05.05.2010 11:24:58
Otuzlu ve üstü yaş guruplarına dahil olanlara, gençliklerinin ilk dönemlerinde “hobileriniz nedir” diye sorduğunuzda, “kitap okurum, müzik dinlerim” gibi sabitleşmiş cevaplar alırdınız.
O zamanlar her ne kadar boş zamanı değerlendirme maksatlı yapılıyormuş gibi konuşulsa da, “kitap okumak” için böyle söylenmesi, yine de hoştu. Bir ayrıcalık olarak görülüyordu demek ki.
Birine hediye almak istendiğinde, genelde akla ilk gelen, kitap olurdu.
Son on yılda internet, hayatımızdaki rutinleri değiştirirken, onun sayesinde artık daha fazla ve yaygın iletişim kurabiliyoruz. Kendimizi ifade etmek için imkanlarımız çoğaldı. Yazma koşulları, herkes için gelişip iyileşti.
Yazar veya şair olmayı, toplum olarak seviyoruz; şimdilerde bunu yapabilme fırsatı ise, sadece bir klavye kadar uzağımızda duruyor. Ayrıca, bunun için yayınevlerine ihtiyaç dahi duymuyoruz.
Hal böyle olunca, daha çok yazılmaya başlandı. İsteyen blog, isteyen kendi adına web sitesi açıyor; her konuda ve dilde özgürce tuş tıklatabiliyor (eski ifadeyle kalem oynatabiliyor).
Ancak ilginçtir; daha çok yazıldıkça, daha az okunur oldu.
Zaman yetersizliğinden midir, yazı kirliliği ile uğraşmanın zorluğundan mı; okumaya ayrılan vakit azaldı. Uzun yazılara yan bile bakılmıyor.
Artık izleyerek öğrenmeyi tercih ediyoruz. Her şeyi görerek ve duyarak bilmek istiyoruz; daha yüzeysel ve daha zahmetsiz bir şekilde.
Her şey videolarla ve basit cümlelerle anlatılmalı ki, ilgi görsün ve daha çok kişiye ulaşsın.
Şimdi böyle düşünülüyor…
Peki, yeni kuşak gerçekten kitap okumuyor mu?
Gözlemlerime dayanarak keyifle söylüyorum ki, okuyor.
Klasikleri de okuyor; günümüz yazarlarını da.
Roman da okuyor, öykü ya da şiir de.
Politika, kişisel gelişim, müzik, felsefe, bilim, spor, meslek, teknoloji, tarih; her konuda okuyor.
Yeni kuşak için kitap okuma, hala en etkin öğrenme yolu çünkü; boş zaman öldürmeye yarayan bir eylem değil.
Yine gözlemlerime dayanarak söylüyorum; asıl kitap okumayan nesil ise, geçmişte hobileri arasında “kitap okumak” olanlar. Yani şimdilerde otuzlu ve üstü yaşlarını sürenler. İstisnaları hariç tutuyorum, çünkü bu yaş guruplarında okuma alışkanlıklarını sürdürenlerin sayısı, gerçekten istisna kabul edilebilecek kadar azaldı. Okuma alanları, git gide gazeteler ile sınırlı kalmaya başladı. Zorunlu hissetmeseler onu da yapmayacak, internette yayınlara şöyle bir göz gezdirip geçecekler.
Sanırsınız ki, bütün kitapları okumuş ve beyin açlıklarını tamamen gidermişler. Yeni kitaplara kafalarında yer de yok, gerek de.
Oysa işin sırrı okumakta…
Kurtlar Vadisi dizisi için hep bir yerlerden istihbarat alındığı şüphesi vardır. Dizinin dört senaristinden biri olan Ahmet Turgut, konuk olduğu bir televizyon programında, “bir yerlerden dosya gelip gelmediği” sorusu üzerine, işin sırrını açıkladı: “Dosya filan almıyoruz, kitap okuyor, internette araştırma yapıyoruz”.
Haftada ne kadar kitap okudukları sorusuna ise, “Haftada bir metre ip boyunca raf dolduracak kadar” cevabını verdi.
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz; dizi başarısını kanıtlamış safhada ve yıllardır reytinglerde üst sıralardan düşmüyor.
İşin sırrı, okumada ve araştırmadaymış meğer.
Beynimizin ve midemizin ortak noktaları, her ikisinin de daima acıkması ve beslenmek istemesi. İkisini de sürekli ve çeşitli besinlerle doyurmalısınız.
Aksi halde, zayıf ve güçsüz kalırsınız...