Saat: 15:06
Türkiye Fransız Kültür Merkezi, fotoğrafın icadının 200. yılı vesilesiyle 2027 sonuna kadar çeşitli sergiler, buluşmalar, katılımcılara yönelik etkinliklerden oluşan program sunuyor.
2026 yılında fotoğrafın icadının 200. yılı kutlanıyor. Nicéphore Niépce’in ilk deneylerinden iki yüzyıl sonra bu evrensel araç, modern tarihain en büyük kültürel, bilimsel ve sanatsal devrimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kalıcı hâle getirilen ilk görüntüden dijital teknolojilere ve yeni görüntü üretim biçimlerine uzanan süreçte fotoğraf, kendini sürekli yeniden icat etti.
Fotoğraf, bilimsel keşiflere eşlik eder, olayları ve toplumların geçirdiği dönüşümleri belgeler, bireysel ve kolektif hafızayı besler, hayal dünyamızı şekillendirir. Portre, manzara, mimari, röportaj, belgesel fotoğrafçılık, insan odaklı fotoğrafçılık, moda, sanatsal ya da deneysel yaratımlar: siyah beyazdan renkliye, analogdan dijitale uzanan teknik gelişmelerle birlikte fotoğrafın kullanım alanları ve anlatım dilleri de çeşitlenmiştir
Türkiye Fransız Kültür Merkezi, fotoğrafın icadının 200. yılı vesilesiyle 2026’dan 2027 sonuna kadar çeşitli sergiler, buluşmalar, katılımcılara yönelik etkinlikler ve profesyonel buluşmalardan oluşan bir program sunuyor.
Bu 200. yıl programı, fotoğrafı anmanın ötesine geçip, bizi görüntünün toplumlarımızdaki yerini sorgulamaya davet ediyor: fotoğrafın tanıklık etme, hikâye anlatma, yaratma ve aktarma gücünü ve aynı zamanda gerçeği algılama biçimimizi nasıl
dönüştürdüğünü düşünmeye çağırıyor. Böylece fotoğraf, yaşayan ve evrensel bir dil olarak, Fransa ile Türkiye arasında verimli bir diyalog alanı olarak karşımıza çıkıyor.
Bakışımızı değiştiren bir icadın iki yüzyılı
Fotoğrafın icadı, modern çağın en büyük dönüşümlerinden biridir. Optik, kimya ve dünyadan bir izi muhafaza etme yönündeki kadim arzunun buluşmasından doğan fotoğraf; görme, belgeleme ve aktarma biçimlerimizi kökten değiştirmiştir. İki yüzyıl içinde önce bilimsel bir deney, ardından profesyonel bir uygulama, kitlesel bir iletişim aracı, belgeleme yöntemi ve başlı başına bir sanat dili hâline gelmiştir.
Fotoğrafın tarihi yalnızca makinelerin ve süreçlerinin tarihi değildir. Aynı zamanda bakışın da tarihidir. Fotoğraf malzemelerinin gelişmesi, pozlama sürelerinin kısalması, taşınabilir makinelerin ortaya çıkması, renkli fotoğrafın yaygınlaşması ve ardından dijital devrim, sürekli yeni estetik olasılıklar yaratmıştır. Her teknik dönüşüm, dünyayı kadraja alma, anlatma ve başkalarıyla paylaşma biçimimizi değiştirmiştir.
Bu bakımdan siyah beyazdan renkli fotoğrafa geçiş, fotoğraf tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Uzun süre karmaşık ve pahalı bir teknik olan renkli fotoğraf, 19. yüzyılda kayda değer ilerlemeler göstermiş ve 20. yüzyılın başında Lumière kardeşlerin geliştirdiği Autochrome yöntemiyle daha geniş bir kesim için gerçekten erişilebilir hâle gelmiştir. Ardından Kodachrome gibi endüstriyel yöntemler, renkli fotoğrafın yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısında renk, sanat alanında da güçlü bir yer edinmiş, siyah beyaz fotoğraf ise önemli bir estetik tercih olarak varlığını sürdürmüştür.
