

































Eskiden yayın yasakları uygulanır; kitap, gazete ve dergiler geri toplatılırdı. Yasak yayınlar, yazarını ve de okurunu cezaevine bile götürürdü. Şimdi bunlar yok…
Varsa da, gündemde değil.
Şimdi internet var.
Böyle görünüyor, hissediliyor ve konuşuluyor…
Geçtiğimiz hafta, ajanslardan yayıncıların havuzuna bir haber düştü:
“3 Haziran 2010 tarihinde Google‘a ait bazı IP’lere hukuksal nedenlerden dolayı erişim engellenecektir. Erişimi engellenen IP’ler dolayısıyla, Google’ın bazı uygulamalarına erişememe ya da yavaşlık yaşanması beklenmektedir.”
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) daha sonra bu haberi yalanladıysa da, içlere kurt düşmüştü bir kere. Bu, ilk kez yaşanan bir yasak değildi. Ancak bu yasakların sıklığı artıyor, kapsamı genişliyor muydu ne?
Gazete-kitap yasağı, internet yayını yasağına mı dönüşecek...
1 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren ve bu güne kadar 45 ülkenin imzaladığı ‘Sanal ortamda işlenen suçlar Sözleşmesi’ne, bir ay içinde Türkiye de imza atacak. Bu anlaşmayla birlikte, son yıllarda ciddi oranda artan sanal suçlarda, uluslararası işbirliğine katılacağız.
Bu anlaşmayı imzalayan devletler, herhangi bir ikili anlaşmaya gerek duymadan, diğer ülkelerde internet üzerinden yapılan, suç içeren yayınları durdurabilme yetkisini elinde bulunduracak.
İnternette bulunan ve kişi haklarına doğrudan saldırı niteliği taşıyan ses veya görüntü içeriklerine, devletin isteğiyle müdahale edilebilecek. (Çocuk pornografisi, ağ güvenliği, telif hakkı ihlali, ırkçılık, bilgisayarlarla bağlantılı dolandırıcılık olayları gibi)
Örneğin, internet üzerinden bir Türk sanatçının albümünü yurtdışında illegal bir şekilde paylaşan sitedeki yayını Türkiye durdurabilecek ve bunun için söz konusu ülkeyle herhangi bir anlaşmanın imzalanmasına gerek kalmayacak.
Buraya kadar iyi…
Hem toplumu hem de telif haklarını korumaya yönelik önemli bir adım gibi görünüyor.
Madalyonun diğer yüzü...
Ancak öte yandan, internet sıkı kontrol edilebilir bir mecra olarak da konumlandırılıyor olabilir mi?
Sadece birkaç kod hareketiyle kolayca engellenebilen internet yayınları, her türlü yayın yasağının keyfi uygulanmasını, zamanla içinde barındırabilir mi?
Bu tür bir yasak, basılıp dağıtımı yapılmış bir kitap ya da gazetenin geri toplanmasından daha zahmetsiz ve firesiz olmaz mı?
Herhangi bir zamanda, herhangi bir iktidar, canı istediği, daha doğrusu istemediği bir yayını kolayca durdurabilir mi?
Yayın kesintisine uğramamak için ise, internetle olan ilişkinizde özenli davranmalı, otokontrolünüzü elden bırakmamalısınız, öyle değil mi?
O halde, son sorum şu:
Sizce bu durumda, “Sınırlı içinde sınırsız mı, yoksa sınırsız içinde sınırlı mı” olacağız?