

























Reklamlarla ilgili her şeye; reklamda oynatılan ünlülere, reklamdaki garipliklere, aşağılamalara, özendirmelere, saçmalıklara, her şeyin senaryodan ibaret olduğuna, amacın mal satmak ve para kazanmak olduğuna tamam ama lütfen bize mutluluk sattığınızı söylemeyin! Ne alakası var?
Mutluluk ne o kapağın altında, ne iki parmağımızın arasında ne de herhangi bir markanın herhangi bir ürününde. Mutluluk sizin bize verebileceğiniz bir şey değil. Belki egomuzu tatmin edebilirsiniz, statü atlamışız gibi hissettirebilir, konu komşuya hav atma şansı verebilirsiniz ama mutluluk sizin verebileceğiniz bir şey değil! Parayla satın aldığım bir ürün bana mutluluk vermez, veremez, ancak ben para verdiğim ürünü satana, o ürünü pazarlayana, üretene ki buradaki üretenden kastım işçiler değil, mutluluk verebilirim. Ben mutlu olacağımı sanarak o ürünü aldığımda o ürünü satanlar mutlu olurlar çünkü para kazanırlar. Yani benimle marka arasındaki ilişki parasaldır. Parayla olmadığı gibi markayla da saadet olmaz.
Mesela eşiyle ve çocuğuyla mutlu olan bir aile düşünelim. Bu ailenin mutluluğunu arabalar, asitli içecekler, çikolatalar, bilgisayarlar, telefonlar veya mobilyalar sağlamaz. Bu aile bireyleri birbirlerine sahip oldukları için, bir arada yaşadıkları ve bu hayatı paylaştıkları için mutludurlar. Birbirlerine karşı gösterdikleri sevgiden, saygıdan ve şefkatten mutludurlar. Çocuklarının iyi bir insan olmasından, derslerinde başarılı olmasından mutludurlar. Çocuklarda annesinin yaptığı yemeklerden ve babasının onlara gösterdiği sevgiden mutludurlar. Çünkü bu evdeki bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerinde yoğun bir sevgi vardır. İşte bu mutluluk gerçektir…
Tabii her ne kadar “Markayla saadet olmaz!” desek de mutluluk göreceli bir kavram. Markaların reklamlarında anlattığı gibi mutluluk isteyen, böyle bir mutluluğun var olduğunu düşünen ve mutlu olanlar da vardır. Diyecek bir lafım yok! Mutluluğu şişelerde, ambalajlarda, etiketlerde arayanlara bol şans…
Kraker ve eğlence!
Eskiden bakkallar vardı, belki hala birkaç bakkal vardır. Bu eskiden olan bakkallarda leblebi tozu satılırdı. Çocukken o leblebi tozlarından alır ağzımızın içine doldurur ve konuşmaya çalışırdık. Tabii beceremezdik. Bazen de leblebi tozları boğazımıza kaçar boğulma tehlikesi yaşardık. Gözlerimizden yaş akana kadar öksürürdük. Krakerler de leblebi tozu gibi boğulma tehlikesi yaşatan yiyeceklerdendir. Ayrıca krakerler tuzlu olur, yedikçe susarsın. Yani? Dün Crax’ın reklamını(1) gördüm, reklamda iki genç var, park gibi bir yerde karşılıklı dans ediyorlar. Gelip geçenler onlara bakıyor. Genç sonuçta bunlar eğlenirler, ister parkta ister bahçede, kime ne! Reklamın sloganı da “Eğlenceyi Crax’la”. Belki artık genç olmadığım için belki de kafam pek çalışmadığı için tam anlayamadım; eğlenceyle krakerin ne lakası var? Krakerle nasıl eğleniliyor? Hem büyüklerimiz “Nimetle şaka olmaz!” derdi eskiden, acaba eğlence olur mu?
O dede neden eşofmanlı?
Bu soruyu gerçekten merak ettiğim için soruyorum. Tat Ketçap reklamındaki (2)dede neden eşofman giyiyor ve yemek masasında neden boynunda kronometreyle oturuyor? Bu reklamla bize gizli bir mesaj mı verilmek isteniyor? Acaba ilgili marka ketçap ve mayonezin sağlığa olan zararlarıyla ilgili düşünceleri kırmak mı istiyor? Yani reklamda eşofmanlı ve boynunda kronometre olan sportif dede karakteriyle “Bakın yaşlı bir insan ama o da ketçap ve mayonez yiyor, bakın üstelik sportif bir dede, sağlıklı. Bu ürünler sağlığa yararlıdır, siz de korkmadan yiyin!” mesajı mı veriliyor? Böyle bir mesaj kaygısı yoksa o dede neden sofraya eşofmanla oturuyor? Ayrıca eşofmanın yeşil olması ketçap şişesinin kapağıyla çağrışım yapsın diye midir? Nedir?
zehirliorumcek@gmail.com
http://friendfeed.com/zehirli
http://twitter.com/onuralmislar
(1) http://www.youtube.com/watch?v=27k_FeYssNs&feature=related
(2) http://www.youtube.com/watch?v=EiNYGQcnicY