Bugün görüntülerin anında dolaşıma girmesi, akıllı telefonlar, dijital ağlar ve yapay zekâ fotoğraf tarihinde yeni bir dönemi başlatıyor. Fotoğrafın 200. yılı da onun tarihini tamamlanmış bir hikâye olarak değil, sürekli dönüşen bir mecranın hikâyesi olarak yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.
2026 Fransız-Türk fotoğraf sezonu: Sergilemek, aktarmak, eğitmek, buluşmak
Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin, fotoğrafın 200. yılı kapsamında hazırladığı program yalnızca bir dizi sergiden ibaret değil. Bu program; fotoğraf tarihini çağdaş üretimle, kültürel mirası yeni kuşakların çalışmalarıyla, fotoğrafı, yayıncılıkla, eğitimi ise mesleki gelişimle buluşturmayı amaçlıyor.
Müzeler, festivaller, sanat okulları, üniversiteler, yayınevleri, fotoğrafçılar ve Fransa ile Türkiye’deki kurumlar arasında kurulan bağlarla bu sezon, kapsamlı bir iş birliği ağı oluşturuyor ve fotoğrafı uzun soluklu bir çalışmanın odağına yerleştiriyor. Yapıtları sergilemenin yanı sıra eğitim vermeyi, üretmeyi, yayın yapmayı, sanatçıların ve fikirlerin dolaşımını sağlamayı ve yeni iş birliklerinin doğmasını desteklemeyi hedefliyor.
212 Photography Istanbul: İstanbul fotoğraf sahnesinin odağında fotoğrafın 200. Yılı
26 Eylül - 11 Ekim 2026
Bu programın en önemli ortaklarından biri olan 212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200. yılını kentin önemli fotoğraf etkinliklerinden biri olarak gündemine taşıyor. İstanbul’un farklı mekânlarına yayılan bir kent festivali olan 212 Photography Istanbul, fotoğrafı ve görsel sanatları, şehri keşfetme deneyimiyle buluşturuyor.
Fransız Kültür Merkezi, çeşitli projelerini bu dinamik içinde hayata geçiriyor ve festivali Fransa’dan ve Türkiye’den gelen sanatçıları, öğrencileri, yayıncıları, kurumları ve sektör profesyonellerini buluşturan bir platform olarak değerlendirerek festivalle yakın iş birliği içinde çalışıyor. Böylece Fransa bağlantılı program, bağımsız bir etkinlikler dizisi olarak kalmayıp İstanbul fotoğraf sahnesinin bir parçası hâline geliyor, izleyiciler ile profesyoneller arasındaki etkileşimi güçlendiriyor.
“Beden Halleri” : Arles Ulusal Fotoğraf Yüksekokulu (ENSP) Sergisi, Félicités 2026
26 Eylül - 17 Ekim 2026
İBB Taksim Sanat
Fransız Kültür Merkezi, “Beden Halleri” başlığıyla ile Arles Ulusal Fotoğraf Yüksekokulu’nda (ENSP) yetişen yeni kuşak fotoğrafçıları öne çıkarıyor. 212 Photography Istanbul kapsamında İBB Taksim Sanat’ta sunulan sergi, ENSP ile yürütülen iş birliğinin öne çıkan projelerinden biri. Programın editoryal çerçevesinde de sergi, programı şekillendiren temel projeler arasında yer alıyor.
Proje, serginin ötesinde, Fransa’dan genç fotoğrafçılar ile Türkiye’deki fotoğraf çevresini, özellikle de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü buluşturuyor. Böylece genç sanatçıların üretim, eğitim, uluslararası hareketlilik ve mesleki gelişimini bir araya getiriyor. Ayrıca 2027’den itibaren öğrenci ve öğretim görevlilerinin yer değiştirmelerini ve Erasmus değişim programının geliştirilmesi de hedefleniyor.
1982 yılında Arles’da kurulan ENSP, Fransa’da bütünüyle fotoğrafa adanmış tek ulusal sanat okuludur. Üç yıllık yüksek lisans eğitimi boyunca öğrencilerine görüntünün teknikleri, tarihi ve kuramları üzerine eğitim verir. ENSP, 2024’ten bu yana her yıl en başarılı öğrencilerini bir sergiyle ödüllendiriyor. Bu yıl 212 Photography Istanbul, Haziran 2026’da diploma jürisinin üstün başarı takdirini alan sekiz genç sanatçının eserlerine ev sahipliği yapıyor.
