

























Malumunuz; çoklu iletişim kurmanın etkili yolu, medya ve medya ilişkilerinden geçiyor.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ayrışma, kutuplaşma, yanlaşma, çeşitlenme ya da adını nasıl koyarsanız; içinden geçilen dönem, işte bu tür stratejilere çanak tutuyor. Madalyonun bize gösterilen yüzüne göre bakış açıları geliştirmek mecburiyetinde bırakılıyoruz.
İşin iyi yanı ise, vaziyeti çakan vatandaş sayısının hızla artması. Her meslek grubundan insan, medya etiğindeki eksilmelerden de, dezenformasyon yoluyla bilinçli kafa karıştırmalardan da, önceki yıllara oranla daha çok haberli.
Çeşitli meslek gruplarından, ama ilk ve önce gazetecilik mesleğinden birçok insan, durumun yeterince farkında. Bunlardan biri, deneyimli gazeteci Umur Talu, bakın gazetesindeki köşe yazısında çuvaldızı kendine ve meslektaşlarına nasıl batırıyor:
“Yaptığımız tek gözlü, yamuk gözlüklü gazetecilikler”…
“Kimimiz sadece “terör”den bahsedip tarih, insanlık, bölge sorgulamasından mahrum kaldıkça...
Kimimiz, farklı yönlerden de olsa, salt hamaset, ezber ile şiddete körükle gittikçe...
Kimimiz ham hayallerle hakikatle bağ koparttıkça...
Birçoğumuz, şiddet ve ölüm kucağında yaşamadan ahkâm kestikçe...
Yaptığımız tek gözlü, yamuk gözlüklü gazetecilikler; aklın, vicdanın, muhakeme ve hukukun, demokrasinin, hakkaniyetin artmasına hizmet etmiyor.”
Türkiye ve dünya zor bir dönemden geçiyor. Bir önceki yüzyılın ilk yarısında yaşanmış olan iki dünya savaşının geride bıraktığı kan, ızdırap ve zulüm dolu karanlık yıllar, günümüz insanınca tamamen unutulmuş görünüyor.
Ve yeniden yaşanarak hatırlanacak bir yola giriliyor. O yıllarda olduğu gibi dünya yine kaynıyor. Birikmiş öfke atıkları dört bir yana taşmış durumda; zaptedilemiyor. Egolar, milletler arası çıkar çatışmaları, üstünlük sağlama dürtüleri tavanlarda dolaşıyor.
Tarih adeta tekerrür ediyor. Yeni Hitler’ler, Mussolini’ler türüyor.
Dünya, savaş edebiyatına gebe bırakılıyor. Bertolt Brecht’lerin, Ernest Hemingway’lerin, Heinrich Böll’lerin acı damlayan kalemlerinin, önümüzdeki yıllarda, bu kez torunları tarafından oynatılmasına neden olabilecek şartlar yeniden tohumlanıyor.
Dedelerimizin ve ninelerimizin yaşadıkları savaş acılarının izleri, adeta suya yazılmış gibi kaybolup gidiyor.
İnsan zekası bir kez daha kendine zarar verme sürecine giriyor.
Umarım en azıyla atlatırız…