20.01.2010 12:06:03
Şu sıralar herkesin önüne koyması gereken bir şapkası var.
Bir yüzleşme zamanı. Ve herkesin, bunu önce kendisiyle yapması gerekiyor.
Çünkü, toplumsal yaşam ve dünya düzeninde gözle görülür değişimler gerçekleşiyor. Henüz başlangıcında olunan bu yeni düzene ayak uyduramayanlar, bulundukları katmanlarda bırakılmayı göze almalı. Zira, üst basamağa çıkmak, sessizce izlemekten fazlasını gerektiriyor.
Normalde olduğu gibi kuşaktan kuşağa yol alarak gerçekleşen değil, aynı kuşakta ve birkaç yıl gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde yaşanacak izlenimi taşıyan değişimler, sözünü ettiğim.
İnsan, içinde bulunduğu zamanı gözü kapalı geçermiş. Üstelik şimdilerde sisli bir dönemi yaşıyoruz. Görebilmek için gözlerin daha fazla açılması, daha dikkatli bakılması gerekiyor.
Dünyanın birçok yerinde, her geçen gün sayıca büyüyen bir kitle, değişimi hissediyor ve istiyor. Var olan sistemi adaletli bulmuyor, karşı çıkıyor. Birilerinin gelip bu değişime ön ayak olmasını bekliyor. Evrensel vatandaşlık bilinci yayılıyor.
Çağın yeni insanı, daha etkili, daha kararlı, daha saydam liderlerin peşinden gitmeye hazırlanıyor. Bunun için organize edilmeye ise, şimdiye dek hiç olmadığı kadar açık.
Güç sahipliği el değiştirebilir...
Devran değişiyor. Mevcut güç sahipleri, ya yerlerini yavaş yavaş gücün yeni sahiplerine bırakmaya ya da ellerindeki güce sahip çıkmaya hazır olmalılar. Eskide ısrarcı olup, eşikteki yeninin farkına varamamak, birçok insan için geleceğe taşınan bir büyük hata olarak kayda geçebilir.
Yeni dünya düzeninde, yeni karakteristikler bizleri bekliyor.
Öncelikle; ilişkilerinde başarı isteyen herkesin, her insanın en az kendisi kadar akıllı olduğunu ve aynı yaşam haklarına sahip bulunduğunu, baştan kabul etmesi gerekiyor. Çünkü bu kabul, açık ve önyargısız davranmayı da beraberinde getiriyor.
Açık ve önyargısız olmak huzuru; huzur, korku ve endişeleri daha iyi kontrol etmeyi; bu kontrol, olumluluğu; olumluluk ise çıkar ilişkilerini iyi dengelemeyi sağlar.
Bilginin gücünü iyi tartmak, çelişkilerinin ayırdında olmakta fayda var.
Çok şeyi bildiğini sanmak, yanıltıyor.
Çok şey bildiğini bilmek ise zayıflatabiliyor.
Bildiğini bilmek bir yandan güven kazandırırken, diğer yandan güçsüzleştirebiliyor. Tutuculaştırabiliyor; yeni bilgilere ve gelişmelere aç olmayı engelleyebiliyor.
(Burada Steve Jobs’u anmadan geçemeyeceğim. Ne demişti Apple’ın patronu: “Aç kal, budala kal”)
Ancak bilmek, aynı zamanda yeni bilgilerle kucaklaşmayı kolaylaştırıyor, daha iyi kavramak için sağlam bir alt yapı sağlıyor.
Peki ya şirketler?
Şirketler için durum pek farklı görünmüyor. Puslu hava, birçoğu için geçerli. Ağır küresel krizin etkileri sürerken, küresel değişim rüzgarlarının bu denli belirginleşmesi, kafalardaki soru işaretlerini çoğaltmış durumda.
Şirketler adeta birbirinin ne yaptığını kolluyor ve şimdilik taklit ederek ilerliyorlar. Çoğu, gelişmeleri sadece izliyor. Henüz pek azı, farkına varıp pozisyon alıyor. Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki birkaç yılda pek çok şirket el değiştirecek.
Bu yılın sonlarına doğru, küresel değişimin rüzgarlarına katılanların sayısında artış gerçekleşeceğini ve hareketlenmelerin hızlanacağını düşünüyorum. 2010-2012 arası, toplumlarla birlikte şirketlerin de büyük reformlar yaşayacağı yıllar olacak.
Gelecek 3-5 yılda piyasalar, birleşmelere ve yepyeni doğumlara gebe. Yeni yıldızlar türeyecek. Kendini modernize edenlerin yola devam ettiğine, edemeyenlerin ise tarihin sayfalarında kalacağına tanık olacağız.
Öyle görünüyor ki, yeni bir geleceği yaratmanın mücadelesi kolay olmayacak, ancak sonucunu kestirmek zor.
Bir Çin atasözünü hatırlayarak, yazıyı sonlandıralım:
“Sular yükselince balıklar karıncaları yer, çekilince de karıncalar balıkları. Kimse bugününe aldanmasın, çünkü kimin kimi yiyeceğine su karar verir.”