02.02.2011 11:49:44
Çocukken bana çok gizemli gelen bazı şeyler vardı. Bunlardan birisi ormanlardı. Ormanları gizemli yapan şey ise çocukken izlediğim “Şirinler” isimli çizgi filmdeki “Eğer siz de uslu bir çocuk olursanız bir gün şirinleri bile görebilirsiniz” vaadiydi. Şimdi düşünüyorum da, aslında Şirinler isimli çizgi filme dava açmam gerekiyor. Çünkü uslu bir çocuk olmama rağmen Şirinler’i hiçbir zaman göremedim. Hep aradım ama asla göremedim ama bana bu vaat edilmişti! Neyse, konumuz bu değil. Bana gizemli gelen bir diğer şey ise kivi isimli meyveydi. Çocukken manavlarda gördüğüm; yumurta kolisine benzer bir koli içine dizilmiş, yeşil tüylü kabuğu olan bu meyve ile ilgili şöyle bir efsane vardı “Var ya bunu yerken ne düşünüyorsan tadı ona benziyor. Muz düşünüyorsun tadı muz gibi oluyor” İşte bu efsane benim için kiviyi gizemli bir meyve yapıyordu. Çocukken bu gizemle yaşadım ama bu gizem üniversite yılarımda bitti. İlk kiviyi üniversitedeyken yedim. Muz hayal ederek yedim ama tadı hiç de muza benzemedi! Çocukken duyduğum bu gizem sona erdi ve efsane çöktü…
Şirinler, muz ve kivi ile Melih Aşık’ın ne alakası var? Efendim, Türkiye’deki medya tıpkı çocukluğumdaki kivi efsanesine benziyor. Ortada bir konu var ve bu konu incelenirken ne hayal ediliyorsa yorumlar da haberler de öyle oluyor. İnceleme esnasında muhalif bir düşünce hâkimse konu muhalefet yapılarak yorumlanıyor, yok eğer “yandaş” bir düşünce hâkimse ona göre. Elbette bundan doğalı yok! Ama doğru bir şey mi? Kivi yerken tamam ama bence toplumu aydınlatırken doğru değil. Türkiye’deki medya organlarından objektif bir yayıncılık beklemek ütopya sanırım! Melih Aşık, 1 Şubat 2011 tarihli “Şah ve Mat” başlıklı köşe yazısının (1) bir bölümde şunu yazmış:
“ Futbol eziyeti!
Stadyumlarda devlet büyüklerine saygıda kusur edilmemesi için TBMM’de yeni bir yasa var... Tasarının 14. maddesinde aynen şöyle deniliyor:“Taraftarların grup halinde veya münferiden, belirli bir kişiyi hedef veya muhatap alıp almadığına bakılmaksızın, duyan kişilerin rencide olmasını sağlayacak tarzda, aleni olarak söz ve davranışlarda bulunmaları halinde, şikâyet şartı aranmaksızın, failler hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”Bu maddede yazılı suçlar pankart asılarak işlenirse cezalar yarı oranında arttırılacak. Anlaşılan vatandaş maçları artık kulüp başkanları gibi hiç renk vermeden izleyecek! CHP Milletvekili Turgut Dibek, bu maddenin yasalaşması durumunda stadyumlarda “Yuh çekenlere” bile 6 ay ila 3 yıl arasında hapis cezası verileceğini savunuyor. Vatandaşın iktidar hakkındaki duygularını dışa vurmasından korkanların aldığı önlemlere bakın hele!”
Melih Aşık bu yasa tasarısının Galatasaray’ın yeni stadının açılışında yaşananlarla alakası olduğundan bahsediyor. Yaşanan olayları düşününce haksız da sayılmaz. Fakat bu yasa tasarısını sadece muhalefeti susturma girişimleri olarak yorumlamak biraz eksik kalıyor. Ben böyle bir yoruma katılmıyorum! Aklımızda sadece siyaset, sadece muhalefet ve sadece iktidar olunca asıl mağdurları gözden kaçırıyoruz. Peki, kim bu mağdurlar? Eğer bu yasa tasarısı yasalaşırsa buna en çok futbolcular ve hakemler sevineceklerdir. Belki biraz da federasyon... Peki, neden sevinecekler? Maç izlerken kulağımıza gelen bazı sesler:
“İ..e federasyon o… çocuğu hakemler”
“Sahaya ineriz ananızı si..iz”
“Piç piç piç Emre”
Ve daha nice küfürler… Pankartlarda yazan onur kırıcı ifadeler; “Rıza efendi 2 ekmek 1 süt”, terbiyenin sınırlarını bertaraf eden sözler(2) ve benzerleri…
Tamam, konuyla ilgili çekinceleri dile getirmekte sakınca yok ama bu yasa tasarısının amacının sadece “Stadyumlarda devlet büyüklerine saygıda kusur edilmemesi” olduğunu düşünürsek yanlış olur. Çünkü protestolara, küfürlere, rencide edici her türlü söze ve yazıya sürekli maruz kalanlar; futbolcular, hakemler, teknik direktörler, yöneticiler ve aileleri var…
(1) http://www.milliyet.com.tr/sah-ve-mat-/melih-asik/guncel/yazardetay/01.02.2011/1346632/default.htm
(2) http://getir.net/ir3