Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
  Yazarlar
Halef R. VAYIS
İki kişiyi döndürür bir kişiye…
08.02.2012 11:43:02
Tembel tembel Emirgan Çınaraltı’nda oturmuşuz Boğaz’a karşı. O lezzeti bir daha bulunamaz limonatayı yudumluyoruz.
 
İki arkadaş, edebiyat-sinema muhabbeti tutturmuşuz. Birimiz “A” diyor, diğerimiz “B”.
Tartışıp duruyoruz.
 
50’li yıllarda tek tük otomobil geçiyor Emirgan’dan. Kocaman Amerikan arabaları…
İstanbul için hava kirliliği yabancı kelime. Denizde “tombul kıçlı” gemiler bembeyaz, martılar gibi.
 
Arkadaşım Erce’nin, tartıştığımız modern filozofları aç midemi kaynatıyor.
 
“Erce, Allah aşkına bastırma. Şu anda Sartre’ı, Gide’yi çekemem, çünkü açlıktan midem zil çalıyor” diyorum.
 
Hah, simitçi duruyor caminin köşesinde. Bir simit ve tavşan kanı çay.
O yıllar, herkesin içinde bağırmak yaşam tarzımıza girmemiş.
 
“Hişt hemşerim, getirsene bi simit” demek zontalığı bu yüzden aklıma gelmiyor. Simitçiye doğru bir zahmet yürüyorum. Karşıdan da yaşı benden büyük bir ağabey geliyor. Aynı anda simitçinin tablası önüne varıyoruz. İkimiz de tablaya bakakalıyoruz!
 
Önce tablaya, sonra birbirimize bakıp gözlerimizle soruyoruz: “Ne olacak şimdi?”
 
Çünkü tablada tek bir simit var.
 
Mide asidinin yarattığı fantezilerimle boks maçına hazırlanıyorum…
 
Tek simit kimin hakkı? Hangimiz simiti almalıyız? Kim önce simitçinin yanına geldi?
 
Buyurun bakalım. Uluslararası sınır anlaşmazlığı gibi bir durum.
 
Tek simit var ve o tek simit benim olmalı. Çünkü midemin asidi beynime vurmuş durumda. Mide asidi aklı eritir. Enayileşir insan. Aptalca düşünür, çabuk sinirlenir. Aynen bu durumlardayım.
 
Karşımdakine bakıyorum. Ukalalık ederse kavga çıkabilir. Kuruyorum o anda; ben daha uzun boyluyum. Ancak kavgada boy avantaj değil. Alttan dalan bir rakip çenenizi dağıtabilir. Dikkatli olmalı.
 
Mide asidinin yarattığı fantezilerimle boks maçına hazırlanıyorum. Bir daha süzüyorum rakibimi.
O da bana bakıyor.
 
Ama kötü bakmıyor. Birden kıyafeti dikkatimi çekiyor. Gri ve çok kaliteli bir kumaştan elbise giymiş. Mevsimlik ince kumaşı diken terzi, belli ki büyük usta. Simit savaşına hazırlandığım rakibimin, şık beyaz gömleğinin yakaları açık. Kravat takmamış. Hava sıcak.
 
Yüzündeki sevecenlik, kafamdaki aptalca düşünceleri uçuruyor. Gülümsüyor bana, yumuşuyorum.
 
Ve o anda atılıp simidi kapıyor.
 
Sahip olunan gücün nasıl kullandığının önemi, bir kez daha ortaya çıkıyor…
 
5 kuruş hazırmış elinde. Tablanın üstüne atıyor. Bedelini şipşak ödeyerek simidin sahibi oluyor.
 
Vay canına! Bunu bana yapmayacaktın. Gülümseyip beni aldattın. Sempatiye getirip simidi kaptın.
 
Hem bu adam kim oluyor? Ben onu buralarda hiç görmedim. Kimsin sen arkadaş?
 
Fena tepem attı. Ama o yine gülümsüyor.
Oooh, simiti ortadan da kırdı. Şimdi ağzına atıp çıtırdatacak.
 
Hayır öyle yapmadı. Simidin yarısını bana uzattı: “Al bahalım, gardaş payı yapak. Bölüştün mü kavga çıkmaz, bölüşmesini bileceksin.”
 
