29.12.2011 10:11:54Çok heyecanlı bir futbol maçının ya da sinema filminin tam ortasında yaşanan elektrik kesintisi gibidirler; dünyanızı karartırlar. Sabah erken uyanabilmek için ayarladığınız telefonunuzun ya da saatinizin alarmı gibidirler; uykunuzu başınıza yıkarlar. Akşam eve gelip kapıyı açmaya çalıştığınızda, anahtarınızın iş yerinde kaldığını anlamanız gibidir; karşıki dağları yıkmanızı sağlarlar. Bu yaşananların hal çaresi vardır; kesilen elektriğin yaşattığı şok kısa sürede atlatılır, saatin alarmı bir hamlede susturulur ve bir çilingir bulmak çok da zor değildir. Peki ya sinekler? Onlardan kurtulmanızın kolay bir yolu yoktur. Bu iş ancak kanla biter; ya kendinizi öldürürsünüz ya da sineği!
Sinekler! Tatlı uykunuzun en acımasız kâbusudurlar. Önce kolunuzu ısırırlar; kolunuzu yorganın içine sokar ve bu ilk hamleyi pek umursamadan uyumaya devam edersiniz. Bu kez ayağınıza dadanırlar; ayağınızı da yorganın içine sokar ve yine uyumaya devam etmeye çalışırsınız ama artık tavşan uykusundasınızdır; hem uyumaya çalışır hem de bir sonraki atağı beklemeye başlarsınız. Tam o anda kulağınıza girmeye çalışırlar; çok öfkelenir ve sert bir hamleyle onları kovalarsınız ama onlar pes etmez! Siz içinde bulunduğunuz çaresizliği düşünürken onlar gözünüze girmeyi denerler. Küfredersiniz, öfkeniz giderek artar, nabzınız hızlanır… Onlardan kurtulmak için yorganı/battaniyeyi üzerinize çekersiniz, böylece sineklerin yüzünüze yaptıkları sortilerden kurtulacağınızı sanırsınız. Evet, belki onlardan kaçabilirsiniz ama saklanamazsınız! Bu kez o küçük yaratıkların kanatlarından çıkan ve beyninizin içini oyan bir sesle mücadele etmek zorunda kalırsınız. Hiç durmadan tepenizde dolaşırlar ve bu ses dayanılmazdır… Artık onlardan kurtulabilmenizin tek yolunun ölüm olduğunu anlarsınız! Gece ya da sabah hiç fark etmez; sineklerden kurtulabilmek için elinizde terlik, gazete veya sineklik ile yatakların, koltukları üzerinde koşar, tavanlara zıplar sineği öldürebilmek için kan ter içinde kalır, bazen de evdeki eşyalara zarar verirsiniz. Sinekler…
Bazı markalar da tıpkı sinekler gibidirler; onlardan kurtulmanızın çaresi yoktur! Onlardan kaçabilir ama saklanamazsınız! Onlar televizyonları, gazeteleri, otobüsleri, statları, sokakları, okulları ve hastaneleri işgal ettikleri yetmemiş gibi şimdi de cep telefonlarımızı işgal ediyorlar. Hepsine; televizyonun, gazetenin, derginin, maillerin işgaline istemesek de alıştık ama cep telefonlarımızın işgaline bir türlü alışamadık ve alışmak da istemiyoruz! Bazı markalara telefon numaramızı mecburen biz veriyoruz ama bazılarına bizim telefon numaramızı kimin verdiğini bilmiyoruz(!) ve bunu yapanlardan “nefret” ediyoruz! Onlar biz hiç istemesek bile yeni ürünleriyle veya kampanyalarıyla ilgili bize mesaj gönderiyorlar. Markaların reklam mesajlarından kurtulamıyoruz. Bazıları mesaj göndermek yerine bizi arıyorlar; bizi ısrarla arıyorlar! Telefona cevap vermiyorsunuz, meşgule alıyorsunuz ama onlar vazgeçmiyorlar. Onlardan kurtulmanız için ya telefona cevap vereceksiniz ya telefonumuzu tamamen kapatacaksınız, bunu yapmazsanız onlardan kurtulamazsınız. Onlardan bazıları müşterileri olmamamıza rağmen bize kredi kartı satmaya çalışır, bazıları telefon hattımızla ilgili; başka firmalara kaçmamızı önlemek için sözleşmemizi yenilemeye çalışır, bazıları da onlardan aldığımız bir ürünün onların sattığı her ürünü alacağımız anlamına geldiğini sanarak/ inanarak bizi bıkmadan usanmadan ararlar.
Onlar vazgeçmezler, pes etmezler, yılmazlar… Ve en önemlisi ise, onlara “Hayır istemiyorum!” dediğinizde, sanki bir suç işlemişsiniz gibi size “Neden istemediğinizi öğrenebilir miyim?” diye sormalarıdır! Sinekler ve markalar; onlardan kurtulamazsınız…