11.05.2010 09:59:28Makroekonomi ekonominin bir alt dalı olarak para politikaları, enflasyon, işsizlik rakamları, gayri safi milli hasıla ve bunlar gibi devletin ekonomik politikalarını ve bu politikaların sonuçlarını inceler.
Yukarıda saydığımız parametrelerin birbirleri ile nasıl etkileşim içinde olduğunu sorgular. Parametreler arası etkileşimleri çeşitli analiz yöntemleri ile açıklamaya çalışır.
Örneğin hepimiz biliriz ki, pazarda bir ürünün sayısı azaldıysa ve o ürüne sahip olma isteği aynı kaldıysa ya da arttıysa, bu durum bahsi geçen ürünün fiyatının artmasına neden olur. Ekonomide ürünün sayısı arz olarak, ürüne sahip olma isteği talep olarak kendine yer bulur. Arz ve talep birbirleri ile buluştuklarında bir denge noktası oluşur. Bu hali ile denge noktasında bahsi geçen ürünün fiyat seviyesi ve toplam üretim miktarı belirtilmiş olmaktadır.
Parayı da bir ürün olarak kabul etmiş olsak yukarıdaki paragraftan nasıl bir sonuç çıkacaktır? Pazarda çok az para olsa ve paraya olan talep değişmese ya da artıyor olsa paranın fiyatı artacaktır. Yani paranın değeri denen kavram artacaktır. Bu, bir toplumda ne kadar nakit sirkülasyonu az ise paranın değerinin o kadar fazla olduğunu gösterir. Tam tersinden bakacak olsak, para pazarda ne kadar bol olursa, paranın fiyatı o kadar azalır. Yani para değersizleşir. Para değersizleştikçe, aynı malı almak için daha fazla para vermek durumunda kalınır. Enflasyon denen şey, işte bu paranın değersizleşmesi meselesinin ekonomideki karşılığıdır. Yani ekonomi der ki, pazardaki dönen paranın fazlalaşmasını sağlayacak şekilde para basarsan enflasyon ile karşı karşıya kalırsın.
Devlet neden para basar? Devletin de kendine göre harcamaları ve yatırımları vardır. Kamu borcu kabul edilen bu borçların ödenebilmesi için devlet her vatandaştan vergi alır. Vergilerden kamu borçlanmalarını çıkardığınızda sonuç 0’dan büyükse devlet vergileri ile borçlarını ödeyebiliyordur denir. Şayet işlem sonucu çıkan sayı 0’dan küçükse, devletin borcunu ödeyebilmek için kaynak ihtiyacı ortaya çıkar. Devletler kamu borçlarını ödeyebilmek için zaman zaman para basmayı çözüm olarak denerler. Bu da o ülkede enflasyonun artmasını beraberinde getirir. Yani bir zamanlar söylenildiğinde çok anlamlı gelmeyen “enflasyon bir devlet politikasıdır” lafı yerli yerine oturmuştur.
Bazen devlet ekonomide canlandırma gerçekleştirebilmek için toplumsal talep eğrisini topyekun kaydıracak kararlar alır. Geçtiğimiz yıl Özel Tüketim Vergilerindeki dönemsel düşüş bunun gibi bir operasyondur. Toplum böyle bir fırsatı kaçırmamak için satınalma davranışı içine girer. Bu gibi toplumsal talebi ya da arzı, direkt kaydıracak kararlar ile üretilen malların fiyat seviyeleri ve üretim miktarları değiştirilir ve bir denge noktasına doğru kaymaları gözlenir.
Üretilen malların miktarındaki değişim uzun erimde bir trend izlese de kısa vadede böyle değişimler işten çıkarmalara ya da işe almalara neden olabilmektedir. Toplumda işsizliğin artması demek insanların daha az alışveriş yapması ve parayı daha fazla elinde tutması anlamına gelir. Bu da pazardaki para miktarını azaltarak paranın değerinin artmasına neden olur. TL’nin Dolar karşısındaki durumuna daha önce hiç böyle bakmayanlara da duyurulur. İşsizlik artar, para yastık altına çekilir, para azaldıkça değeri artar.
Yukarıda örneklerini vermeye çalıştığım etkileşimler hiç mola vermeden ve her saniye hayatımızı etkiliyor. Haftalardır reklamdan bahsederken, yani bir malın satışının artırılması ve bir markanın bilinirliğinin artması olgularını tartışırken büyük fotoğrafı kaçırmış olabilir miyim diye düşünüyorum. Reklam, yayınlandığı TV kanalı, etki ettiği insanlar, onu yaratan ekip dahil olmak üzere her şeyi ile bu büyük fotoğrafın bir parçası. Reklam ekonomideki yukarıda örnekler verdiğim oynamaların bir kısmına da hatta direkt etki eden bir araç.
Bir toplumun satın alma davranışlarını değiştirirken aslında nelere sebep olduğumuzu daha iyi düşünürüz belki diye bu yazıyı kaleme aldım. Ne de olsa aynı gemideyiz…Yoksa değil miyiz?
İlkay Gültaş