12.01.2012 09:43:50Nepal’de bazı özelliklere göre seçilen ve adına “Kumari” denilen küçük kızlar “tanrıça” olarak yetiştiriliyorlarmış. Binlerce kişi bu küçük kıza ibadet ediyormuş. Gazeteport’ta okuduğum bu haber (1) ilk önce bana çok komik geldi! Yani küçük bir kızı tanrıça olarak yetiştirmek, ona ibadet etmek ve ergenliğe geldiğinde o tanrıçanın yerine başka bir tanrıça bulmak… Ama şunu da belirteyim, bu durum Nepal’deki insanlara göre saçma değil, bu o insanların kültürü ve ben buna saygı duyuyorum.
Evet, bu haberdeki olay bana ilk başlarda komik ve saçma gelmişti fakat daha sonra düşündüğümde benim, bizim, sizin ve dünyadaki birçok insanın da benzer şeyler yaptığını fark ettim. Bizler de Nepal’deki insanlar gibi kendimize tanrılar, tanrıçalar seçiyor, onlara ibadet ediyor ve daha sonra o tanrıların/tanrıçaların işi bittiğinde yerlerine yenilerini seçiyoruz. Evet, bunu yapıyoruz! Evet, bunu yapıyorsunuz!
Ben, siyah beyaz ve tek kanallı televizyon döneminin çocuklarındanım. Benim ilk tanrıçam, babamın ikinci el olarak aldığı renkli televizyonumuzdu. Tabii bu sadece benim değil, ailemin de ilk tanrıçalarındandı. Tüm gün ona ibadet eder, karşısında oturur hiç sesimiz çıkmadan onun dediklerini dinlerdik. Sonra zamanla teknoloji gelişti, bize yeni tanrıçalar sundu ve bize “tanrıçalardan tanrıça beğenin” dedi, biz de beğendik. Şimdilerde televizyonu tanrıçalıktan çıkartmış olsam da kendime başka tanrıçalar bulmaktan vazgeçmedim!
Cep telefonlarının ilk çıktığı zamanları hatırlayın; hepimiz için çok büyük ve çok ilginç cihazlardı, onlara hayrandık ama şimdi? Günümüzdeki cep telefonlarını düşününce, o eskiden hayran olunan cihazların ne kadar da basit ve işe yaramaz cihazlar oldukları geliyor aklımıza. O zamanlar onlar bizim içen birer tanrıçayken şimdilerde yüzüne bile bakmadığımız, beş para etmeyen ve gülünç aletlerden öte değiller. Eski tanrıçalarımızın işi bitti, şimdi yeni tanrıçalarımız var, yakın zamanda onların da işi bitecek ve biz başka yeni tanrıçalar arayacağız.
Otomobiller, televizyonlar, cep telefonları, kıyafetler, diş fırçaları, ayakkabılar, koltuklar, bilgisayarlar, gözlükler, takılar, diziler, parfümler, kremler ve daha neler neler var tanrıça yatığımız. Aslında birileri bize bunları tanrıça yapmamızı söylüyor, beynimize işliyor, bizi tanrıçaya ihtiyacımız olduğuna inandırıyorlar. İsviçreli bilim adamları mesela; her seferinde yeni bir açılı diş fırçası buluyor ve eskisinin artık gereksiz olduğunu söylüyorlar. Kimisi önce tek bıçakla tıraş olunmaz, üç bıçak daha iyidir diyor ama sonra beş bıçak var, işte yeni tanrıçanız bu diye ekliyorlar. Size geçen sene “yeni “diye sattıkları otomobil için bu sene “o da bir şey mi!” diyorlar ve işte size yeni tanrıçanızı sunuyorlar. Daha dün aldığınız çift çekirdekli tanrıçanız bugün gereksiz bir ucube oluyor!
Markaları tanrıça yaptığımız bir dünyada yaşıyoruz! Onlar için birbirimizle yarışıyor, savaşıyor, birbirimizi kıskanıyor ve birbirimize düşman oluyoruz. Sahip olduğumuz şeyler sonunda bize sahip oluyor ve bizi köleleri yapıyorlar… Kurutuluşumuz ateizmde!