12.05.2010 11:48:07
Tüketiciyi yanıltmaya ve aldatmaya yönelik yöntemlerin, kimi markalarca açıkça ve fütursuzca kullanıldığını; üstelik bunu yapanların, yıllardır markalarına yüksek yatırımlar yapan büyük ölçekli şirketler olduğunu, Medyaloji’deki yazılarımda zaman zaman dile getiriyorum. Elbette daha küçük şirketler de artık geri kalmıyor, ağabeylerinin izinden yürüyor.
Son yıllarda, bu zihniyetteki markaların, “sat da, nasıl olursa olsun sat” odaklı stratejileri için geliştirdikleri çeşitli yöntem ve uygulamalarına şahitlik ediyoruz. Sadece şahitlik etmekle kalmıyor, aynı zamanda kurbanları da oluyoruz.
Çok değil, bundan sadece birkaç yıl önce, kendine “Türkiye’nin Dijital Platformu” gibi üst düzey bir teknolojik slogan yakıştıran D Smart, şöyle bir iddiayla piyasaya girmişti: “Şimdi al, bir kez öde, ömür boyu şifresiz izle!”
Kısa sürede, yanlış hatırlamıyorsam, 200 TL ile 330 TL arasında değişen rakamlarla binlerce satış gerçekleştirdi. Çünkü tüketici, yoğun tanıtımlar sonucu, “bir kez alıp ömür boyu rahat edecekmiş” gibi düşündürüldü.
Ancak tüketicinin mutluluğu uzun sürmedi. D Smart, “UEFA Avrupa Ligi ön elemeleri” de dahil, bazı futbol organizasyonlarının yayın hakkını aldıktan sonra, işin rengi ortaya çıktı. Platforma “Futbol Smart” diye bir kanal eklendi ve şifrelendi.
“Eğer maç izleyecekseniz, ayrıca abone olup parasını ödeyeceksiniz” dendi. Açıklama ise arkadan geldi: “Ücretsiz kanallarımız var ama Futbol Smart, bu kapsamda değil.”
Sonrasında, sinemadan eğlenceye çeşitli şifreli kanallar daha hayata geçirildi ve her biri için yeni paketler oluşturularak ücretlendirildi.
Tüketici ne kadar çabaladıysa da, hakkını alma konusunda sonuca varamadı. Bu yanıltmaya kanmış olanlar kızdı; ya aboneliğini bir çatı antenine sahipmiş duygusuyla sürdürdü ya da vazgeçip başka tercihlerin peşinden gitti.
Yanıltma üzerine kurulu pazarlama yöntemi ile nereye kadar?
Türkiye’de yanıltma üzerine kurulu pazarlama yöntemlerini iyi kullanan, bu konuda uzmanlaşmış görünen sektörler arasında, GSM, bankacılık (özellikle kredi kartlarında), havayolu ulaşımı ve mağazacılık sektörleri öne çıkıyor.
Artık bir kısım tüketicinin nezdinde mimlenmiş olan bu sektörler, bir dönem adı “hile” ile birlikte anılan gıda sektörünü bile sollamış mertebedeler.
İlk ikisine dair örneklere daha önce bu köşede yer vermiştim. Günlük hayatta zaten sıklıkla karşılaşabileceğimiz türdeki bu uygulamaların, diğer iki sektöre dair örnekleri ile devam edelim.
Havayolu ulaşımında “Her şey dahil 49 TL” sloganına, son iki yıldır hepimiz aşinayız. Tek sorun, sadece 3-5 koltukla sınırlı bu imkandan kaçımızın faydalanabildiği. Ancak yine de birbirimize tavsiyelerde bulunurken, “otobüsten ucuz, 49 TL’ye uçabilirsin” diyebiliyoruz.
Bizde nasıl bir algı oluşturulduğunun farkında mısınız?
Mağazacılık sektöründe ise durum, başka türlü vahamet içeriyor. Yılın 12 ayında, yüzde yetmişlerden, yüzde yüzlere varan indirimler mevzubahis. Bu hesaba göre, mağazadan içeri girip bedavaya alabilirsiniz yani. Ama siz yine de denemeyin, zararlı çıkabilirsiniz.
Geçenlerde, ünlü alışveriş merkezlerinden birini dolaşırken, ünlü tekstil markalarından birinin camında şöyle bir yazı gördüm:
“Her 100 TL’lik alışverişinize, anında kullanabileceğiniz 50 TL’lik hediye çeki.”
100 TL ile 150 TL değerinde alışveriş yapabileceğinizi düşündüyseniz, yanıldınız. Çünkü yukarıdaki cümlenin açıklaması var ve bunu ancak içeriye girdikten sonra öğreniyorsunuz.
Meğerse, isin aslı başkaymış...
Birinci 100 TL miktarındaki alışverişinizde hak kazandığınız 50 TL’lik hediye çekini, ikinci harcadığınız 100 TL’den sonra kullanabiliyormuşsunuz.
Türkçesi: 200 TL karşılığında 250 TL değerinde alışveriş yapabilirsiniz. Bu da yüzde 20 indirime denk düşer.
Size vaat edilenle uygulanan arasında dağlar var.
Duyar duymaz, teşekkür ettim ve çıktım. Oysa aptal yerine konduğum hissine kapılmasam, alışveriş yapacağım.
Yanıltma üzerine kurulu pazarlama yöntemi ile nereye kadar gidilir, diye sorarsanız?
Tek bildiğim, böyle gitmeyeceği…