21.02.2012 09:32:37Bir markanın veya şirketin en önemli mal varlığı ya da değeri nedir? Binaları? Ekipmanları? Markası? Telif Hakları? Bunlardan hiç biri bir tek detay olmazsa olmaz! Müşteriler. Bu sebeple müşteriler bence markaların, şirketlerin en önemli varlığıdır. Buna hatta değer demek daha doğru. Şirketimiz bir değer üretir, bunun karşılığında ise müşteriler size bir değer kazandırır. Bu sebeple müşteriler en önemli değerimizdir.
90’ların sonu ve 2000’li yılların başından itibaren özellikle pazarlama alanında olanların en önemli gündem maddelerinden biri Müşteri İlişkileri Yönetimiydi. İngilizce kısaltması ile CRM olan bu konuya çok ciddi biçimde kafa yoruluyordu. Müşteriyi tanımak ve onun alışkanlıkları içinde detayları irdeleyerek kendimiz için hatırlanma alanları oluşturmak önemliydi. Çağrı merkezlerinden, milyonlarca liralık BT ve yazılım yatırımlarına kadar çok emek ve para harcandı.
Ne yazık ki biz Türk insanının bir maymun iştahlılığı var. Her zaman olduğu gibi çok çabuk yeni kavramları seviyor, istiyor ve ne yazık ki tüketip unutuyoruz. Bu konuda biraz öyle oldu. Gündemdeki yerini ve etkisini ne yazık ki kaybetti. Evet hala çağrı merkezleri var. Hala ciddi yazılım programları çalışıyor. Ama gerçek anlamda müşterimize ne kadar yakınız? Ne kadar müşterimizi tanıyoruz? Müşterimizi elde tutmak için ne kadar istekliyiz? Yoksa yeni trendlerin, kelimelerin peşine takıldık da temel yapmamız gerekenleri unuttuk mu? Bana biraz unuttuk gibi geliyor. Hatta şirketler yaptıkları işlerin maliyet ve verimlilik ölçümünü yapamadığı için bu konuların gündemden düşürdüğümüzü bile düşünüyorum. Ama doğru mu yapıyoruz? Bunu cevaplamadan önce pazarlama dünyasının merkezi Amerika’ya gidelim.
Amerika’da müşterinin müşteriyi refere etmesi ya da önermesi için yapılan programlar gittikçe önem kazanıyor. Özellikle finansal hizmetler, otel, otomotiv gibi alanlar bu yöntemleri gittikçe artırıyorlar. Bu programlar firmaya yeni müşteriler kazandırmak için mevcut müşterilerine çok çeşitli hoşluklar yapıp (ki bunu başında mali teşvikler gelir) ağızdan ağıza pazarlama biçimini kullanmaktır. Bunun için müşterinizi çok iyi tanımanız gerekir. Neye tepki vereceğini, onlar için neyin önemli olduğunu bilmezseniz yaptığınız çalışmalar duvara tosladığı gibi ne yazık ki tersine etki bile yapabilir. Diğer taraftan ne yazık ki bu tür çalışmalarda müşteri karlılık durumu bugüne kadar bilinmemekteydi.
En sonunda merakımızı giderecek bir çalışma Amerika’da bir bankanın müşterileri ile yapıldı. Neredeyse üç yıl için bir lider Alman bankasının yaklaşık 10.000 müşterisi takip edildi. Bu müşteriler çeşitli programlarla irdelendi. Bu müşterilere bankaya yeni müşteriler getirmesi için özel teşvikler sunuldu. Netice ne oldu? Sıkı durun! Yeni gelen müşterilerin bu müşterileri getirenlerden daha çok kar bıraktıkları ortaya çıktı. Bu 3 yıl süresince hem mevcut müşteriler sadık kaldı hem de yeni müşteriler.
Bu çalışmanın gösterdiği en önemli veri ise yeni müşteri kazanmak için verilen bedelin %60 ‘a kadar daha fazlasını bankaya getirmesiydi. Kısacası harcanan her 100 USD karşılığında 160 USD getirdi.
Görüldüğü gibi müşterilerimizi ne olursa olsun unutmamalı ve temel kurallar çerçevesinde yeni fikirler ve yeni uygulamalar bulmalıyız. Bu şekilde müşterimizi daha çok tanıma fırsatını bulacak ve karlılığımızı artıracak şekilde programlar geliştirebiliriz. Müşterimizi tuttuğumuz gibi yeni müşteri elde etmenin maliyetlerini de düşürmüş oluruz. Diğer taraftan bunları yapmayı ihmal ettiğimiz anda müşterimiz sandığımız müşterilerin aslında bizim müşterimiz olmadığı gerçeği ile karşılaşabiliriz. Aman dikkatli olun!
Olgar Ataseven
Marka ve İletişim Danışmanı
olgarataseven@yahoo.com
http://twitter.com/olgarataseven