23.06.2010 11:21:06Türkiye’de film ya da dizi izlemek çok sıkıcı! Öncelikle Türk dizilerinde gerçeklik, heyecan ve orijinal konu yok. Aynı oyuncu birkaç dizide oynuyor. Aynı yüzler, aynı konular. Zaten çoğu kalitesiz… Cüneyt Arkın’ın yaptığı sinema filmleriyle dalga geçerken ki zamanına göre yine de iyi filmlerdir, şimdiki diziler Malkoçoğlu filmlerini aratır oldu. Örnek olarak ülkenin en izlenen dizlerinde çatışma sahnesi oluyor, çatışmada uzun namlulu silahlar kullanılıyor ama hedefteki kişilere, araçlara, evlere bir tek kurşun işlemiyor. Kişileri geçelim ama en azından araçlarda kurşun delikleri olsun yahu! Olmuyor işte… İllaki bu durumun çeşitli nedenleri vardır ve bu nedenler ortadan kalkana kadar Türk insanı kalitesiz dizileri izlemeye mecbur olacak. Fakat benim üzerinde durmak istediğim sıkıcılık başka bir durumla ilgili; sansürle!
Türk televizyonlarında yayınlanan yerli ve yabancı diziler/filmler sürekli sansürleniyor. Sahnede görünen bir marka veya sigara buzlanıyor ya da konuşmalardaki bazı bölümler bipleniyor. Bu da ilgili yayını izlemeyi sıkıcı bir hale getiriyor. Tabi şu da var, eğer film ya da dizilerdeki ilgili sahneler biplenmez ya da buzlanmazsa bu sefer RTÜK, ilgili kanala ceza kesiyor. Fakat nedense bu durumlar spor (özellikle de futbol) yayınlarında geçerli olmuyor! Spor başlı başına reklam ve sponsorluk alanı. Her takımın formasında birden çok reklam var. Saha kenarlarında reklam panoları var. Taraftarların ettiği ve bizim çok rahat duyduğumuz küfürler var. Yerlere balgam atan oyuncular var. Ama maçlarda buzlanan formalar, buzlanan reklam panoları, buzlanan balgamlar ve biplenen küfürler yok! Neden, sporun dokunulmazlığı mı var?
Aslan dedik bağrımıza bastık!
Çocukken annem yaz mevsiminde beni sokağa pek salmazdı. Çünkü hava çok sıcak olurdu, hem terleyip hasta olma hem de güneş çarpma tehlikesi vardı. Bu tehlike çocukken vardı ama şimdi de tehlike geçmiş sayılmaz. Sıcak her zaman sıcaktır. Zaten doktorlar da özellikle yaşlıların ve çocukların yaz mevsimlerindeki öğlen sıcaklarında dışarıya çıkmamaları için uyarıyorlar. Çünkü sıcakta, güneşin anlında olmak tehlikelidir. Kendimizi, çocuğumuzu ve yalılarımızı sıcaktan koruyalım. Şimdi gelelim sıcakları neden konu ettiğime…
Efendim, ekranlarda Aslan Max’ın Twister reklamı yayınlanıyor. Bu reklamda ellerinde kaykay olan iki tane çocuk var. Bir karavanın yanında, güneşin anlı kabağında, sıcaktan sırılsıklam terlemiş bir halde duruyorlar. Onları sıcaktan koruyacak ne şapkaları var, ne de sığınacakları bir gölgeleri. Üstüne üstlük “kanka”ları, onları seven ağabeyleri Aslan Max geliyor ve çocuklara “Bu güneşte ne yapıyorsunuz böyle? Gelin şöyle kenara” diyeceğine “Gelin terli terli bir de dondurma yiyin tam olsun” diyor. Tamam, “terli terli yiyin” demiyor ama onu demeye getiriyor. Aslan Max çocuklara dondurma versin, çocukların kankası olsun, onlarla oynasın ama o çocukları o sıcakta, o güneşin altında bekletmesin… Lütfen!
Reklama girerken haber verilse?
Televizyondaki herhangi bir kanalda ilgimizi çeken bir programı izliyoruz. Bu program heyecanlı, eğlenceli veya korkutucu olabilir. Programı izlemeye dalıyoruz ve tüm dikkatimizi veriyoruz. Programın en önemli/heyecanlı/korkutucu yerinde televizyon kanalı ilgili programı şak diye kesip reklama giriyor. Tıpkı elektrik kesintisi gibi! O an bir şaşkınlık yaşıyoruz, sudan çıkmış balığa dönüyoruz. Sanki otomobille giderken bir duvara çarpmış gibi oluyoruz. Çok kötü bir an! Şu reklamlara girişte bir dakika ya da otuz saniye önce izleyiciye haber verilse “Bir dakika sonra reklam arası” dense nasıl olur? Bence çok güzel olur. Böylece kendimizi reklama hazırlarız ve sudan çıkmış balığa dönmeyiz.