Almanya’da yayınlanan Bild am Sonntag gazetesi, futbol dünyasının yeni yıldızlarından Mesut Özil ile Dünya Kupası üçüncülük maçının hemen ertesinde bir söyleşi yaptı. Sorulardan biri de başka bir takıma transfer olup olmayacağıydı.
Mesut soruyu, "Şimdiki kulübüm olan Werder Bremen, 2011 yılına kadar geçerli sözleşmemin gereğini yerine getirmemi istiyor, ben de getireceğim. Her zaman, sözleşmemin gerekliliklerini memnuniyetle yerine getirdiğimi söyledim. Bu benim için doğal bir şey" şeklinde, net cevapladı.
Haberi okuduğumda gülümsedim. Günümüzde sözlerin kolayca verildiği, ancak yerine getirilmesinden de kolayca vazgeçildiği gerçeği bir yana; sözleşmelerin bile artık kılı kırk yarılarak hazırlanmasına rağmen, bin taklayla nasıl kaçınılmaya çalışıldığını gözlemleyen biri olarak, Mesut’un bu sözleri bana fazlaca “naif” geldi.
Naif olduğu kadar hoş ve bir o kadar sıcak…
Verilen sözü tutma ve taahhütleri yerine getirme alışkanlığını kazanmanın, öncelikle insanın kendisi için saygı ve güven unsurları yaratacağına inananlardanım.
Başkasına verdiğimiz sözleri yerine getirme ilkesine sahip olmanın yolunun ise, önce kendimize verdiğimiz sözleri tutma disiplininden geçtiğini düşünürüm.
Hem “fikir neyse zikir odur” duygusunu yaşama ve yaşatma; hem de düşüncelerin davranışa ve beklentilere dönüşerek ilişki yumağının buna göre oluşması durumunun, insanın kendi özgüvenine sağladığı katkıyı çok kez gözlemlemişimdir. Ve sonra bunun tüm ilişkilere olumlu yansımasını…
Çünkü sözünün eri olan insan güven telkin eder, inanılırdır. Bilinir ki, ya söz vermez ya da veriyorsa tutar. Siz de ona göre beklentiye girer, en azından hayal kırıklığına uğramazsınız.
Kasıtlı yanlışlar yapmaz. Bilmeden yapıyorsa da, bu en çok kendine zarar verir.
Sanırım, aşağıda okuyacağınız kısa öykü, ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır…
İnşaat ustasının hikayesi…
İnşaat ustası, uzun yıllar kendini işine adadıktan sonra emekli olmak üzeredir. Hayatı boyunca işini hep en iyi şekilde yapmayı hedeflemiş, hep en iyisi için uğraşmıştır.
Yıllar önce çalışmaya başladığı şirkette işe girerken, patronu ondan bir taahhütte bulunmasını istemiştir: “İnşa edeceğin her evi, sana verdiğimiz en önemli projeymiş gibi gerçekleştireceğine, her evi bir adanmışlık, özen ve sevgiyle ele alacağına dair bana ve kendine söz verebilir misin?”
“Evet” demişti heyecanla ve o günden sonra inşa ettiği her ev için elinden geleni yapmıştı. İşte şimdi son evini yapıyordu; bittiğinde ise emekli olacaktı.
Emekli olmaya hazırlandığı son günlerde, patronu onu odasına çağırdı. Ayrılacağı için üzgün olduğunu söyledi; şirketi için yaptıklarına teşekkür etti. Ancak son bir ricası vardı: “Bize son bir ev daha inşa eder misin, bu benim için çok önemli.”
Patronunu çok seven usta, onun ricasını kabul eder ve hemen yeni bir ev üzerinde çalışmaya koyulur. Ama yıllar boyunca inşa ettiği diğer evlerin aksine, bu son evde uzmanlığını sonuna kadar göstermez ve bir an önce bitirip kendi emeklilik hayatına doğru yol alabilmek için bildiği bütün kestirme yolları kullanarak projeyi rekor bir sürede sonlandırır.
İşleri kısa yoldan halleder, malzemeleri özensiz kullanır, ustalığını yeterince ortaya koymaz ve işi bitirmek için acele eder. İş hayatının başlangıcında verdiği sözü adeta unutmuştur.
Evi teslim ettiğinde patronu, ricasını kırmadığı için ona nazikçe teşekkür eder ve evin anahtarlarını uzatır: “Bu ev senin için. Yıllar boyunca ortaya koyduğun titiz ve verimli çalışmanın karşılığı olarak ufak bir veda armağanı.”
İnşaat ustası şaşkına döner. Evin kendisi için olduğunu bilse, daha özenli yapacağını düşünür bir an.
Utanır…
İnşaat ustası kendine ve şirketine verdiği sözü belki sadece bir kez tutmamıştı ama böylesine özensiz yaptığı tek evde, hayatı boyunca kendisi yaşamak zorunda kalmıştı.
***
İnsan doğasındaki temel ihtiyaçlardandır, kendini güvende hissetmek. Ancak bunun için güven de tesis edilmelidir. Güven tesis etmek için ise, önce inanılır olmak gerekir.
Verilen sözlerin yerine getirilmesi doğal şeydir yani…