Geçtiğimiz hafta reklamın ekonomiye nasıl katkıda bulunduğunu örnekler vererek de anlatmaya çalışacağım demiştim.
Bir işletme günün sonunda daha fazla kar etmek ister. Bundan daha net bir amaç da asla yoktur. Dolayısıyla daha fazla ürün satması ana hedeftir. İşletmenin kaynakları kısıtlı olduğundan daha fazla ürün satmasının yolu da daha fazla insanı kendi ürününü almaya ikna etmesi ile gerçeklenebilir. İşte reklam, bahsi geçen ürünü almaya niyetli olsun ya da olmasın hedefe bireylerin o ürünü almalarını sağlama çalışmalarının bir parçasıdır.
Bir bankanın çok eleştiri alan reklamında ifade ettiği gibi daha fazla ürün satılırsa daha fazla ürün üretilecektir. Daha fazla ürün üretmek için daha fazla yatırım yapılacak ve daha fazla insana iş imkanı sağlanacak ve daha fazla insanın o ürünleri satın alabilmesinin yolu açılacaktır. Dolayısıyla tüketim alışkanlıkları gelişmiş toplumlarda ekonomiler, çeşitli krizlerden her zaman daha az etkilenir olmuşlardır, ya da krizden çıkış daha kolay olabilmektedir.
Reklam sadece bireylerin bir ürünü almasını sağlamaz. Herhangi bir ürünü almayı zaten isteyen bireylerin, ekonomide alternatifleri bulunan bu ürünlerden hangisini alacağına da karar vermesini sağlar. Öyle ki, araba almaya niyetli bir birey reklamlar sayesinde hangi markanın hangi modelinin kendi ekonomik yapısına, beğenisine, kalite anlayışına daha uygun olduğunu reklamlar sayesinde öğrenir. Böylelikle alternatif ürünler üreten birçok işletme bu rekabet sayesinde, kendi ürünlerinin daha kaliteli ve hedef kitlenin ekonomik yapısına uygun bir yapıda olmasını sağlamaya çalışır. Toplumsal olarak reklamlar sayesinde kalitenin önemi anlaşıldıkça, işletmelerin kalite anlayışları da yukarıya doğru çekilecektir.
Geçtiğimiz haftaki yazımda belirttiğim gibi reklamlar sadece bir ürünün pazarlama aracı değildir. Son yıllarda daha da sıklıkla görüldüğü üzere bizim toplumumuzda fikirler ve siyasi düşünceler de reklamlar ve siyasi pazarlama kampanyaları ile pazarlanmaktadır. Yeni kurulan bir siyasi parti, kurucu başkanının siyasi karizmasını, rakip partilerin kalitesiz olduğu toplum tarafından kabul edilmiş yönetim anlayışını başarılı bir şekilde kullanarak girdiği ilk seçimde tek başına iktidar olabilmektedir. Toplumun hassas olduğu konularda polemik çıkararak rakip siyasi partilerin yaklaşımlarını toplumun gözleri önüne serip, rakiplerin anlayışları üzerinden girdiği ikinci seçimde de aynı başarıyı sergileyebilmektedir.
Amaca yönelik etkinin bir başka destekleyicisi de reklam ile verilen bilgilerin yeterli ve doğru olmasıdır. Bu yüzdendir ki komedi unsurlarını sıklıkla kullanana GSM sektörü şirketleri, reklamlarında kampanyalarını olabildiğince net açıklayarak hedef kitlelerini etkilemeye çalışırlar.
Reklamın toplumsal kabul edilen tüketiciyi bilgilendirme işlevi de örneğini pastörize süt kullanımı, deprem sigortasının önemi gibi konularda kendini gösterir. Reklamlar sayesinde normalde bu gibi konularda bilgisi olmayan ve bu konulara ilgi duymayan birçok kişi konular hakkında bilgi sahibi olmuşlardır.
