Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
  Yazarlar
İlkay GÜLTAŞ
Ülkenin altına yerleştirilen dinamit
05.07.2010 15:11:47
‘Dördüncü Kuvvet’ medyanın gücüne atıfta bulunmak için sarf edilen bir tabirdir. İngilizcesi Fourth Estate olan bu ifade, dördüncü güç/kuvvet/tabaka anlamında kullanılmaktadır. 19. yy’ın ilk yarısına kadar uzanan bir geçmişi vardır. Bir güç unsuru olarak medya çeşitli zeminlerde o zamanlarda da eleştirilmekteydi ve hala bu eleştirilerin bir kısmı süregelmektedir. Ancak bizim ülkemiz gibi ülkelerde medya dördüncü kuvvetlikten çok daha etki sahibidir. Etkisi ile tepkisi ile, yapabildikleri ile ve yaptırabildikleri ile medyayı bakın Oscar Wilde nasıl tanımlamış:
"Eski günlerde insanların askılıkları vardı. Şimdi ise gazeteleri var. Bu kesinlikle bir gelişme olarak kabul edilmelidir. Ancak yine de bu durum çok kötü, hatalı ve moral bozucu. Birisi -burke miydi kimdi?- gazeteciliği/basını dördüncü güç olarak adlandırmıştı. Bunun o zaman için doğru olduğuna şüphe yok. Ne var ki günümüzde basın/gazetecilik/medya tek güçtür artık. Basın diğer üçünü silip süpürdü. Geçici lordlar bir şey söylemiyor, ruhsal lordlar bir şey söylemiyor ve avam kamarasının söyleyecek bir şeyi yok ama onun var. Bizler basının hükümranlığı altındayız"
Yazımın başlığına gelecek olursam...
Bu ülkenin en iyi sayısal eğitim veren lisesinden mezun oldum. Üniversite, master, doktora derken akademisyenlikte karar kıldım. Dolayısıyla profesyonel olarak 23 senedir öğrenciyim ve hala öğrencilerle birlikteliğim devam ediyor.
Bir işletmenin gelişmişliği belli makamları işgal eden insanlar bu makamlardan ayrıldıklarında işletmenin ayakta kalması ile ve istikrarı koruması ile ölçülebilir. Bu esasen ülkeler için de geçerlidir. Gelişmekte olan ülkeler ise en azından bu şekle gelmeye gayret gösterirler. Değişim ve değişirken kaydedilen gelişim bu istikrarı zedelemez, aksine güçlendirir.
Devlet, kanun yapıcı ve düzenleyici olarak toplum hayatını kontrol etmeye çalışır. Devlet, bir sistem bütünlüğü yaklaşımı ile hareket eder, etmelidir. Devlet yönetimi bir istikrar platformudur. Hükümetlerin değişimleri ile her şeyin değiştiği devletler ayakta kalamazlar.
Bu yazıyı eğitim ile ilgili bu ülkenin altına yerleştirilen dinamitten bahsetmek ve medyaya açık çağrıda bulunmak için yazıyorum... Tek sistematik problemimiz tabi ki eğitim değil ama geleceğe dair en önemlilerinden biri olduğuna da kimsenin itirazı yoktur diye düşünüyorum...
Hükümet koltuklarının şu anki sahipleri bence artık açıkça eğitim sistemini içinden çıkılmaz hale getirerek, bilerek ya da bilmeyerek ülkenin geleceğini yok etmektedirler. Kişiselleşmiş örnekler vermekten hoşlanmasam da örneğin ilkokula giden yeğenim küçük harfleri bilmiyor. Sadece el yazısı yazabiliyor. 40-50 kişilik sınıflarda, öğrenci odaklı eğitim adı altında bu eğitime uygun yetişmemiş öğretmenler tarafından yetiştirilmeye çalışılıyorlar. İlköğretimin son sınıfında okuyan bir arkadaşımızın oğlu kalem kutusunda rengarenk kalemler taşıyor; başlıkları, altbaşlıkları, daha da altbaşlıkları farklı renklerde yazabilmek için. Bu çocuk ve yaşıtları kendilerinden bir paragraf ile bir şey anlatmaları istendiğinde bunu yapamayacak kadar kelimelere uzaklar. Çünkü yaratıcılıktan uzak yetişiyorlar.
Eşim öğretmenlik yaptığı lise sınıflarında “şimdi burayı yazıyoruz” dediğinde herkes yazıyor, “tamam buradan sonra yazmayın” dediğinde herkes yazmayı bırakıyor.
Örneğin Lise’de Kimya dersinde Mol Kavramı dersini gördükten 1 yıl sonra Matematik’ten bu konunun ön şartı olması gereken Oran-Orantı konusu işleniyor. Müfredat neredeyse tüm dersler için çapraz ilişkilerde aynı saçma düzenlemeleri içeriyor.
Yukarıda da demiştim, benim liseme eskiden Türkiye genelinde sınava girip ilk sırada yer alan öğretmenler atanırlardı. Şimdi bir siyasi partiye yakın olmak bu liseye öğretmen olmak için neredeyse ön şart olmuş.    
