29.12.2009 12:13:00
Başlıktaki rakamı yanlış yazmadım. Yazım hatası da yok. Bilindiği üzere, 2009 yılı sona ererken, 2010 başlıyor.
Her yeni yıl, çoğumuzca yeni bir başlangıç olarak kabul görüyor. Takvimin periyodik dönüşü, kendimizi eni konu değişime açtığımız bir zaman dilimini yaşatıyor bize. Yıllar arası geçişin gerçekleştiği bu dönemlerde, isteklerimiz kabarıyor, eskiyen yılın sonuna doğru pörsüyen umutlarımız, yeni yılla birlikte tazeleniyor.
Yeni kararlar alıyor, hedefler belirliyoruz. Değişimi arzuluyor, memnun olmadığımız taraflarımızı terk etmeye hazırlanıyoruz. Henüz şarj olmuş bir cep telefonu kadar dolu enerjiyle karşılıyoruz taze yılı.
Hatırlayalım…
2009 da yepyeni bir yıldı, aynı enerjilerle başladığımız. Çok şeyi değiştirecek, her şeyden önemlisi aldığımız kararları uygulayıp hedeflerimize ulaşacaktık.
Geçen yılı gözden geçirelim; hangi tutum, alışkanlık, bakış açısı, hedef ya da hayat tarzımızı değiştirmiş, geliştirmiş veya gerçekleştirmişiz.
Yoksa, bu yıl da ne kadar çabuk geçti; anlayamadım, hiçbir şey yapamadım, diyenlerden misiniz?..
“Geçmişimin bir parçasıyım ama geleceğe bakıyorum”…
Sürekli yeni bakış açıları aramış, belirli sınırları taşmaya çalışmış, kendini her daim gelişmeye ve değişmeye açık tutmuş, ünlü Japon tasarımcı İssey Miyake; “geçmişimin bir parçasıyım ama geleceğe bakıyorum” diyerek, kısa, net ve gayet anlamlı tanımlamış yenilenmenin gücünü.
Yeniliklerin ve yenilenmenin hızlanması günümüz gerçeklerinden. Değişimler, sağlıktan enerjiye, eğitimden iletişime her türlü alanda kendini gösterir ve adeta bir sağanak yağmura dönüşürken; her türlü gelir ve sosyal düzey grubundan insanların beklentileri de aynı hızda yenileniyor, çoğalıyor.
İyi midir, kötü mü, tartışılır…
Ancak, bir yandan dünyanın yeni düzenine uyum sağlarken, öte yandan bilgi toplumu olmanın yaşattığı kolaylıklara, aynı zamanda zorluklara karşı ortaya konacak bağımsız bir yaklaşım, tavır, duruş, dil, artık daha belirleyici bir rol oynayacak. Değişimlere doğru zamanda dahil olmak, ayak uydurabilmek, hatta durumu yönetebilmek ise sağlıklı gelecek için kritik bir önem taşıyor.
İstemediğimiz alışkanlıklarımızı, bakış açılarımızı, hedef ya da hayat tarzımızı değiştirebilmek için ise söylemek veya düşünmek yetmiyor.
Yapmak gerekiyor.
İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser…
Kızılderililerin doğaya karışık yaşamı, onların hayatı derinden kavramalarına neden olmuş. "Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." gerçeğini ortaya çıkarmışlar mesela.
Ne aradığını bilmeyen, bulduğunda anlayamaz. Ne istediğini bilmek, salt bu tarafıyla bile çok önemlidir.
M.Ö. 535 – 475 yılları arasında, Efes'de yaşayan bir filozof olan Herakleitos, binlerce yıl önce değer vermenin ve zamanı kullanmanın anlamını, bakın nasıl dile getirmiş:
“Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız...
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz...
Garip ama gerçek...
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil...
Uyandığında iki seçeneğin olur; tekrar uyuyup bir rüya görmek,
Ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak...
Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın...
Hep zamanının olmadığını söylersen, hiç zamanın olamaz...
Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez...”
2010 yılı göz açıp kapayıncaya dek sona erecek, yine yeni bir heyecanla 2011’i bekliyor olacağız. Hızla gelen yeni yılı yine başlangıç kabul edecek, kendimizi değişimlere açmaya bırakacak, memnun olmadığımız taraflarımızı terk etmeye hazırlanacağız. Geriye dönüp yılı sorgulayacağız.
Yılı hep “yarın yapacağım” larla geçirecekler için şimdiden söylüyorum:
“Hoş geldin 2011…”