29.07.2011 11:40:42Bu hız, bu karmaşa, birbirinin zıttı ve ne garip ki birbirinin tamamlayıcısı olan; beynimizi sızlatan, içimizi kemiren, ciğerlerimizi yakan bu yer, bu yerdeki bu sessizlik ve bu gürültü bana çok saçma geliyor. Bazen herkesin içinde bulunduğumuz bu durumun farkında olduğunu, bazen de içinde bulunduğumuz durumu hiç kimsenin fark etmediğini düşünüyorum. Bu hafta, bu anlaşılmaz cümlelerimi anlaşılabilecek bir anlatımla size anlatmak için çabalayacağım…
Gündem! Bizi sürükleyip duran bu sistemin üzerinde giden araç, bir bakıma tıpkı tren… Hepimizin bir trende olduğunu düşünün; milyarlarca kompartımanlardan oluşmuş ve kompartımanların her biri milyarlarca insanla doldurulmuş, yönü ve hızı bilmediğimizi birileri tarafından belirlenen bir trende. Yaşadığımız dünyayı ancak çok hızlı hareket eden bu demir yığının camlarından görebiliyoruz. Gördüklerimize trenin hızıyla eşit hızda tepki verip, bu tepkileri trendeki diğerleriyle paylaşıyor ve verdiğimiz tepkileri aynı hızda unutuyoruz. Ardından aynı hızda diğer görüntülere yöneliyor ve bu kısır döngüyü devam ettiriyoruz. Gündem ile tren benzetmesi size biraz saçma gelebilir ama hemen karar vermeden önce biraz düşünmenizi rica ediyorum. Gündem ile tren birbirlerine çok benziyorlar. İnsan gündeme kapıldığında ve sürekli gündemi takip ettiğinde artık başka bir şey takip edemez oluyor. Gündeme kapılmış birisi gündem dışında bir şeyle uğraşamaz; gündemin ona aktardığı konulardan, kitaplardan, müziklerden, filmlerden, olaylardan ve kişilerden başka bir şey düşünemez. Bütün günü gündemin zihnine aktardığı konuları düşünmek, paylaşmak ve tartışmakla geçer. Hatta kendisine, ailesine, arkadaşlarına ve çocuklarına bile zaman ayıramaz. Kişi gündemle yaşamaya başladığında, gündemin kendisine çizdiği yoldan başka yolda ilerleyemez. Gündem tıpkı tren gibidir. Trenler de kendilerine çizilen yol dışında başka yoldan gidemezler.
Her gün her televizyon kanalında, her gazetede, her sosyal paylaşım sitesinde aynı haber, aynı kişi, aynı olay var ve bu yolda ilerleyen tren içinde hapsolmuş biz zavallılar! Bu tren bizi asıl dünyamızdan ve en önemlisi de bizi kendimizden uzaklaştırıyor. Bu kadar paylaşım, binlerce link, fotoğraf, yazı, haber ve herkes tarafından akan bu zaman bana artık anlamsız geliyor. Çünkü hepsi o hızla akan trenin içinde ve pencerenin dışındaki dünyayla alakası yok. Çünkü tren hiç durmadan akıp geçerken, geçtiği yerlerde duran bir hayat var. Şöyle düşünün lütfen: Televizyonda izlediğiniz bir cinayet haberine üzülüyorken bir iki saniye sonra plajda eğlenenlere bakıp iç geçiriyor ve yine birkaç saniye sonraki “şaşkın hırsız”ı gösteren kamera görüntülerine kahkaha atıyorsunuz. Oysa daha 10 dakika önce çatışmada ölenler için gözyaşı döküyordunuz ama şimdi reklamdaki espriye gülüyorsunuz ve biraz sonra tartışma programına çıkacak olan o sevmediğinizi siyasetçiye/gazeteciye küfür edeceksiniz. Ettiğiniz küfürleri bir futbol maçıyla unutacak, diziyle geçiştirecek ve magazin programıyla silip atacaksınız. Ertesi gün kahvaltıda, işe giderken yolda, dolmuşta ve iş yerinde, dün akşamki gülmelerin, öfkelerin, sevgilerin kritiğini yapacak, bu kritikleri önceleriyle birlikte internette paylaşacak ve kendinizi akşamki yeni gündeme hazırlayacaksınız. Yani gündemin size sunduğu siyaseti bilecek, sanatçıları tanıyacak, kitapları okuyacak, filmleri izleyecek, tartışmaları yapacak, hayatınızın nasıl olması gerektiğini öğrenecek ve o trende hızla giderken geride kalan gerçek hayatınızı, gerçek dünyayı düşünemeyeceksiniz! Çünkü gündemin hızı, tartışması, paylaşması sizi o kadar çok büyülüyor ki gerçekler size saçma gelmeye başlıyor.
Bir keresinde gündemi takip ettiğim sosyal paylaşım sitelerinden birisinde, gündemi işleyen bir gazetecinin gündemle ilgili yazdığı ama çok açıklayıcı olmayan yazısıyla ilgili “Bence bu yazdıklarınız tam anlaşılmıyor, bu yazıyı biraz daha açmalısınız!” demiştim ve aldığım cevap “Ama o zaman da gündemi kaçırırım!” olmuştu. Yani konunun anlaşılmasının, yanlış anlaşılmasının, doyurucu olmamasının hiçbir önemi yok çünkü gündem kaçacak! Gündemin kaçması demek, o gazetecinin yazılarının okunmaması demek, o yazıların okunmaması demek o gazetecinin gündemden düşmesi demek… Gündem bize herkesin yapabileceği, herkesin konuşabileceği ve herkesin bir fikrinin olabileceği konuları sunar ve bizler de gündemi bu yüzden takip ederiz; kolaydır, üzerine konuşması basittir, tirajı, reytingi, ilgilisi çoktur ama geçicidir çünkü adı üstünde gündemdir ve durduğu yerde durmazdır. Bugün bildiğinizi yarın, yarın öğrendiğinizi bir sonraki gün unutturur.
Kendimize zaman ayırmalıyız! Gündemin hızla ilerleyen treninden inip bu hayatı trenin yolundan ve camından değil, kendi hızımızla kendi yolumuzdan görmeliyiz. Yaşamı, insanları, doğayı, bilimi, sanatı ve okumayı kendi hızımızda izlemeliyiz. Gündem treninden inmedikçe hayatımız başkalarının istediği gibi şekillenecek ve bir gün bu trende ne aradığımızı sorduğumuzda onca yolu boşuna geldiğimizi anlayacağız. En kötüsüyse kendimizin değil onların bize sundukları hayatı yaşayacak, onların öğrettiklerini bilecek, onların gösterdiklerini görecek ve gündemin mezarlığındaki trende bir hayalet olarak yaşamaya mahkûm olacağız.