasif taraf olarak) paylaşımcı kısmını seviyor da, sanırım yalın kısmını pek başaramıyor. Çünkü şehirlerde güçlü olabilmek, maskelere ve şapkalara sahip olmaktan geçiyor. Şehirli insan, böyle öğrenmiş…

İşte o şehir insanı, doğa insanı ile karşılaştığında, kabuğundan çıkmış çıplak bir kaplumbağa görmüş gibi oluyor. Her ikisi de öğrendiği gibi davrandığında ise iletişim kurulamıyor.

İletişimin kurulabilmesi için ya birinin maskesini çıkarması yahut diğerinin maske takmayı öğrenmesi gerekiyor.

Peki, niçin maskesiz olanı, iletişim kuramayan taraf oluyor?

Bunun yorumunu size bırakıyorum.

 

Koyun çay yaprağı yediğinde kar gelir...

Cengiz ile 80 yaşındaki Hüseyin amca, ince dal ağaç kümesinin başında oturmuş, hem sohbet ediyor hem de ağaçları baltayla küçültüp, sobada yakılır odun haline getiriyorlar. Hüseyin amca anlatıyor, Cengiz dinliyor:

“Yıllar önce buralara teknik bir ekip gelimiş idi. Bunlar çayırlıkta bizim çobanla karşılaşmış. Çevreyle ilgili sorular sorumuşlar. Tam da konuşuriken, çoban sürüyü toplayıp götürmeye galgışmış. Mühendisler sorumuş, hayrola çoban, sürünü niçin böyle erken geri götürürsün? 

Bizim çoban, ee görmediniz mi demiş, teke kuyruk indirdi.

Keçi kuyruk indirdiğinde, yağmurun geleceğini bilememişler yani. Az sonra yağmur başlamış. Teknik heyettekiler şaşırmış: Bak biz neleri öğrendik ama bunu daha öğrenememişiz demişler."

"He ya Hüseyin amca, koyun da dama (ahıra) girmeden çay yaprağı yerse, arkasından kar gelir. Bunu da bilir mi idin?" diye bu kez Cengiz soruyor.

Hüseyin amca, "Allah'ın hikmeti işte" diyor.

Cengiz 32 yaşında, besicilik yapıyor. Yıl boyunca, sayısı 60-70 adetlerde değişen koyun sürüsü var. Aynı zamanda hayvanlarının çobanlığını yapıyor. Sayıyı daha yukarı çıkaramıyor.

Niçin et pahalı diye soruyorum...

“Samanın kilosu çok pahalandı. Bakımıyla maliyeti ancak kurtarıyor. Koyun, kış aylarında genellikle samanla beslenir. Bahar geldiğinde otlağa çıkarırız. Yöre dağlık, otlaklar dar, daha fazlasını dolaştıramıyoruz. Daha fazlası için 2. çobana ihtiyaç var, o da başka bir maliyet. Üstüne, sürünün içinde telef olan kuzular oluyor” diye cevaplıyor.

Evlenmemiş. Köyde yaşayan biri için yaşın geç olmadı mı, diyorum. Artık köylerde de erken evliliğin kalmadığını söylüyor. "Kısmetse olur, ben görücü usulü evlenmek istiyorum, şimdi herkes internette tanışıyor, telefonda konuşup anlaşıyor, bu bana uymaz" diyor.

Karadeniz‘de doğanın yenilenme kıpırtıları başlamış. Ağaçlar yemyeşillenmeye hazırlanıyor, tomurcuk yapraklar kendini göstermiş. Çayırlık kesimler ise rengarenk çiçeklerle kaplı.

Çayın toplanmasına daha zaman var.

Cengiz, sürüsünü otlağa çıkarmaya hazırlanıyor...

 

twitter.com/halefrvayis

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Ata çatlayana kadar yem vermek… - 15.09.2021
>> Önemli olan sistem midir? - 01.09.2021
>> 2050 yılına gelindiğinde… - 25.08.2021
>> Elimizin boyanmasıyla ikna oluruz… - 18.08.2021
>> Haberler, algılama filtrelerimize takılıyor… - 11.08.2021
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Hüseyin MOVİT Neslihan KABAOĞLU Bülent BİRİCİK
Ata çatlayana kadar yem vermek…
Tüm Yazarlar