Festival için tasarlanan Beden Halleri başlıklı sergi, bu sekiz genç mezunun çalışmalarında bedenin tuttuğu merkezi yeri görünür kılıyor. Beden burada her zaman doğrudan bir konu olarak değil; içinde bulunduğu bağlam, çevre ve kültürle etkileşime giren ve bu etkileşimle şekillenen bir varlık olarak ele alınıyor.
Serginin kademeli olarak ilerleyen yerleştirme düzeni, izleyiciyi önce toprak parçasına (Aïda Lechugo), hayvanlar dünyasına (Susanna de Vido) ve kadın dayanışması ile aileye (Arina Starykh) dayanan somut yaklaşımlarla buluşturuyor. Ardından göz kamaşması (Gaspard Labastie), hayaletimsi olan (Renato Balla), kayboluş (Guillaume Chevalier Fustec) ve görünmez kılınma (Lila Niel) gibi daha soyut, elle tutulamayan kavramlara yöneliyor ve son olarak gökyüzüne ve gök cisimlerine (Hugo Jacq) uzanıyor. Böylece sergi, bedeni kültürel, toplumsal, siyasi ve bilimsel boyutlarının yanı sıra şiirsel, estetik, felsefi ve düşsel yönleriyle de tüm karmaşıklığı içinde düşünmeye davet ediyor.
Sanatçılar: Aïda Lechugo, Arina Starykh, Gaspard Labastie, Guillaume Chevalier Fustec, Hugo Jacq, Susanna de Vido, Renato Balla, Lila Niel
“Bakıştan sayfaya” - France PhotoBook
26 Eylül - 17 Ekim 2026
Fransız Kültür Merkezi
İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde sunulan “Bakıştan Sayfaya” sergisi, 200. yıl kapsamında fotoğrafı en temel mecralarından biri olan kitap üzerinden ele alıyor.
Fotoğraf kitabı, fotoğrafları çoğaltıp yaymanın ötesinde, başlı başına bir yaratım alanıdır. Görsellerin seçimi ve sıralanışı, grafik tasarım, metin, kâğıt, baskı ve ciltleme, fotoğrafla kurulan anlatıyı birlikte şekillendirir. Fotoğrafın bu yönü, 200. yıl programının temel çerçevesinde de mecranın başlıca ifade biçimlerinden biri olarak tanımlanıyor.
Sergi, çağdaş Fransız fotoğraf yayıncılığının canlılığını Türkiye’deki yerel aktörlerle buluştururken, bir kısım Fransız yayıncının da İstanbul’daki etkinliklere katılımına eşlik ediyor.
Yayıncıları, fotoğrafçıları, kitapçıları, küratörleri ve görsel sanatlar alanındaki profesyonelleri bir araya getiren bu program, günümüzde çağdaş üretimin önemli alanlarından biri hâline gelen fotoğraf kitabı etrafında Fransa ile Türkiye arasındaki yakınlığı ve iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. France PhotoBook, Fransa’nın dört bir yanından yaklaşık otuz bağımsız yayınevini bir araya getiren bir yapıdır ve fotoğraf kitabını sanatın, görsel araştırmanın ve bilgi aktarımının kesişiminde yer alan, başlı başına bir yayıncılık alanı olarak savunuyor.
Fotoğraf kitabı, günümüzde eserlerin yaygınlaşması, sanatçıların uluslararası alanda görünürlük kazanması ve çağdaş fotoğraf sahnelerinin gelişmesi için önemli bir araç hâline geldi. Sergiler, yayın tanıtımları ve profesyonel buluşmalar aracılığıyla bu proje, fotoğraf yayıncılığındaki üretim çeşitliliğini görünür kılıyor; sanatçılar, yayıncılar ve izleyiciler arasında bir paylaşım ve diyalog alanı açıyor.
