Bir ayağı dışarıda olmak…
Profesyonel iş yaşamında, çalışanların mutsuzluğunun altında ne gibi sebepler vardır? Bu durumun ortaya çıkışında kurumun ve çalışanların rolü nedir? Halef Remzi Vayıs yeni yazısında iş hayatındaki aidiyet sorunlarını ele alıyor…
2/3/2010 12:50:39 PM

 

Günümüzün çoğunu geçirdiğimiz, kalıcı arkadaşlıklar edindiğimiz, sosyal aktivitelerimizi, hatta yaşam şeklimizi bile ona göre belirlediğimiz bir dünyadır çalışma hayatı. Mutlu olmak önemlidir.
 
Yanlış hatırlamıyorsam, 2007 yılının Nisan veya Mayıs ayı idi. İstanbul Bilgi Üniversitesi ve insankaynakları.com’un birlikte gerçekleştirdiği bir araştırma, “İdeal İşyeri Araştırması”, bilinen ancak o zamana dek bu oranda ciddiyette ölçülmemiş şu gerçeği ortaya koydu:

“Türkiye’de çalışanlar, işyerlerinde, işe alımlarda ve terfilerde, tarafsızlığın yeterli düzeyde olmadığına ve yaptıkları işin karşılığını, maddi ve manevi alamadıklarına inanıyor.”

Araştırmada, çalışanların mutsuz olduğuna dair bir sonucun ortaya çıkmasını, ben birçok faktörün bir araya gelmesine bağlıyorum.

Türkiye’deki çoğu şirketin yeterli sermaye ile kurulmaması, eğitim sisteminin insanımızı iş hayatına yeterince hazırlayamaması, Türk insanının içinde olan kendi işini kurma dürtüsü, yüksek orandaki kayıt dışılık, partizanlığa göre ihale dağıtma adaletsizliği, eş-dost-akraba yöntemiyle iş bulma gibi bazı başlıklar, bunlardan birkaçı.

Daha çok şey sıralanabilir belki ama benim üzerinde durmak istediğim konu, durumun nedenselliği değil.

Profesyonel iş hayatında, maddi ve manevi memnuniyetsizlikler her zaman söz konusu olacaktır. Bunun haklı ve haksız gerekçeleri mevcuttur. Ancak bir şey vardır ki, yaradılış gereğidir: “Yan bahçeyi dışarısı kabul eder, oradakileri bizden daha mutlu hayal ederiz…”
 
Eskiler buna “komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” derler. Ancak, komşunun tavuğunu kaz görmenin bedelleri doğabilir ve bunu ödemeye de hazır olmak gerekir.
Hayal kırıklığına uğranabilir, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olunabilir” çünkü...
 
Bu deyimin öyküsünü bilir misiniz? Şöyleymiş:
 

Dimyat, Mısır’da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır’ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu’ya getirilirmiş.

Dimyat’a pirinç almak için giden bir Türk tüccarın bindiği gemi, Akdeniz’de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamın bütün altınları alınmış.

Zorluklar içinde İstanbul’a dönen pirinç tüccarı, o yıl iflas etmiş. İstanbul’dan kalkmış, memleketi olan Karaman’a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı, kışın bulgursuz kalmış. Tüm bu yaşadıklarının üzerine de, bu ünlü deyim dökülmüş ağzından: “Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan da olduk”.

Bizim demek istediğimiz, “hiç hata yapmak istemiyorsanız, hiçbir şey yapmayın” değil elbette. Zira gelişebilmek ve ilerlemek, hata yapmadan gerçekleşemez.

Bir ayağı dışarıda olmak…
 
“Her gerçek başarı, bir evi inşa etmek gibidir. Önce sağlam bir temel atılır, sonra evi tamamlamak için sabırla gerekenleri yaparsın. Bazı evler ya da kariyerler çabucak inşa edilebilir ama sağlam temeller üzerine oturmazlar. Görünüşleri güzel ama dayanıklı değillerdir. Bir gecede oluşan başarılara yakından bakarsan, 10 sene gibi bir hazırlık sürecinden geçtiğini de görürsün…”
 
Dan Millman’ın bu yorumu, demek istediğimi benden daha iyi özetliyor.
 
İşyerlerinde, bir ayağı dışarıda olan insanlar vardır örneğin. Daha işe başlarken bile gözü ve aklı dışarıda, başka başka şirketlerdedir. Her an gidiciymiş gibi düşünür ve davranır. Bu ruh haliyle, şirketine katkı sağlayamadığı gibi, işinde başarılı olma ihtimali de düşüktür, hatta yoktur. Ne konsantre olabilir, ne de işe uyum sağlayabilir çünkü...
 
Sürekli şikayet halinde dolaşan kişilikler vardır mesela. Çalıştığı yer hakkında, diğer çalışanlar hakkında teoriler, dedikodular geliştirir. O iyidir, beğenmez, hep doğruyu bilir, diğer her şey yanlıştır. Mutsuzu oynamayı sever, işin kötüsü bunu etrafına da sirayet ettirir. Bu karakterin özelliği, sürekli çatışmak ve diğerlerinin mutsuzluğunu sağlamaktır. Böyle doyum sağlar ve beslenir.
  

Eğer işyerinde başarıyı istiyorsak… 

Kendimizi önce kendi kurguladığımız duvarlar ve kilitler arasına hapsedip, sonra da bu duvarlar arasından çıkmaya çalışmakla vakit geçirmemeliyiz.

 

halefvayis@medyaloji.net


www.medyaloji.net sitesinden 31.07.2010 14:03:00 tarihinde yazdırılmıştır.