
































İletişim düşünürü ve yazar Jason Jenning, ilerlemek ve gelişmek için üç şeyden vazgeçilmesini öneriyor: Geçmiş başarılar, egolar ve eski alışkanlıklar.
Asla vazgeçilmemesi gereken tek şeyin ise, “kültür” olduğunu savunuyor.
“Kültürlü insan” dendiğinde, ne gelir akla?
Böyle tanımlanan bir insan, bilgiyi edinmiş ve sorgulayıp ölçmüş, doğru ile yanlışı ayırmış, sonrasında da yaşamını analiz ettiği doğrular üzerine kurmuş bir izlenim bırakır.
Bilgi ile doğduğumuz andan itibaren karşılaşırız. İlk öğrendiklerimiz, görsel deneyimlerimize dayanır. İlköğretimde ve üniversitede ise uzlaşılmış bilgilerin içerisinde buluruz kendimizi. İşte o esnalarda başlar, bilgilerimizin somut edinimlere dönüşmesi.
Ne tezattır ki, somut edinimlerin vücut bulması hayal etmekle gerçekleşiyor. Hayallerimiz ve buna uygun yol almalarımız, kültürümüzü belirliyor, oluşturuyor.
Öğrendiklerimiz; bunları sorgulama, ölçme, sosyalleştirme biçimlerimiz, bir bankaya hesap açıp birikimlerimizi değerlendirmeye benziyor.
Kültür bankamızdaki hesabımıza, neleri, ne miktarlarda yatırdığımız, bunları nasıl değerlendirdiğimiz, bizi “kültürlü bir insan” sıfatına yaklaştırıyor ya da uzaklaştırıyor.
Buradaki püf noktası, Kültür Banka’sında oluşturduğumuz değer ve birikimlerin, paylaştıkça çoğaldığını fark edebilmektir, yalnızca kendimize saklamak yerine…
Kendine özgü kültürel yapısallıklar taşıyan iş dünyasındaki hayatımıza başladığımızda ise, Kültür Bankası’ndaki birikimlerimizin ne denli önemli olduğunu kavrıyoruz.
İş yaşantısı, girişimin ve ataklığın cirit attığı, sürekli yeni fırsatların kollandığı bir dünyada gerçekleşir. Gıpta ettiğimiz konumların, kimi zaman iğneli bir fıçıdan farksız, kimi zaman ise ter akıtılmadan elde edilen bir güç sembolü olduğunu gözleriz.
İşte böyle ortamlarda, her biri farklı yapıda olan insanlarla ortak paydalarda buluşma gayreti, bizi olgunlaşır hale getiriyor. Olgunlaşmayı, kendimize özgü düşünme yeteneğine dönüştürebilmemiz halinde ise, kendi tarzımızı da yaşamaya başlıyoruz demektir.
Buradaki püf noktası, hırslarımızı akıl çizgisinde tutabilmektir.
Tüm bu evreleri yaşarken, edindiğimiz hırsın çizginin çok altında kalması, enerjisiz ve amaçsız biri gibi görünmemize neden olurken; çizginin çok üstünde olması ise acımasız ve tehlikeli biri olduğumuz izlenimi yaratabilir.
iki püf noktasını, her zaman hatırlamalıyız:
(1) Kültür Bankamız’daki değer ve birikimlerimizin paylaştıkça çoğaldığını,
(2) ve hırslarımızı akıl çizgisinde tutmamız gerektiğini.
Dünyanın değiştiğini, geleceğin geçmişten çok farklı olacağını ve yeni davranışlar gerektirdiğini, hepimiz görüyor, izliyoruz.
Ancak, bizi gelecekte güçlü kılacak en önemli unsurun kendi “Kültür Bankamız” olduğunu ve sahip olduğumuz kültürel birikimlerin, yaşamımız boyunca bizi taşıyacak bir kolon görevi üstleneceğini de aklımızdan çıkarmamamız gerekir.