Fransa-Türkiye Fotoğrafçılık Alanında Profesyoneller Buluşmalar: Yarının iş birliği ağını kurmak
30 Eylül - 3 Ekim 2026
30 Eylül – 3 Ekim tarihleri arasında 200. yıl programı, Fransız ve Türk yayıncıları, fotoğrafçıları, okulları, matbaacıları, kitapçıları ve kurumları bir araya getiren profesyonel bir platforma da dönüşüyor. Burada amaç ortak yayınların, yayınların yaygınlaştırılması, sanatçı hareketliliğinin, akademik değişimlerin ve ortak yayın projeleri gibi somut iş birliklerinin gelişmesine vesile olmak.
Buluşmalar başta Ara Güler Müzesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, SAHA Studio, Pera Müzesi, 212 Photography Istanbul ve Fransız Kültür Merkezi olmak üzere çeşitli mekânlarda gerçekleşiyor. Program eğitim, profesyoneller arası buluşmalar ve kurumlar arasında bağlantılar kurulmasını sağlıyor. Ayrıntılı programda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü ile bir buluşma, SAHA Studio’da karşılıklı bir söyleşi ve France PhotoBook’tan dört yayıncı (David Fourré – Éditions Lamaindonne ; Céline Pévrier – sun/sun ; André Frère – André Frère Éditions, Fabienne Pavia – Éditions Le Bec en l'air) ve France PhotoBook Direktörü Salambo Goudal ile matbaacı Ufuk Şahin’in (MAS Matbaa) katılacağı bir yuvarlak masa toplantısı yer alıyor.
Böylece 200. yıl programı, Fransa ile Türkiye arasında etkileri 2026’nın çok ötesine uzanabilecek bir fotoğraf ağının şekillenmesine katkı sağlayan bir araca dönüşüyor.
Anne-Lise Broyer – Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı
Bir yazı biçimi olarak fotoğraf, bir hafıza mekânı olarak Akdeniz.
Türkiye Fransız Kültür Merkezi, fotoğrafın 200. yılı vesilesiyle Anne-Lise Broyer’nin Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı? sergisini İstanbul’a taşıyor. Sergi, 2026’da Akdeniz Sezonu 2026 kapsamında, “Les Rencontres d’Arles” fotoğraf festivalinde Montmajour Manastırı’nda sunulmuştu.
Yıllara yayılan bu çalışma, Akdeniz’i yolculukların, anlatıların, uygarlıkların ve hafızaların iç içe geçtiği hem gerçek hem de zihinsel bir mekân olarak ele alıyor. Anne-Lise Broyer, Kartaca’dan Cezayir’e, Tipasa’dan Beyrut ve Baalbek’e, Pompei’den Marsilya ve Kayserya’ya uzanarak geçmişin izleriyle bugünün gerçekliklerinin üst üste geldiği duyusal bir coğrafya kuruyor.
Sanatçının samimi ve görsel ifadeye dayanan yaklaşımı fotoğraf, edebiyat, manzara, hafıza ve anlatı arasındaki ilişkileri sorguluyor. Görüntü, yalnızca görünenin kaydı olmakla kalmıyor; bir yazıya, bir parçaya, bir çağrışıma ve şiirsel bir kurguya dönüşüyor. Deniz ufukları, mimari yapılar, harabeler, bedenler ve yüzler farklı zamanların kesiştiği bir anlatı oluşturuyor. Bu anlatıda Akdeniz hem yolculukların ve karşılaşmaların mekânı hem kökenlerin ve efsanelerin coğrafyası hem de günümüzün kırılma ve çalkantılarına sahne olan bir alan olarak beliriyor.
Denizlerin, kıtaların ve kültürlerin kesişiminde yer alan bir Akdeniz kenti olan İstanbul’da sunulması, sergiye ayrı bir anlam kazandırıyor. Sergi, Türkiye’yi Akdeniz’in bu duyusal coğrafyasına dâhil ederken sanatçının yolculuklar, hafıza ve ortak miras üzerine sorularını İstanbul’dan hareketle sürdürme imkânı sunuyor.
Sergi, fotoğraf kitabıyla da koparılamaz bir bağ taşıyor. Proje kapsamında 2026’da Delpire Yayınevi tarafından yayımlanan Méditerranée. Est-ce là que l’on habitait? (Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı?) kitabı, fotoğraf ile yazı arasındaki diyaloğu kendi sayfalarına taşıyor. Bu yayıncılık boyutu, programımızın diğer önemli ayağı olan ve kitabı fotoğraf için bir yaratım ve dolaşım alanı olarak ele alan France Photobook – Bakıştan Sayfaya programı ile doğrudan örtüşüyor.