Bu öğrenciler üniversitede bizlerin önüne geldiğinde sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Çünkü üniversite kimsenin onları takip ettiği bir yer değil. İyi üniversitelerde kimse kimseye hadi burada not alın, şunu yazın falan demez. Üniversitenin evrensel olarak kabul görmüş mottosu özgürlüktür. Bu çocuklar özgür olmayı da bilmiyorlar. Bilmiyor olduklarından kalkıp kendilerini ve fikirlerini savunamıyorlar. 
Örnekler eğitimin felsefesi, okulların ve öğretmenlerin durumu ile artırılabilir. Niyetim birşeylerin kötü ama çok kötü gittiğini hissettirebilmek.
Peki biz ne yapıyoruz?
SBS sınavları kalktığı gün Sayın Bakan’ı TV’lerimize konuk edip, “Sayın Bakan, nereden geldi bu aklınıza?” diye sorup “Valla 23 Nisan’da çocuklar çok istediler ben de yaptım” açıklamasını yayınlayabiliyoruz. “Siz bu hakkı nereden alıyorsunuz Sayın Bakan”, “Şekilcilik yerine içerik ile ilgilenmeye ne zaman başlayacaksınız?” diye soramıyoruz. Sonra da kendimize gazeteci diyoruz, televizyoncu diyoruz. Başımızı emme basma tulumba gibi salladıkça muteber oluyoruz. Ama ismimizi kimse bilmiyor. Bir Mehmet Ali Birand, Uğur Mumcu, Uğur Dündar daha çıkmıyor aramızdan. Plazalarımızda mutlu mesut yaşıyoruz.
Utanmadan sıkılmadan da medya büyük bir güçtür savlarını ballandıra ballandıra anlatıyoruz etrafta. Bu ülkenin çocukları birer hiç olarak yetişiyorlar, birer birey olmaktan çok uzaklar. Ve biz gazetecilik denen şeyin ne olduğundan bihaber, TV’ye çıkarken daha güzel görünmenin peşindeyiz.
Eğitimde fırsat eşitliği olsa ve herkesin çocukları böyle yetişse acaba böyle vurdumduymaz mı oluruz diye düşünmeden edemiyorum. Yıllık 25-30 Bin lira vererek çocuklarını özel okulların ilköğretimlerine gönderen bu ülkenin elit anne babaları! Medya ile birlikte size sesleniyorum: Elitliğinizi gösterip bu rezalete bir son verme adına topluma ön ayak olunuz. Biliniz ki yukarıda bahsettiğim çocuklar sizin çocuklarınız ile birlikte gelecekte aynı toplumun bireyleri olacaklar. Hayal ettiğiniz büyük ülke bu iki kutupta yetişen çocukların var ettiği bir toplumla ortaya çıkacak mı sanıyorsunuz?
Ve ey medyanın köşe kapanları, makyaj odası dedikoducuları! İşinizi doğru yapmaya özen gösteriniz. Yoksa tarih sizi tozlu sayfalarına atarken, gelecek nesillerden kendini yetiştirmiş, etik değerleri olan ve birey olmayı başarabilmiş ve düşünebilen “omurgalı” birileri çıkar ve sizi öylesine laflarla rezil eder ki kolejlerde okuttuğunuz çocuklarınızın sokağa çıkacak yüzü kalmaz.
Bizden söylemesi...
    
Bu haberi toplam 96 kişi beğendi.
Leyla ile Mecnun - 19.12.2011 15:22:55 Kişisel Gelişim Kitapları (Safsatası) - 02.12.2011 15:54:42 İETT, metrobüs ve kurumsal yönetişim - 23.11.2011 16:38:02 Vizyon - 11.08.2011 17:09:36 Misyon - 21.07.2011 13:02:34 Savaş Sanatı – 3 - 13.07.2011 12:52:34 Savaş Sanatı - 2 - 05.07.2011 11:14:25 Kazanma taktikleri - 08.06.2011 12:58:26 Düzenleyici etki analizi - 01.06.2011 13:04:16 2023 - 24.05.2011 17:05:28 STP - 17.05.2011 17:17:17 TV reklamcılığında en uygun reklam ve süre zamanlaması - 11.05.2011 14:23:40 Başarmayı/çalışmayı sevmek - 02.05.2011 10:32:05 Porter’ın 5 Kuvvet Modeli - 23.06.2010 16:10:50 Komşunun tavuğu… - 03.06.2010 14:28:11 Üstünün hukuku mu, hukukun üstünlüğü mü? - 25.05.2010 18:11:05 Hukuk ve reklam - 21.05.2010 12:43:43 Makroekonominin dili - 11.05.2010 09:59:28 Reklam ve gerçek - 06.05.2010 14:39:09 Reklam Ekonomisi - 2 - 29.04.2010 14:13:21 Reklam ekonomisi… - 20.04.2010 13:06:48 Reyting – 2 - 14.04.2010 14:38:27 Reyting... - 06.04.2010 12:39:45 Reklamın akçesel tarafı - 31.03.2010 14:35:37 Kesikli seçim modelleri… - 23.03.2010 12:54:56