23.09.2020 / 12:13

Halef R.  VAYIS

“Biri dünya, öteki karalama dünyası…”

Mevcut algılarımız, yeni algılarımızı yönetiyor…

 

1970’li yılların sonlarında, Paris’in yoksul banliyölerinden birinde çalışan bir ilkokul öğretmeni, altı yaş civarlarındaki birinci sınıf öğrencilerine resim yapmalarını söyler. Konu bulmakta zorlandıklarını görünce, “bir balık resmi yapın” der.

Bir süre sonra çocuklardan birinin, önündeki kağıda sarı bir dikdörtgen yaptığını görür. Öğretmen şaşkındır, çocuk ise kendinden emin.

Çünkü çocuk için; marketlerin dondurulmuş gıda bölümünde satılan, uygun fiyatı ve kolayca yenmesi nedeniyle birçok ailede tüketilen, kılçığı çıkartılıp dört köşe kesilerek galeta ununa bulanmış, kızarınca rengi sarıya dönen bir “yiyecektir” balık…

Kendi evrenimizin gerçekliği böyle bir şey...

Güçlü… Becerikli… Bohem… Korkak… Özgüvenli… Sorunlu… Bakımlı… Yaratıcı… Çekici…

Ya da ketum…

Nasıl olursak olalım.

Yaşantımız boyunca edindirildiğimiz algılar, bebeklikten başlayarak kişiliğimizi şekillendiriyor.

Neyi, nasıl algılamamız gerektiğini, dış dünyamız belirliyor.

Bir arkadaşımın geçen yıl okula başlayan yeğeni, resim kağıdına yan yana iki dünya resmi çizmiş, dünyalardan birinin üzerini karalamıştı.

Sorulduğunda açıklaması şöyleydi: “Bunlardan biri dünya, öteki karalama dünyası”…

Bir mesele, ancak bu kadar kısa ve net anlatılabilir…

 

Mevcut algılarımız, yeni algılarımızı yönetiyor…

Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken, onlara şu olayı okur :

"Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor. Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor. Zaman, yer ya da kişi kavramı yok. Ancak nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor. Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor. Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.

Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor. Salyalarından dolayı üstü başı sürekli leke içinde. Yürümüyor.

Uykusu sürekli düzensiz. Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor. Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.”

Olayı okuduktan sonra Ruskin, öğrencilerine böyle birinin bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar.

Öğrenciler bunu yapamayacaklarını söylerler.

Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırır.

Daha sonra Ruskin, hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.

Fotoğraftaki, doktorun altı aylık kızıdır...

***

Einstein’ın bir önerisiyle bitirelim: "Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz."

Bu öneri, oyunun bir parçası olan algı için de geçerlidir…

 

 twitter.com/halefrvayis

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz… - 28.10.2020
>> İnternet ikiye mi bölünecek? - 21.10.2020
>> Plajda kürk satmak… - 14.10.2020
>> Gerçekliği görme yeteneğini yitiriyor muyuz? - 07.10.2020
>> Japon köpeğin hikayesi… - 30.09.2020
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Hüseyin MOVİT Bülent BİRİCİK Neslihan KABAOĞLU
Milyonlarca sinek yanılıyor olamaz…
Tüm Yazarlar