Akdeniz. Yaşadığımız yer burası mıydı? 200. yıl programında fotoğraf ile edebiyat, coğrafya ile hafıza, Fransa ile Akdeniz arasında bir bağ kuruyor.“Les Rencontres d’Arles” fotoğraf festivalinde sunulan bu önemli serginin İstanbul’a taşınması, uluslararası dolaşımını sağlarken, Fransız Kültür Merkezi de sanatçılar, Fransa’nın önde gelen fotoğraf kurumları ve Türkiye fotoğraf sahnesinin aktörleri arasında kurulan ilişkilerin Türkiye’de sürdürülmesine de katkıda bulunuyor.
Studio Nomade – Fransız Kültür Merkezi’nin 80. Yılını Fotoğraflamak
Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin 80. yılı vesilesiyle, fotoğrafın 200. yılı programı kurumun kendi tarihiyle de buluşuyor. Fransız Kültür Merkezi ve Notre-Dame de Sion Fransız Lisesi’nde ağırlanacak Studio Nomade, portre fotoğrafını bir karşılaşma ve kuşaklar arası aktarım aracına dönüştürmeyi amaçlıyor.
Bu kurumların varlığını sürdürmesine vesile olan topluluklara açık bir fotoğraf çalışması aracılığıyla, buralara gelen, buralarda çalışan, öğrenim gören ya da etkinliklerine katılan kişilerin çağdaş bir görsel hafızası oluşturulacak. Portre fotoğrafı burada tarihsel işlevlerinden birini yeniden üstleniyor; insanların varlığını kayıt altına almak ve bir dönemin yüzlerini gelecek kuşaklara aktarmak.
« 80. Yıl Portreleri » – Fransız Kültür Merkezi’nin Kolektif Portresi
Paralel olarak Fransız Kültür Merkezi, 80. yılı için farklı fotoğrafçıların bakış açılarını bir araya getiren kolektif bir portre projesi başlatıyor. Bu proje Claire Corrion, Luca Bonacini, Studio Nomade’dan Carla Talopp ve Thomas Millet, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü profesörlerinden Ozan Bilgiseren, ve İstanbul Photo Club’tan Luca Bonacini, Céline Avcı Zalewski , Jérôme Quillet ve Raphaël Gaudin’e emanet ediliyor.
Bu çeşitlilik, projenin temelini oluşturuyor. Burada amaç kuruma dair tek bir görüntü üretmek değil, farklı fotoğrafçıların ve kuşakların aynı mekâna, ekiplerine, sanatçılarına, öğrencilerine, iş ortaklarına ve katılımcılarına kendi gözlerinden bakmalarını sağlamak.
Bu farklı bakış açıları bir araya gelerek Fransız Kültür Merkezi’nin İstanbul’daki güncel yaşamına dair bir fotoğraf arşivi oluşturacak. Bu arşiv, kurumun tarihi kadar onu var eden insani, kültürel ve sanatsal ilişkileri de anlatacak. Böylece 80. yıl kutlaması aynı zamanda bir geleceğe aktarım eylemine dönüşüyor; yarının arşivini oluşturmak için bugünü fotoğraflamak.
Türkiye Fransız Kültür Merkezi, 80. yılı vesilesiyle dil, eğitim ve kültür alanındaki tüm birimlerini kapsayan geniş çaplı bir hafıza çalışması başlatıyor. Bu çalışma kapsamında, Fransa’nın
Türkiye’deki seksen yıllık varlığına katkıda bulunan kadın ve erkeklere, öğretmenlere, sanatçılara, düşünürlere, iş ortaklarına ve kültürler arasında köprü kuran kişilere odaklanan fotoğraf, metin ve video portrelerinden oluşan bir belgesel dizisi hazırlanacak. Anlatılar, görseller, söyleşiler ve tanıtım videoları aracılığıyla bu girişim, kuşaklar boyunca kurulan insani, sanatsal ve düşünsel bağları ortaya koyan canlı ve ortak bir hafızayı görünür kılacak. Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin kültürlerarası diyaloğa, bilgi ve deneyim aktarımına ve Fransa ile Türkiye arasındaki dostluğunun güçlendirilmesine yönelik süregelen çabalarına tanıklık edecek.
