04.08.2010 13:04:30
Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaşam koşulları araştırması, aylık geliri asgari ücretin üçte ikisinden az olan nüfusun yüzde 10.4’ünün, otomobil sahibi olduğunu ortaya koydu. İlk kez geçen hafta kamuoyu ile paylaşılan araştırma, 2008 yılını kapsıyor.
Baz alınan gelir ortalaması, 2007 yılı gelirlerinin medyan hesaplanması sonucu elde edilmiş. Asgari ücretin ortalama 411 lira olduğu o yılda, medyan gelirin yüzde 60’ı, 316 liraya denk geliyormuş.
Aylık ortalama geliri 316 liranın altında olan nüfus, 16 milyon 714 bin kişiymiş. Bu nüfusun 1 milyon 730 bin kişisi otomobili olan bir evde yaşıyormuş.
Aynı kesimin, evinde bulaşık makinesi olanların oranı ise yüzde 4.4 miktarında kalmış. Üstelik bir önceki yılla kıyaslandığında otomobildeki artış, bulaşık makinesinin önünde gidiyormuş.
Yine TÜİK’in istatistiklerine göre, Türkiye’deki toplam nüfusun yüzde 61’i kendine ait bir evde oturuyor. Alt gelir grubundaki konut sahipliği oranı ise yüzde 58 ile Türkiye ortalamasına yakın.
Evde bulunan imkânlar açısından bakıldığında ise farklılıklar artıyor. Örneğin Türkiye’de nüfusun yüzde 13.4’ünün evinde tuvalet bulunmuyor. Bu, 4 milyon evde tuvalet bulunmaması anlamına geliyor. Medyan gelirin yüzde 60’ından az gelire sahip olanlarda, tuvaleti olmayan evde yaşayanların oranı yüzde 35.2 ile Türkiye ortalamasının 2.6 katını aşıyor.
Yaşam kalitesini farklı ihtiyaçlarda arıyoruz…
İhtiyaçlar elbette beklentilere, yaşam düzeylerine ve alışkanlıklara göre değişkenlikler gösterir. İstatistiklerin sonucu da durumun böyle olduğunu gözler önüne koyuyor zaten. Araştırmayı yapan, asıl işi istatistik yapmak olan resmi bir kurum. Yabana atılacak ya da şüphe duyulacak bir sonuç değil yani.
Peki uzmanlar ve bazı kanaat önderleri araştırmayı nasıl yorumlamış, hangi gerçeklerin altını çizmiş; Habertürk gazetesinde yayımlanan görüşleri, buyurun birlikte okuyalım.
Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Bşk. Prof.Dr. Arus Yumul:
“Alt gelirli ailelerde erkeklerin ihtiyaçları önemlidir, kadınlarınki ise olsa da olur olmasa da olur. Alt gelire sahip ailelerde otomobili erkekler kullanır, erkeklerin ihtiyacıdır ve bulaşık makinesi gibi kadınlara ait bir ihtiyaçtan daha önde gelir.”
KESK Genel Başkanı Sami Evren:
“Borçla yaşamaya alışmış; tüketime yönlendirilmiş bir toplumda bu tür çarpık sonuçlar ortaya çıkabilir. Evine ekmek götüremeyen kişinin pahalı sigara içmesi, evinde çamaşır makinesi yokken altına otomobil çekmesi gibi…”
Otomotiv Distribütörleri Derneği Üyesi İbrahim Aybar:
“Sonuçlar çok doğal. Sebebi de, Türkiye’de orta ve küçük gelir seviyesine sahip kesimlerin, yatırım aracı olarak düşündükleri ilk şey otomobildir. Çünkü ev almaya ekonomik güçleri yetmez. Kimi aile ikinci el, kimi aile de yatırım aracı olarak ekonomik birinci el otomobil alıyor. Taksit taksit ödüyor. Eli sıkıştığında da otomobilini elden çıkartıyor. Ama bulaşık makinesinin böyle bir özelliği yok. O bir kullanım aracı, otomobil ise yatırım aracı.”
Milliyet Gazetesi Ekonomi Yazarı Güngör Uras:
“Doğuya sık sık giderim. Van gölü çevresinde, göçerler çadır kurarlar. Eskiden o çadırların etrafında at arabaları dururdu. Şimdi ise eski model de olsa yerli otomobiller duruyor. Yani otomobiller bir bakıma atların, eşeklerin yerini tuttu. Otomobil deyince de öyle son model pahalı olanları akla gelmesin; dördüncü, beşinci el eski model yerli otomobillerden söz ediyoruz.”
Psikolog Nur Yaycıoğlu:
“Araştırmanın sonucu doğrudan kadın dünyasıyla erkek dünyasını ilgilendiriyor. Eskiden gezmelik elbiseler vardı, gezmeye gitmek bir ayrıcalıktı. Şimdi ise gezmek fiili otomobille özdeşleşti. Otomobil sahibi olmak bir öncelik, öykünme, özenme halini aldı. Kadın evde eziyet çeksin; çamaşırı, bulaşığı elde yıkasın ama kapıda erkeğin oyuncağı araba dursun. Araştırmanın sonucunu hiç şaşırtıcı bulmuyorum ama normal de olduğunu söyleyemem.”
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Aziz Konukman:
“Toplumumuzda otomobil bir kimlik ya da sınıf atlama göstergesi olarak kabul ediliyor. Çocukluğumuzda da biri otomobil aldığında, ‘aaa otomobil almış’, ‘onun otomobili var’ derdik. Oysa bulaşık makinesi evde duruyor ve kimse görmüyor. Bu durum, tüketim kültürünün çarpıklığından ortaya çıkan bir şey. Kel başa şimşir tarak durumu yani.”
Yaşam kalitemizi nasıl arttıracağımıza yönelik tercihler, her birimizin kendi inisiyatifinde. Beklentilerimiz, eğitim seviyemiz ve tabi gelir durumumuz bunun belirleyicisi.
Ancak görünen o ki, popüler kültürün ve onun getirdiği tüketim alışkanlıklarının yaşantımıza olan etkisinden kurtulmak da kolay olamıyor.