Bir işletme sadece daha fazla üretim yaparak ancak kazandığını yeni yatırımlara aktarmayarak ekonomik kalkınmaya paydaş olamaz. Ekonomik kalkınmaya katkı ancak üretilen ekonomik büyüklüğün toplumun tüm katmanlarına dağıtılması halinde mümkün olacaktır. O halde işletmeler bazen ekonomiye yaptıkları katkıları da, mesela Erzurum’da açtıkları Call Center’ı, reklamlarında kullanarak topluma mesaj vermeye çalışır. Reklam bu hali ile de tüketiciyi etkileyerek kaynakların etkin dağıtımında etkili bir araç olarak karşımıza çıkar.
Şahsi fikrim, reklamların olmadığı bir ekonomide Sosyal Sorumluluk Projelerinin de günümüzdeki kadar sıklıkla kullanılmayacağı yönündedir. Şirketler okula gidemeyen kızlara yönelik, meslek liselerine yönelik ya da lösemi hastası çocuklara yönelik yaptıkları kampanyaları da toplumu etkileme amacıyla yaparlar. Bu kampanyaları yapan şirketlere toplumda bir sempati oluşur, bu sempati sayesinde bu şirketin ürünleri daha fazla satılır, bu sayede daha fazla iş imkanı ortaya çıkar ve bu kısır döngü, ekonomiye inanılması güç katkılarda bulunur.
Arzın talepten fazla olduğu durumlarda, örneğin konut satışında, ürünün değişik alternatiflerinin bulunması işletmeleri kendi ürünlerini en etkin biçimde tanıtmaları yoluna iter. Reklam, rekabet ortamında işletmelerin ürünlerini topluma yansıtma aracı haline gelir.
İşletmeler reklam yoluyla ürünlerinin daha hızlı ve daha büyük miktarlarca tüketilmesini beklerler, umarlar. Bir cep telefonu şirketi teknolojik gelişmelere paralel olarak sürekli yeni modeller ortaya çıkarır. Reklamların olmadığı bir dünyada birçok insan bu gelişmelerden haberdar olmayarak mevcut telefonunun uzun yıllar kullanacakken, reklamlar sayesindedir ki insanlar telefonlarını değiştirmekte, model yükseltmekte ve çeşitli aksesuarlar satın alma yoluna gitmektedir. Kısa vadede ürünlerin pazarlaması adına yararlanılan reklam, uzun vadede işletmenin karlılığını ve dolayısıyla devamlılığını getirmektedir.
Müşteri kaybetmemek işletmeler için çok önemlidir. Bir şehir efsanesi olup olmadığından emin olmadığım şu cümleyi duymuşsunuzdur: Mevcut bir müşteriyi elde tutmak yeni bir müşteri kazanmaktan 9 kat daha pahalıdır. İşte bu yüzden örneğin hipermarketler reklamlar sayesinde mevcut müşterilerini kaybetmemeye çalışırlar. Bu loyalty card denen müşteri kartlarına bir sürü promosyon ve puan verilmektedir. Özellikle akaryakıt istasyonları bu kartlarla müşterilerinin sürekli kendilerinden alışveriş yapmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.
Ülkemiz rekabetin olmadığı ve monopollerin cirit attığı yıllarda inanılmaz kalitesiz hizmetlere ve ürünlere katlanmak zorunda kalmıştır. Bu ülkenin belli yaş grubundaki insanların çocuklukları, çamaşır makinesinin üzerinde oturma görevlerini hatırlarlar. Çünkü makine çamaşırları yıkarken yürümektedir. Ancak toplumda başka alternatif ürün yoktur. O günlerden bugüne gelebildiysek bu rekabet sayesinde ve belki de reklamın sayesindedir.
Umalım ki reklam hayatımızdan hiç çıkmasın. Her türlü satınalma operasyonumuz rekabet ortamı içinde gerçekleşsin. Zira bu toplum kaliteyi hakeden bir toplumdur. Kalın sağlıcakla...