Bu yolculuğa yön veren yüzlere ve hikâyelere duyarlı bir bakış sunmak üzere fotoğrafçı Claire Corrion, Luca Bonacini, Studio Nomade’dan Carla Talopp ve Thomas Millet, Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü profesörlerinden Ozan Bilgiseren, İstanbul Photo Club’tan Céline Avcı Zalewski, Jérôme Quillet ve Raphaël Gaudin 80. yıl vesilesiyle objektiflerini bu kişilere çevirecek.
Écrire sur l’eau (Suya yazmak) — Fransız-Türk ortak yaratımı
Écrire sur l’eau (Suya yazmak) sergisi, Türkiye Fransız Kültür Merkezi’nin desteklediği Fransız-Türk ortak yaratım ve yapım projesi kapsamında ortaya çıktı. Sergi, Fransız görsel sanatçı Julie Chaffort ile dansçılar Banu Açıkdeniz, Chiara Giorda ve Su Güneş Mıhladız arasındaki buluşma ve diyaloğun ürünü. Sanatçılar, yeni bir eser yaratmak ve üretmek üzere İstanbul’da bir araya geldi.
Bu yaratım, Fransız Kültür Merkezi’nin Fransa ve Türkiye arasında kalıcı sanatsal bağlar kurma hedefini ortaya koyuyor: yalnızca eserleri sunmakla kalmayıp karşılaşma, deneyimleme ve ortak üretim için gerekli koşulları yaratmak. Bu projede bedenler, imgeler, manzaralar ve su ortak bir dile dönüşüyor.
Écrire sur l’eau (Suya yazmak) başlığı bu fikri güçlü bir biçimde yansıtıyor: akışkan, birbirine bağlayan ve dönüşen bir madde üzerine birlikte yazmak. İki kıta arasında, üç denizin kesişiminde yer alan İstanbul’da su; aynı anda bir coğrafya, bir hareket ve bir hafıza alanına dönüşüyor. Sanatçıların üzerine geçici bir hareketi, aynı zamanda iki kültür arasındaki buluşmanın duyusal izini bıraktığı kırılgan bir yüzey…
Écrire sur l’eau, bu anlamıyla geçişin ve diyaloğun eseri; sanatsal işbirliğinin yalnızca bağlamını 192değil, eserin bizzat kendisini oluşturduğu bir yaratım.
Écrire sur l’eau, eş zamanlı olarak gösterilen üç filmden oluşan immersif bir video yerleştirmesidir. Sal üzerinde dönen kadın figürleri, İstanbul’un simgesel su manzaralarının ortasında hareket eder: İstanbul Boğazı, Şerefiye Sarnıcı ve Sarıyer Büyük Bent.
Eserin başlığı, Türkçedeki “suya yazmak” deyimine gönderme yapar: kalıcı olamayacak, ortaya çıktığı anda neredeyse yok olmaya mahkûm bir iz bırakmak. Geçiciliğin ve ele avuca sığmazlığın bu imgesi, İstanbul’da özel bir anlam kazanır. Burada su, ayırdığı kadar birbirine de bağlar: iki kıta arasında ve üç denizin kesişiminde, geçişleri, hikâyeleri ve hafızaları taşır.
Julie Chaffort, sürekli hareket hâlindeki bu suyu gerçek bir sanatsal malzemeye dönüştürür. Bedenler, kontrol ile kendini akışa bırakma arasındaki kırılgan dengede, sal üzerinde hareket eder. Suya yazmak, durmaksızın hareket eden ve dönüşen bir şeyin üzerinde iz bırakmaya çalışmaktır. Eser böylece zamanın akışını, hafızanın kırılganlığını ve daha genel anlamda dünyada var olma biçimimizi ele alır.
Julie Chaffort’un sanatsal pratiğinin devamında eser, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi; insanların, doğal unsurların ve görünmeyen güçlerin birbirleriyle rezonansa girdiği varoluş biçimleri üzerinden araştırır. Triptik yerleştirmenin dairesel kurgusu, izleyiciyi neredeyse ritüel
niteliğinde, etkileşimli bir deneyime davet eder. Dönen bedenler, sürekli hareket hâlindeki bir evreni ve görünmeyen akışlarla şekillenen duyusal bir kozmolojiyi yeniden kurar.
