25.08.2009 10:54:01
Pazarlama çalışmaları, tüketim ekonomisinin beşiği olarak bilinen ABD’nde 20. yüzyılda adeta patlama yaptı.
Ancak, maliyeti olan bir ekonomik faaliyettir pazarlama. Bu gerçekten yola çıkan ve pazarlama operasyonlarını adam adama yapan ABD’li firmalar; özellikle son 20 yıllık süreçte, gelişen iletişim olanaklarını ve teknolojilerini de kullanarak, daha düşük maliyetlerle pazarlama yapmanın araçlarını geliştirdiler.
Maliyetlerin azaltılması ise, doğal olarak fiyatlarda da gerilemeye neden oldu; ürün ve hizmetler, yeni satış fiyatları ile daha kolay satılabilir hale geldiler.
Ürün ve hizmet arzı giderek artarken; bu arada ortaya çıkan “birbirine benzeme” sorununa yönelik farklı unsurlar ve çözümler devreye girmeye başladı.
Bunların başında da kuşkusuz “medya ortamı” geliyor.
“Medya derken…”
Medya derken gazeteleri, televizyonları, gazete ve dergileri, internet sitelerini, kitapları, billboardları, afişleri, sinema ve tiyatroları, interaktif sosyal platformları, cep telefonlarını, hatta giysileri bile kapsayan çok geniş bir ifade alanını kastediyoruz...
Ancak bizim için bu yazıda medya, ölçülebilir olmakla sınırlı. Yani, yazımızda sadece ölçülebilir medya araçlarından söz ediyor olacağız...
“Medyanın gücünü herkes çok iyi bilir bilmesine de; medya ne kadar doğru kullanılır?”
Medyadan verimli bir şekilde yararlanabilmek için medyayı ve süreçlerini anlamak gerekir. Pazarlama iletişiminde, gücünden etkin bir biçimde faydalanılan medya, gerek marka yaratma ve yönetmede, gerekse rekabette önemli avantajlar sağlar. Zira, artık otomobiller ya da cep telefonları o kadar birbirine benzemeye başladı ki; tercihler yapılırken, hangisinin daha iyi olduğu konusunda “marka yönetimi” belirleyici olmaya başladı.
Geçmişte medya, ürün ve hizmetlerin daha çok reklamlar yoluyla tanıtıldığı bir araç gibi kullanılıyordu (siyaseti hariç tutuyorum). Ürün çeşidinin, markaların ve rekabete dahil olan firmaların sayısının artmasına bağlı olarak reklamlarda da bir patlama yaşandı.
Reklam pastasındaki büyüme, kısa vadede birilerini mutlu etti belki ama uzun vadede müşteri algısında ciddi bir yorgunluk ve bıkkınlık yaratarak, tüketicilerin reklamlara karşı ilgisini azalttı. Bunda gelişen iletişim teknolojilerine bağlı ve de bağımlı olan çeşitli hedef kitlelerinin interaktif bir iletişime açılıp; tek taraflı gönderilen mesajlara kapanmaya başlaması da etkili oldu.
Böylece şirketler, tüketiciye ulaşmada başka çözümler aramaya başladılar.
“Algı yönetiminde, reklamdan habere uzanan yol…”
Reklamın etki gücü azaldıkça ve markalar kendilerini daha çok ifade etme ihtiyacı duydukça, medyada haber olarak yer almanın önemi de artmaya başladı. Çünkü medya, mesaj iletmenin aslında ta kendisidir ve etkili iletişimin gücünü içinde taşır. Ancak mesaj, gerçek anlamda “haber” değeri taşıdığı sürece anlamlıdır. Yoksa hatırla, gönülle ya da menfaatle “yaptırılan” haberler, sadece ego tatmin eder, o kadar...
Bu ifadede, reklam verilmemesi gerektiği anlamı çıkarılmamalı; elbette reklam da verilmeli, ancak verilen reklamların altı iyi doldurulmalı ve reklamlardaki mesajları destekleyecek şekilde halkla ilişkiler ve interaktif pazarlama araçları kullanılmalıdır...
“Neden medya?”
Medya, çünkü;
markamıza veya ürünümüze dair mesajlarımızı, medya üzerinden bir anda milyonlarca kişiye aynı anda ulaştırabilir ve milyonlarca insanı aynı anda uzaktan etkileyebiliriz.
Hedef kitlemiz için en uygun mecraları kullanabilir, mesajlarımızı seçilmiş en doğru kitleye yönlendirebiliriz.
Bir sonraki yazımızda konuyu sürdürürken, Marka yönetiminde medyanın gücünü fırsata dönüştürmenin bazı püf noktaları üzerine de açılımlar yapacağız.
halefvayis@medyaloji.net