02.03.2011 11:03:09Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız marka, sobe! Saklanacak yer yok. Şiddetli reklam yağmurunda şemsiyesiz kaldık ve sırılsıklamız artık… Okuduğumuz, izlediğimiz ve dinlediğimiz her şeye müdahale ediliyor, yaşam alanlarımız yavaş yavaş ele geçiriliyor. İşgal altındayız! Kimse “Uzaylılar gelip bizi ele geçirecekler!” diye korkmasın çünkü biz zaten markalar tarafından ele geçirilmeye başladık bile…
Hafta sonu gazete alıyorsunuz ama gazetenizin manşetini göremiyorsunuz çünkü gazetenizden önce reklam sayfası var. Gazetenizi okuyabilmek için kabuklu yemiş yer gibi gazetenizin de kabuğunu çıkarıyorsunuz.
İzlediğiniz dizi bir marka tarafından sunuluyor ve dizi boyunca bant reklamlarla diziniz işgal ediliyor. Aynı işgal, parasını vererek izlediğiniz maçlarda da oluyor. Bir bakıyorsunuz gol sevinci bile markalanmış artık. İş(gal) sadece maçların markalanmasıyla bitmiyor elbette; tuttuğunuz takım, takımınızın forması ve hatta takımınızın stadının ismi bile ele geçmiş durumda!
Sanatçılar, oyuncular, sporcular, gazeteciler, sokaklar, sinemalar, otobüsler her şey markalanıyor… Belki ileride okullar, kışlalar, ibadethaneler, mezarlıklar bile markalanacak. Belki de yeni doğan çocukların isimleri bile sadece isim olmayacak; kız olursa Nescafe Necla, erkek olursa Pepsi Murat koyulacak… Birisi çocuğunuza “Hangi okula gidiyorsun?” diye sorduğunda çocuğunuz “Exper Anadolu Lisesi’ne!” diye cevap verecek. Nerelisin diye sorana “Philip Morris Torbalı” diyeceksiniz belki de!
Umarım bunlar olmaz ama markalar ve reklamlar hayatımızı bu şekilde arsızca işgal etmeye devam ederlerse olabilir gibi görünüyor. Biraz yavaş! Yaşam alanlarımıza tecavüz edilmesin, hayatımız işgal edilmesin!
Balon zaferler!
Medyanın kendi kendini pohpohlaması meşhurdur. Kimisi kendi kendine ödül verir, kimsi de kendi kendini över. Hep en iyisi, en doğrusu, en güzeli kendileridir. Balon çok şişirin şişirebildiğiniz kadar…
Alı Atıf Bir 1 Mart 2011 tarihli Bugün gazetesindeki “BUGÜN Cumartesi 151 bin 596 adet sattı”* başlıklı köşe yazısında, gazetesi geçen hafta Cumartesi günü 151 bin 596 adet sattı diye gazeteyi övmüş de övmüş, övmüş de övmüş, yerlere göklere sığdıramamış…
Ali Atıf Bir, Bugün gazetesinin geçen hafta cumartesi günü 151 bin 596 adet satmasının sebebini “TAMAMEN” özel haber gücüne, haber işleme biçimine, siyasi olaylara demokrat bakışına, halkın dini alanlardaki duyarlılıklarına saygısına, farklı ve kalemi kuvvetli köşe yazarlarının gündem yaratan yazılarına bağlamış.
İpler Bir’in elinde, istediği gibi bağlar tabii. Ama bu kadar da bağlanmaz! Sadece geçen haftaki tiraja bakarak gazetenizi övmek hiç olmamış. Haftaya, tirajınız 90 bine ya da daha aşağıya düşerse ne olacak? Sadece bir güne bakarak bir gazetenin özeliklerini nasıl belirliyorsunuz? Bir günlük satış rakamı mıdır ölçü? Cumartesi günü dışında, hafta içi tirajınız düşük olursa ne olacak? O zaman “İşe yaramaz bir gazete!” mi diyeceksiniz? Gazeteniz şöyle altı ay kadar 151 bin tirajında sabit kalsın o zaman hep birlikte övelim gazetenizi. Ayrıca bir gazeteyle ilgili her şeyden bahsetmiş ama promosyondan hiç bahsetmemiş! Kayu’ya ayıp etmişsiniz Hocam…
Bugün gazetesine, gazete çalışanlarına ve yazarlara elbette bir şey demiyorum. Zaten mesele gazete, çalışanlar, yazarlar ya da tiraj meselesi değil mesele, balon kahramanlar, balon zaferler yaratma ve bu balonlarla avunma meselesidir…
* http://bugun.com.tr/kose-yazisi/144913-bugun-cumartesi-151-bin-596-adet-satti-makalesi.aspx