Ara Güler, Jean Dieuzaide, Yıldız Moran: 1950 ve 1960’ların Türkiyesi’ne üç farklı bakış, ortak bir hafıza
Fotoğrafın icadının 200. yılı vesilesiyle Fransız Kültür Merkezi, Ara Güler Müzesi iş birliğiyle 1950’li ve 1960’lı yıllarda objektiflerini Türkiye’ye çeviren fotoğraf sanatının üç önemli ismini bir araya getiriyor: Jean Dieuzaide, Yıldız Moran ve Ara Güler. İlki Fransız, diğer ikisi Türk olan bu fotoğrafçılar, geleneklerin sürekliliği ile modernleşme arasında köklü bir dönüşüm geçiren ülkeyi hemen hemen aynı dönemde fotoğraflıyor.
Eserlerinin bir araya getirilmesi, aynı döneme ve konulara yöneldiklerini gösterirken her birinin kendine özgü fotoğraf dilini de ortaya koyuyor. İstanbul, Anadolu, köyler, manzaralar, emekçiler, sokaklar, pazarlar ve yüzler, kolektif bir hafızanın parçalarına dönüşüyor. Fotoğrafları, bu coğrafyayı olduğu kadar içinde yaşayan kadın ve erkekleri de anlatıyor.
Jean Dieuzaide (1921-2003), 1955 yılında Arthaud Yayınevi’nin isteği üzerine Michel de Saint-Pierre’in Trésor de la Turquie adlı kitabını fotoğraflamak için Türkiye’de uzun bir yolculuğa çıkar. Eşi Jacqueline ile yaklaşık üç ay boyunca İstanbul’u, Ankara’yı, Anadolu’yu, Kapadokya’yı, Karadeniz kıyılarını ve Ege sahillerini dolaşır. Bu yolculuktan güçlü, derin bir insani duyarlılık taşıyan ve ender rastlanır bir fotoğraf külliyatı doğar.
Fotoğrafları, geleneklerin, kuşaklar boyu süregelen davranışların, pazarların, halk şenliklerinin ve uçsuz bucaksız manzaraların iç içe geçtiği, hâlâ büyük ölçüde kırsal bir Türkiye’yi gözler önüne serer. Ancak Dieuzaide’ın bakışı yalnızca pitoresk ya da egzotik olanın peşine düşmez; insanlara, onların hareketlerine ve ışığa odaklanır. İstanbul’un balıkçıları, Anadolu’nun kervancıları, Kapadokya köylerinin çocukları ve halk şenliklerindeki güreşçiler, dönüşüm içindeki bir ülkenin canlı portresini oluşturur.
Aynı dönemde Yıldız Moran (1932–1995), son derece kişisel bir yapıt bütünü ortaya koyar. Büyük Britanya’da profesyonel fotoğrafçılık eğitimi alan ilk Türk kadın fotoğrafçı olan Moran, 1950’lerden itibaren oldukça modern bir fotoğraf dili geliştirir. Türkiye fotoğraflarında insanlara yönelik duyarlı bir ilgiyi, titiz bir kompozisyon anlayışını ve ışıkla manzaralar arasında kurduğu incelikli ilişkiyi bir araya getirir. Portreleri, sokak sahneleri ve Anadolu’ya dair fotoğrafları, fotoğrafladığı insanlarla kurduğu yakınlığa ve bakışındaki dikkat çekici özgürlüğe tanıklık eder. Sergide yer alması, Türkiye fotoğraf tarihinin bu öncü ismine hak ettiği yeri yeniden verme fırsatı da sunuyor.
