30.03.2022 / 11:26

Halef R.  VAYIS

Basitlik ve değişim üzerine…

“Basit, kimi zaman karmaşıktan daha zor olabilir. Düşünme sürecinizi temizlemek ve basitleştirmek için çok çalışmanız gerekir. Ancak bu çabaya değer, çünkü oraya vardığınızda dağları bile yerinden oynatabilirsiniz.”

 

Rivayet bu ya…

NASA yetkilileri, tükenmez kalemlerin yerçekimsiz ortamda yazamadıklarını tespit eder ve uzayda yazabilen bir tükenmez kalem tasarımı için milyonlarca dolar harcar.

Buna karşılık Sovyet Uzay Programı yetkilileri ise kozmonotlarına birer kurşun kalem verir ve sorunu çözer.

Hikaye, elbette gerçek değil.

Geçmiş yüzyılın soğuk savaş döneminde, ABD-SSCB çekişmesine atıfta bulunan, her iki tarafın da kendine göre yorumladığı bir anekdot…

Ancak odağın kompleks çözüm üretme aşamasına yoğunlaşması sonucu, basit çözümlerin nasıl da kolayca gözden kaçabileceğine, göz önünde duran çözümün adeta görünmez olacağına dair iyi bir örnek.

Şirketlerde yönetim stratejileri ve çözümleri üretmenin sorumluları olan yöneticilerin, odaklarını karmaşık çözümlere yöneltmeleri, kompleks yapının içinde yollarını kaybetmelerine ve ilerlemekte zorlanmalarına neden olabiliyor.

Yanı sıra; hızlı ve çevik olmanın elzem olduğu günümüzde, şirketlerin hareket kabiliyetlerini kısıtlayabiliyor. 

Basit ve sadenin kolay ve çabuk gerçekleştirilme ihtimali böylece zayıflarken, gelişimi ve değişimi yönetmek daha zor hale gelebiliyor.

Belirsizliklerin yaşandığı ve değişim hızının yüksek olduğu bu dönemde, değişime uyum sağlayıp varlığını sürdürmek isteyen şirketlerin yol haritalarını; etkili düşünme yöntemleri, pratik çözümler ve güçlü yönetim stratejileri çerçevesinde düzenlemeleri gerekiyor.

“Bunu söylemek kolay, yapabilmek zor” diyebilirsiniz...

Haklısınız, pek kolay değildir…

Ancak üstat Steve Jobs ne demişti:

“Basit, kimi zaman kompleksten daha zor olabilir. Düşünme sürecinizi temizlemek ve basitleştirmek için çok çalışmanız gerekir. Ancak bu çabaya değer, çünkü oraya vardığınızda dağları bile yerinden oynatabilirsiniz.”

Yani, basitlik ve sadelik üzerine kafa yormak gerekiyor.

 

Yaşayarak öğrenmek…

Napolyon düşman askerlerinden tek başına kaçarken, küçük bir dükkana sığınır. 

Dükkan sahibi, onu saklar ve kovalayan düşman askerlerini yanlış yere yönlendirir. Bir süre sonra, Napolyon’un askerleri de olay yerine gelir ve ünlü komutan kurtulur.

Kurtarmanın verdiği güvenle dükkan sahibi, Napolyon’a soru yöneltir:

“Efendim, özür dileyerek soruyorum, ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir duygudur?”

Napolyon birden öfkelenir:

“Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçerek konuşuyorsun? Bu ne cüret! Askerler, bağlayın bu densizin gözünü ve hemen kurşuna dizin” diye talimat verir.

Dükkan sahibi gözü bağlı tir tir titremektedir.

Büyük bir korku içerisinde, yaptığına pişman olur.

Kısa bir süre sonra, arkasından bir el uzanır ve gözündeki bağı açar.

Adam döner bakar arkasına, uzanan el Napolyon’undur.

Şöyle der Napolyon:

“İşte böyle bir duygudur yaşayarak öğrenmek, kimi zamansa bedeli en yüksek öğrenme biçimidir.”

twitter.com/halefrvayis

 

 
YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

>> Çin'de sivrisinek fabrikası - 07.12.2022
>> İletişimde İşbirliği İlkesi… - 30.11.2022
>> İki kişiyi döndürür bir kişiye… - 23.11.2022
>> Türk basınında ilk ekonomi sayfasının hikayesi… - 16.11.2022
>> Haberdar olmak, doğru algılamaktan geçiyor… - 09.11.2022
Medyaloji Yazarları
Halef R.  VAYIS Hüseyin MOVİT Neslihan KABAOĞLU Bülent BİRİCİK
Çin'de sivrisinek fabrikası
Tüm Yazarlar