26.05.2010 11:48:47
Charles Cros, koltuğunun altında "silindir, plak ve paleofon"u tarif eden bir dosya ile Paris Bilim Akademisi’ne başvurduğunda, takvimler 30 Nisan 1877 yılını gösteriyordu. İğne tarafından algılanan olgularla ‘kaydetme ve bu yolla yeniden üretme’ yöntemi, ilk kez bu dosyada anlatılmaya çalışılmıştı.
Bu başvurudan sadece birkaç ay sonra Thomas Edison, ‘phonograph’ adını verdiği pikabı icat etti. Graham Bell’in kuzeni Chichesterester Bell, bir başka bilim adamı Charles Sumner ile birlikte, 1880’li yıllarda Edison’un bu icadını geliştirerek, bir dakikalık kaydı dört dakikaya çıkarmayı başardı ve böylece gramofon doğdu.
Ses kaydı ile başlayan süreç, arkada bıraktığı yüz otuz üç yılda, görüntü dahil her türlü kaydı da içine alarak günümüz teknolojisinin temel yapısını oluşturdu.
Bugün, televizyon, radyo ya da internet olsun, her tür yayıncılıkta; eğitimde, bilişimde ve dahi arşivcilikte, “kayıt ve yeniden üretim” çoğu işin karinesidir.
Her sektörde muhakkak bir şekilde kullanılır. Beyin, hafıza, dolayısıyla kayda alma işlemi söz konusu olmasa, ne bir bilgisayar çalışır, ne elektronik beyinli bir tekstil makinesi, ne bir cep telefonu, ne de parmak iziyle açılan bir kapı.
İşte bu denli önemlidir kaydetme yoluyla yeniden üretme hayatımızda.
Hayallerimizi hafızamızla kurarız...
İnsan beyni ise doğal, en eski, en karmaşık ve en gelişmiş kayıt varlığıdır. Beynimizdeki kayıtların doğru kullanımı, doğru algılamayı ve davranmayı sağlar. Çünkü öğrenmek, sonradan kullanmak ve yeni öğrenilenlerle ilintilenmek üzere hafızaya almaktır.
Düşüncelerimizi, öğrendiklerimizle kontrol ederiz. Akıllı olabilmemizin yolu, önceki bildiklerimizle sonradan öğrendiklerimizi doğru ilişkilendirmekten geçer; o ölçüde de akıllı olunur. Hayallerimizi dahi hafızamızla şekillendiririz.
Siyasette ise durum farklı…
Kaydedip yeniden üretmenin, bir de siyasette kullanım şekli var ki, bir anda birden fazla kişinin, hatta toplumun kaderini etkileyebiliyor. Ortaya konan kayıtlar dolayısıyla tüm hayatı değişen siyasilerin sayısı, akıllarda kalma seviyesini çoktan aşmış miktarda.
Bazı durumlarda ise, öne sürülen kayıtlarla yapılması amaçlanan şeyin toplumsal etkisi, öngörülen ya da beklenenden farklı sonuçlara ulaşabiliyor.
Veya sağ gösterip sol vurulmuş olabiliyor…
Geçtiğimiz haftalarda böyle kayıtlardan biri Deniz Baykal’ı siyaset sahnesinin kenarına iterken, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ise zirveye taşıdı.
İşin bu yanı, ne ilk olacak ne de son. Ancak hem parti hem de ülke insanları, farkında olup da eyleme geçiremediği gerçekle, kaset olayının sonucunda fiilen tanışmış oldu.
Nedir bu gerçek?
Dünyanın birçok yerinde, sayıca her geçen gün büyüyen bir kitle, var olan sistemi adaletli bulmuyor, karşı çıkıyor. Birilerinin gelip değişime ön ayak olmasını bekliyor. Çağın yeni insanı, daha etkili, daha kararlı, daha çalışkan, daha saydam liderlerin peşinden gitmeye hazırlanıyor. Bunun için organize edilmeye hazır…
CHP’de yaşananlar, sanırım bunun gözle görülür kanıtlarından biri. CHP’nin yeni lideri, kendi tabanının ve Türk seçmeninin bu beklentilerine cevap verebilecek midir, zaman gösterecek.
Sunulan yemekle seçilen yemek arasındaki lezzet farkını anlamak ise, bundan böyle parti mensuplarına ve seçmene kalıyor.