Ara Güler (1928–2018) ise İstanbul’u ve Türkiye’yi içeriden bir bakışla fotoğraflar. 1950’lerden itibaren balıkçıları, işçileri, zanaatkârları, çocukları ve yoldan geçenleri fotoğraflayarak kentin sokaklarını, limanlarını, halk mahallelerini ve kahvehanelerini durmaksızın dolaşır. Onun İstanbul’u Boğaz’ın, teknelerin, dar sokakların, sislerin ve siluetlerin, ama her şeyden önce orada yaşayan insanların İstanbul’udur. Yapıtları bugün, dönüşüm geçiren bir metropolün ve toplumun eşsiz bir görsel hafızasını oluşturur. Anadolu’ya yaptığı pek çok yolculukta da coğrafyaya, kültürel mirasa ve gündelik yaşama gösterdiği ilgiyi sürdürür.
Jean Dieuzaide, Yıldız Moran ve Ara Güler’i bir araya getirmek, Fransa’dan gelen bir bakış ile Türkiye’de yetişmiş iki fotoğrafçının bakışı arasında diyalog kurmayı sağlıyor. Burada amaç, dışarıdan ve içeriden bakışları karşı karşıya getirmekten ziyade, üç fotoğrafçının aynı dönemde, gözlerinin önünde değişen bir dünyayı anlamak ve aktarmak için fotoğrafı nasıl kullandıklarını göstermektir. Sanatçıların yapıtları kimi zaman çarpıcı biçimde kesişir; aynı coğrafyalar, hareketler, meslekler, sokaklar ya da manzaralar karşımıza çıkar ancak her birinde mesafe, kadraj ve duyarlılık farklıdır. Böylece fotoğraf, karşılaştırma ve diyalog için güçlü bir araca dönüşür. Aynı ülkeye nasıl farklı biçimlerde bakılabileceğini, onun nasıl farklı biçimlerde yaşanıp anlatılabileceğini gösterir.
Uzun süre pek az kişinin görme fırsatı bulduğu Jean Dieuzaide’in Türkiye fotoğrafları, yakın zamanda yeniden gün yüzüne çıkarılarak Gers bölgesindeki Flaran Manastırı’nda sergilendi. Çekilmelerinden yetmiş yılı aşkın bir süre sonra Türkiye’ye dönmeleri, bu nedenle özel bir simgesel anlam taşıyor. Fotoğraflar, ortaya çıktıkları coğrafyayla yeniden buluşurken aynı dönemde aynı toplumu gözlemleyen iki Türk fotoğrafçının eserleriyle de yan yana geliyor.
Bu sergi, 1955–1965 yıllarının Türkiye’sine dair bir tanıklığın çok ötesine geçiyor. Fransa ile Türkiye arasında bakışların dolaşımı, hafıza ve fotoğraf tarihi üzerine düşünmeye davet ediyor. Üç önemli fotoğraf dilini buluşturarak fotoğrafın hem arşiv hem sanatsal üretim hem de evrensel bir dil olduğunu hatırlatıyor. Bu dil aynı zamanda geçmişte kalmış bir dünyanın hafızasını korurken coğrafyaları, kuşakları ve kültürleri birbirine yaklaştıran bir dil.
Yetmiş yıl sonra Jean Dieuzaide, Yıldız Moran ve Ara Güler’in fotoğrafları nihayet bir araya geliyorlar. Birlikte, Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birine dair duyarlı bir portre çiziyor ve sergiyi Fransız-Türk fotoğraf ve ortak hafızamızın köklerine uzanan bir yolculuğa dönüştürüyorlar.
“Cannes!” - Ara Güler Müzesi: uluslararası bir mitolojiye Türkiye’den bir bakış
Ara Güler’in Cannes’da çektiği fotoğraflara ayrılan sergi, fotoğrafın 200. yılı programına farklı bakış açılarının buluştuğu dikkat çekici bir boyut katıyor. Türkiye fotoğrafçılığının önde gelen isimlerinden Ara Güler, sinemanın ve Cannes Film Festivali’nin belleğinde yer eden sanatçıları, sinemacıları ve tanınmış kişileri fotoğrafladı. Bu fotoğrafları İstanbul’da sergilemek fotoğraf, sinema, portre ve kültürel hafızayı buluşturmakla kalmıyor, kültürel dolaşımın alışılmış yönünü de tersine çeviriyor: Bu kez İstanbul’dan büyük bir fotoğraf sanatçısının bakışı Fransa’nın uluslararası alanda en çok tanınan kültür olaylarından birine odaklanıyor.
Photo credits
#1 : © Arina Starykh, Gaspard Labastie