Aynen böyle dedi. Elime tutuşturdu simidin yarısını…Şaşkınım…
 
“Şey…Parasını vereyim” diyorum aptal aptal. Öyle ya, simidin yarısı 2,5 kuruş.
 
Bir kahkaha atıyor: “Alacağım olsun güzel gardaşım. Yine karşılaşırız merak etme.”
 
Paylaşmasını bilmek birleştirir...
 
Elimde yarım simit, Erce’nin yanına dönüyorum. O, Çınaraltı kahvesinin önünden yürüyüp gitmekte. Erce’ye gösterip soruyorum: “Kim bu, tanıyor musun?”
 
Erce şöyle bir bakıyor:
 
“Hacı Ömer Sabancı Bey’in oğlu, Sakıp Sabancı. Şu ilerideki Atlı Köşk’te oturur.
 
Ve karşılaşıyoruz da gerçekten. Ama 40 yıl sonra; bir antika fuarında.
Koluma giriyor, birlikte hat ve tablo pazarlığı yapıyoruz. Gülümsemesini hiç yitirmemiş. Hep aynı sevecenlikle, gönlü sıcak ve esprili. Gözündeki zeka ışıkları yine yüzüme vuruyor.*
 
“Gülüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye,
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye,
Anılarından kale yapıp sığınsa bile,
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.” **
 
 
İki kişiyi bir kişiye döndüren bir şey daha var: Bölüşmek...
Bölüştükçe, bölüşmesini bildikçe, birleşilir çünkü...
 
 
halefvayis@medyaloji.net
 
 
 * Gazeteci-yazar Tevfik Yener’in kitabındaki anılarından derlenmiştir.
** Özdemir Asaf
 
 
    
Bu haberi toplam 22 kişi beğendi.
Türkiye’den bir sponsorluk hikayesi… - 16.05.2012 11:13:44 E-belagat şehveti ya da itibarsızlaşma… - 09.05.2012 11:47:08 Cazibe... - 02.05.2012 11:34:33 Partiler üstü politikayı, toplumsal hayatımıza yerleştirmenin vaktidir… - 25.04.2012 10:14:01 Psikoloğunuz, sırdaşınız, dert arkadaşınız, "Twitter" - 18.04.2012 11:15:16 Keçi kuyruk indirdiğinde yağmur gelir... - 11.04.2012 13:22:25 Başarı, hazır formüllerle gelmez… - 04.04.2012 11:31:07 İşsizlik yapı değiştiriyor... - 28.03.2012 13:13:34 İki monolog bir diyalog oluşturmaz… - 21.03.2012 10:17:32 Bir şeyin haber olması, haberdar olduğumuz anlamına gelmiyor… - 14.03.2012 11:01:37 Elimizin boyanmasıyla ikna oluruz… - 07.03.2012 10:42:49 İnternet geçmişinizi silebileceksiniz… - 29.02.2012 11:29:04 Türk basınında ilk ekonomi sayfasının hikayesi… - 22.02.2012 11:16:13 "Sana" seslenen bir mecradır Radyo... - 15.02.2012 10:56:55 Sular kesik, annenizde kalabilirsiniz… - 01.02.2012 10:51:22 Bir zamanlar Wikileaks vardı… - 25.01.2012 11:32:52 Kadın, kendi canavarını yaratmaya mecbur mu bırakılıyor? - 18.01.2012 12:15:04 Çoban Yarışı… - 11.01.2012 12:06:54 Akıllı insan olmanın, başka başka yollarını aramalıyız... - 04.01.2012 11:43:40 Hoş geldin 2013* - 28.12.2011 11:20:58 Zordur kaybettiğinize yeniden sahip olabilmek… - 21.12.2011 12:24:50 Bir büyük ideal, nasıl tarihe gömüldü? - 14.12.2011 11:23:10 Türkiye bu kez başarabilecek mi? - 07.12.2011 11:25:30 Az şey öğrenen, çok şey mi hatırlar? - 30.11.2011 11:54:10 Kral bile olsanız, öğreneceğiniz şeyler vardır… - 23.11.2011 11:00:32