06.04.2010 12:39:45Rekabet Kurulu'nun yeniden yapılanması için 6 Nisan’a kadar süre verdiği TİAK bugün ek süre almış. Rekabet Kurulu reyting ölçümlerinde haksız rekabete yol açtığı gerekçesiyle TİAK’tan 'yeniden yapılanma'sını istiyordu. Peki haksız rekabet neden bu kadar önemli? Ya da nasıl haksız rekabet ortamı hazırlanıyor olabilir? Reyting neden bu kadar hayati önem taşıyor?
Kısaca anlatmaya çalışalım.
En çok bilinen izlenme sonuçları iki ölçüm içerir: izleme oranı ve izleme payı. Diyelim ki 2010 Nisan ayında Türkiye'de 10 milyon televizyonlu ev bulunuyor. Tek bir ulusal reyting puanı toplam sayının yüzde biri, yani 100.000 eve karşılık gelir. Pay, kullanılmakta olan televizyonlar için de o programı izleme oranıdır. Örneğin, AGB bir programın 9.2/15 puanları verirse, bu demektir ki, program süresi zarfında televizyonlu evlerin ortalama olarak %9,2'si bu programı izlerken, televizyon çalışmakta olan evlerin %15'i aynı zaman aralığında bu programı izlemekteydi. O halde Reyting (rating), tüm televizyonların belli bir programı izleme yüzdesidir, pay oranı (share) ise kullanılmakta olan televizyonlar arasında kaç tanesinin belli bir programı izlediğinin yüzdesidir.
Burada esas mesele reytinglerin örneklemeye dayalı olmasıdır. Bir dönem için rassal seçilen haneler mutlaka bir başka dönem değiştirilmeli, seçilen hanelerin tüm halkı yansıtması sağlanmalı, seçilen haneler mutlak gizli tutulmalıdır. Öyle bir örnekleme gerçekleştirmişsinizdir ki seyredilen bir programın pay oranın 0 olması mümkündür. Aslında toplumun belli bir kesimi o programı izliyor olsa da sizin örneklem olarak aldığınız haneler toplumu iyi yansıtmıyorsa ve o haneler o programı izlemiyorsa pay oranı 0 çıkacaktır.
Dilerseniz birkaç terimden daha bahsedelim. Erişim (reach), belirli bir zaman diliminde bir kanalın en az bir dakikasını izlemiş olan farklı kişilerin oranını ifade eder. Yani bir TV programının toplam izleyicilerin yüzde kaçına en az 1 dakika ulaştığını söyler.
Toplam izlenme oranı (Gross Rating Point) ise belki de bu rekabet kavgalarının ortasında kalmış, reyting meselelerinin tam merkezinde yer almış bir kavramdır ki, belirli bir zaman diliminde birkaç kere gösterilen bir reklamın elde ettiği izleme oranlarının toplamı olarak açıklanabilmektedir.
Bakalım bu ölçümler vs. nasıl bir süreç ile yapılıyormuş. Hali hazırda izleyici ölçümlerini gerçekleştiren kurum ölçüm yapılacak kentlerde bir veri tabanı araştırması yapmıştır. Bu araştırma TİAK'ın belirlediği bir araştırma şirketi tarafından yapılır. Amaç bölgede yaşayan insanların demografik özellikleri ve sosyo-ekonomik statüleri hakkında ayrıntılı bilgi elde etmektir. Bu araştırma ile bölgede yaşayan insanların yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, ve aile büyüklüğü gibi özellikleri de elde edilir.
Veri tabanı araştırması sonuçları, TİAK ve denetçisi tarafından değerlendirilir ve ardından söz konusu bölgenin yapısını temsil etme yeteneğine sahip ailelerden oluşan bir izleyici paneli oluşturulur.
Panel ailelerinin evlerinde bulunan tüm televizyonlara ölçüm kurumu tarafından Peoplemeter denilen ölçüm seti takılır. Peoplemeter seti üç elektronik üniteden oluşur. Frekans dedektörü, TV açıldığında hangi kanaldan hangisine geçildiğini tespit ederek bu bilgileri Peoplemeter'a göndermektir. Kumanda cihazı, hangi bireylerin televizyon izlediğinin belirlenmesini sağlar. Cihaz üzerinde genelde 8 adet düğme vardır. Evdeki her aile bireyine bir numara tahsis edilmiştir. (Örneğin 1 numaralı düğme babanın, 2 numaralı düğme annenin, 3 ve 4 numaralı düğme çocukların) Aile bireyleri, televizyon izlemeye başladıkları anda ve izlemeyi bıraktıkları anda kumanda cihazında kendilerine ait düğmeye basarlar. Timer (zaman) ünitesi ile hangi saatte televizyonun açılıp kapandığı tespit edilir. O halde Peoplemeter frekans dedektörü ile kumanda cihazından gelen bilgileri depolar ve bu bilgileri timer ünitesinden gelen bilgilerle birleştirerek kimin hangi saat ve dakikada hangi kanala geçildiğini ve hangi sürelerde izlendiğini otomatik olarak ölçümler.
Bu ölçümleme metodolojisi şu an için Türkiye’de olabilecek en iyi metodolojidir. Bunda şüphe yok. Ancak, veri tabanı araştırmasını yansıtacak ailelerin seçilmesi ve bu ailelerin gizli tutulması söz konusu olduğunda bu konuda kulaktan kulağa aktarılanlar mide bulandırmaktadır.
Rekabet kurallarının ihlalleri ihmal edilemez. TV’lerin yayın hakkının elinden alınmasına varan cezaları olması gerektiğini sürekli söylerim. Ancak burada tarafsız olmam gerekecekse, ölçümler ile ilgili şaibeli durumlardan bahsedenler dönüp reytingler ve CPP’ler ile ilgili haksız rekabete de el atmalıdırlar.
Toplumun belli kesiminin izlediği programların CPP’lerinin yüksekliği elbette haksız rekabettir. Neden Kanal D ve Star TV’nin CPP değerleri aynı değildir? Kanal D hakim konumunu kullanarak haksız rekabet mi etmektedir? Mesela bir A kanalı 10 GRP ile 10 TL kazanırken, neden Kanal D veya ATV aynı gün 10 GRP ile 40 TL kazanmaktadır?
Bence tüm bu reyting, izleyici, ölçüm, CPP işleri tekrardan ve sil baştan ele alınmalı ve oyun kuralları yeniden oluşturulduğunda oynanmaya başlanmalıdır. Yoksa kanun da işlemez, kural da…Bir gün rekabet ihlalinden bahsedecek küçük oyuncular da kalmazlar..Bizden söylemesi..
İlkay Gültaş