13.07.2011 15:05:30Reklamlar bize çok şey anlatıyorlar, gerçek hayatla pek alakaları olmamalarına rağmen gerçek hayatla ilgili acı gerçekleri vuruyorlar yüzümüze. Yüzümüzde patlayan bu gerçeklik için reklamlar tek başına yeterli değil elbette. Reklamları ancak gerçek hayatla birleştirip düşünürsek anlayabiliyoruz ve bu hayatta doğru gitmeyen bir şeyler olduğunu görüyoruz.
Hasan Özer ve Ali Şimşek. Peki kim bunlar? Pampiş olmadıkları kesin… Aslında çoğunuz tanıyorsunuz bu iki insanı, isimleri size hiç tanıdık gelmiyor olabilir elbette ama çoğunuz onları mutlaka gördünüz veya duydunuz. Büyük ihtimalle akşam televizyon izlerken, sabah gazete okurken, internette dolaşırken veya bir arkadaşınızın anlatışında rastladınız onlara.
Hasan Özer, Adana’nın kavurucu sıcağından bunalıp DSİ kanalına atlayan ve yüzme bilmediği için ölüm tehlikesi geçiren bir vatandaşımız. Ali Şimşek, karpuz satan ve Hasan Özer’i boğulmaktan kurtaran başka bir vatandaşımız. Onları tanıyorsunuz…
Buraya kadar tamam ama bu iki vatandaşın Signal White ile ne alakası var?
Geçen gün Signal White ile ilgili bir reklam(1) izledim. Reklam kendi dünyasında gayet hoş, eğlenceli, şakacı falan... Evden telaşla çıkan bir bayan var reklamda. Evden çıkar çıkmaz kapının önündeki arabasına doğru gidiyor ama o da ne! Bayanın arabası başka arabalar tarafından sıkıştırılmış park yerinde. Bayanın arabasını o sıkışıklıktan kurtarabilmesi için yardıma ihtiyacı var. Böyle bir durumda olsanız siz ne yaparsınız? Evet, etraftaki vatandaşlardan yardım istersiniz. Bayan da aynen öyle yapıyor... Yo hayır! Aynen öyle yapmıyor. Normalde öyle yapması, etraftaki vatandaşlardan yardım istemesi lazım ama insanlık ölmüş olmalı ki öyle yapmıyor. Bayanın aklına çok güzel bir fikir geliyor; hemen eve geri dönüyor, dişlerini fırçalamadan çıkmış sanırım, hemen aynanın karşısına geçip dişlerini Signal White ile fırçalıyor, park yerinde sıkışmış olan arabasının yanına dönüyor ve sonra da yardım talep ed… Çok pardon! Sonra da bembeyaz dişlere tav olacak insanları buluyor, işini gördürüyor ve oradan uzaklaşıyor. Uzaklaşırken de içinden “Ha ha ha salaklar!” diyerek gülüyordur herhalde. Tabii bunu bilemeyiz, ben hayal gücümün yalancısıyım…
Şimdi Hasan Özer’i düşünüyorum! Adana’nın sıcağında, serinlemek için kanala girdiğinde ve yüzme bilmediği için boğulmaya başladığında neler hissetti acaba? Ya o yeğenleri; çaresizce ve çığlık çığlığa insanlığın ölümünü fısıldarlarken kulaklarımıza neler hissediyorlardı? Acaba Hasan Özer’in yeğenleri içlerinden “Keşke dayımızın beyaz dişleri olsaydı, o zaman herkes yardıma koşardı” diyorlar mıydı? Kim bilir… Hasan Özer hayat mücadelesi verirken kanalın etrafındaki insanlar Hasan Özer’e ve yeğenlerinin çığlıklarına bakıyorlardı sadece, yardım etmeye giden yoktu. Çünkü bakmak daha garantiydi. Hem insanlık ölmüştü, Hasan Özer de ölse ne olurdu…
O anları düşünürken Signal White reklamı geliyor aklıma. Reklamdaki bayan belki de çok haklıydı. Çünkü gerçek hayatta; ölüm tehlikesinin yaşandığı, hayatın bir pamuk ipliğine bağlı olduğu o kısa anda bile kimse yardım etmiyordu insanlığa ki bir otomobili park yerinden çıkartmak için kim yardım edecekti? Eğer Ali Şimşek o reklamda olsaydı yardım ederdi, hem de hiç karşılık beklemeden ama her zaman Ali Şimşek çıkmıyor karşımıza. Reklamdaki bayan da etrafından yardım talep edip cevap bulamayacağını, Ali Şimşek’e rastlayamayacağını düşündüğünden beyaz dişlerini gösterip günümüz insanın kendi varlığını ve özünü unutup, her şeyi karizmada, parada, şıklıkta ve gösterişte aramasından faydalanıp yardım alabiliyordu. Başka çaresi de yoktu zaten.
Reklamı ilk izlediğimde çok gıcık olmuş, “Bu mu insanlık, bu mu yani!” diyerek ajandama not almıştım. İğneli satırlarla kanatacaktım Signal White’ı ama sonra insanlığı ve gerçek yaşamı düşününce çuvaldızı aldım elime ve insanlığa batırdım, insanlık kanadı ve kendi kanında boğuldu…
Dedim ya, reklamlar bize bazı gerçekleri anlatıyorlar. Signal White reklamı da bilerek ya da bilmeyerek bize bir gerçeği haykırıyor; insanlık öldü yaşasın beyaz dişler!
(1) http://www.youtube.com/watch?v=4hmQTjhSLXE