26.01.2012 09:44:24Bu hafta, bazı reklamların gerçek hayatta nasıl olabileceklerini çalışacağım. İlk olarak Sütaş(1) reklamıyla başlamak istiyorum.
Sevimli bir inek yavrusu… Sokaklarda geziyor ve onu gören insanlardan kaçmıyor. İnsanların mutlu gözlerle baktığı bu sevimli inek yavrusu Sütaş’ın malı. Nasıl olduysa kaybolmuş ve şehrin sokaklarında; özgürce ama ait olduğu yere duyduğu özlemle dolaşıp duruyor. İçinde bulunduğu yalnızlıktan, çaresizlikten ve korkudan kurtulmak istiyor. Neyse ki sonunda Sütaş araçlarını görüyor da yerine yurduna dönebiliyor. Ne de mutlu oluyor! Ay, ne sevimli reklam… Peki, gerçekte böyle mi?
Bir kere bizim ülkemizde şehrin göbeğinde dolaşan bir ineğe ya da ineğin yavrusuna öyle sevimli, mutlu, hayran gözlerle bakılmaz. Bizler her kurban bayramı öncesinde sokaklarda koşan kurbanlık hayvanları ve o hayvancıkların peşinden koşan insancıkları görüyoruz(2). Her bayram öncesi yaşanan bu acıklı olaylarda hayvanlara ne işkenceler yapıldığını, hayvanların da bu işkencelerden kurtulabilmek için ne mücadeleler verdiğini biliyoruz. Yani, Taksim Meydanı’nda bir inek yavrusu görsek “A, ne sevimli lan!” deyip geçmeyiz, geçemeyiz. Neden? Birincisi biz şehir insanıyız, korkarız. İkincisi, etin bu kadar pahalı olduğu bir ülkede yollarda sahipsiz olarak dolaşan bir inek yavrusu olamaz! Yani en fazla iki dakika dolaşabilir ki o da şanslıysa, birileri o yavru ineği anında yakalar, paketler, keser, satar… Çünkü sokaklarda %99 dolaşıyor ve onların hiç de kolay bir hayatları yok!
Ford’un şu alkışlı reklamıyla devam etmek istiyorum(3). Model model Ford araçlarıyla gezen insanlar etrafa şaşkın şaşkın bakıyorlar çünkü etrafta gördükleri insanlar ki bu görünen insanlar yaya, onları alkışlıyorlar. Ford kullananlar şaşkın tabii! Çünkü yaya insanların onları neden alkışladıklarını ve özellikle de bunu yaparken neden mutlu olduklarını merak ediyorlar. Neyse ki imdatlarına dış ses yetişiyor ve “Bu alkışlar sizin! Bizimle yola çıkan tüm Ford sahiplerinin” diyerek Ford kullananlara gerçekleri açıklıyor. Ay ne gurur duyduran bir reklam… Peki, gerçekte öyle mi?
Memleketteki insanların çoğunluğu asgari ücretli, işsiz ya da emekli (ama vekil emeklisi değil). İnsanlar çocuklarını okutmaya, evlerini geçindirmeye, kiralarını, ısınma giderlerini karşılamaya para bulamıyorlar. Kim bulmuş bir otomobili de çıkmış gezmeye? Bu onlar için yani çoğunluk için bir ütopya. Belki sayısal lotodan falan ikramiye çıkarsa onlar da bir otomobile binerler. Porsche olmasına gerek yok Fiat da olsa olur ama yok! E şimdi, bunca hayat pahalılığında, bunca trafik ve park sorununda sen git araba al; insanlar seni elbette alkışlarlar! O reklamdaki insanların çoğu iyi giyimli, temiz yüzlü, klasik reklam insanlarından. Aslında o reklamdaki insanlar da - gerçekte de- o otomobile binen, Ford alan insanları “Vay be! Geçimin bu kadar zor, benzinin bu kadar pahalı, trafiğin ve park sorunun bu kadar çok olduğu bir memlekette sen gidip araba aldın he? Bravo sana; alkış!” ya da “Ulan biz yapamadık sen yap, helal olsun” diyerek alkışlıyorlar. Çünkü büyük cesaret!
zehirliorumcek@gmail.com
http://friendfeed.com/zehirli
http://twitter.com/onuralmislar
(1) http://www.medyaloji.net/video/milka_inegine_karsi_sutas_inegi_aramizda.htm
(2) http://www.youtube.com/watch?v=86dxdjxW7pM&feature=related
(3)http://www.youtube.com/watch?v=LdhPHPCF5l4