Ödül denilen şey…
Yazarımız Halef Remzi Vayıs yeni yazısında, Türkiye’de her geçen gün sayıları artan ödül törenlerini kaleme aldı. Ödül törenlerinin ve bu tür organizasyonların, hem ödül alan hem de veren için ne anlama geldiğini güncel örneklerle ele alan yazı için…
6/16/2010 11:43:38 AM

 

Yedi tane Legion d’Honneur nişanına sahip bir adama, bu kadar önemli bir ödülün, bu kadar çoğuna nasıl ulaştığını sormuşlar. Adam da “gayet kolay bir şekilde” diyerek anlatmaya başlamış… 

Yedinci Ld’H nişanımı, daha önce altı adet olması dolayısıyla verdiler.
 
Peki, altıncısını niçin almıştınız?
Öncesinde beş tane olduğu için layık görmüşlerdi.
 
Ya beşincisini?
Dört nişanım olunca, beşinciyi de hak ettiğimi söylediler.
 
Hımmm… Dördüncüsünü?
Siz, üç tane Ld’H nişanı olan kaç kişi tanıyorsunuz?
 
Peki ya üçüncüyü?
İkiyi alan üçüncüyü de almalı diye düşündüler.
 
Onu neden almıştınız?
Çünkü daha önce bir taneye sahiptim…
 
Meraklı olan dayanamamış ve alacağı yanıtın heyecanıyla sormuş: “Peki, ilk Ld’H nişanınızı nasıl almıştınız?”
 
Adamın yanıtı gayet samimi olmuş; “daha önce hiç Legion d’Honneur nişanım yoktu, sanırım o nedenle verdiler…”
 
Ülkemizde ödüllendirmeye yönelik genel yaklaşım, adeta bu anekdottaki hale geldi. Türkiye, bir ödül dağıtma cennetine dönmüş durumda.
 
Nedir, ödül almanın da vermenin de getirdikleri…
 
İsim duyurmak, kendi kendinin tanıtımını yapmak, en önde gelen nedenlerden. Bu, ödül alan için olduğu kadar, ödül veren için de geçerli. Zira ödüller ve törenleri, PR etkinliği gibi kabul görüyor. Ayrıca mutlu da olunuyor.
 
Ödül alsanız da, verseniz de durum değişmiyor. Kimi medya kuruluşları bu etkinlikleri kendileri gerçekleştiriyor ya da sponsorluğunu üstleniyor. Hal böyle olunca, her ödül töreni medyada kolayca yer alma fırsatını beraberinde getiriyor. Üstelik şahsınızın, şirketinizin veya ürününüzün tanıtımı, prestij yüklü bir algıyla birleşerek gerçekleşiyor.
 
Bir bakana, gazeteciye ya da bir basın kuruluşuna ödül vermek ise, medyanın ilgisini daha yukarılara tırmandırıyor. Bu yolla bir televizyon kanalının ana haber bültenine çıkabildiğiniz gibi, bir gazetenin manşetinde de yer alabilirsiniz. Bu nedenle olsa gerek, gün geçmiyor ki, bir üniversite, bir dernek veya yayın kuruluşu, üst düzey bir bürokrata, bir sanatçıya ya da medya kuruluşuna herhangi bir ödül sunmasın.
 
Ancak ödüllerin özensiz ve makama göre verilir hale gelmesi, kimi zaman işleri allak bullak edebiliyor; ödül alanı zor durumda bırakabiliyor.
 
Bakana özel ödül veren üniversiteye yalakalık ödülü!
 
Akşam gazetesi köşe yazarı Esin Gedik’in yazısında yer alan örnek, ödüllerin adeta anekdottaki vaziyete dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Yazının ilgili kısmı ise şöyle:
 
“Her yıl olduğu gibi bu yıl da, 5 Haziran'da Dünya Çevre Günü'nü kutladık. Akdeniz Üniversitesi, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'na 'Çevre Özel Ödülü' verince kıyamet koptu.
 
Ödül töreni sırasında ve sonrasında başlayan protestolar devam ediyor. Eroğlu'nun tatlı su kaynaklarını yok edecek, ekosistemi tehdit edecek yüzlerce hidroelektrik santralinin yapılmasına izin vermesi, hakkında çok sayıda dava açılması ve birçok davanın da bakanın aleyhine sonuçlanmasına karşın, üniversitenin neden bu ödülü verdiği sorgulanıyor.
 

Bazı gruplar Akdeniz Üniversitesi'ne 'yalakalık ödülü' verirken, çok sayıda akademisyen de bir kampanya başlattı. Kampanyaya ilk gün 100'ün üzerinde bilim adamı destek verdi.”

Bu durumda bakan, ödüllendirilmiş mi oluyor, cezalandırılmış mı? 

Siz karar verin…

  

halefvayis@medyaloji.net

www.medyaloji.net sitesinden 2/7/2012 11:20:34 AM tarihinde yazdırılmıştır.