17.05.2010 09:51:06YANLIŞI BULUN:
Hani 18 Nisan 1999 Yılında Cumhuriyet Halk Partısı'nin Meclis dışında kalması nedeniyle Genel Başkanlıktan istifa eden Deniz Baykal'ın ardından 23 Mayıs 1999 Tarihinde düzenlenen 27. Olağanüstü kurultayda Genel Başkan seçilen... (Bekir Hazar, Yeni Şafak, 15.05.2010)
"CHP'lilerin "ayıp"ı siyasi ranta çevirme telaşı" (Ayşe Böhürler, Yeni Şafak, 15.05.2010)
TÜRKER Ağamla (İnanoğlu.. O bana 'Ağam' der.. Ben ona..) yemek yemek müthiş bir zevk.. (Hıncal Uluç, Sabah, 15.05.2010)
...kimi savaşmakta, diğerleri de birliklerinde görevine devam eden subaylarımız, assubaylarımız ve uzman ordu mensuplarımız da olduğu gibi. (Hakkı Devrim, Radikal, 15.05.2010)
Kimi CHP içindeki brütüsler yaktı Baykal'ı diyor...(Hacer Alkan, www.gazeteciler.com, 14.05.2010)
Bu kadar iyi bir aktör, nasıl olurda bu kadar kötücül ve “tahammülsüz” bir görüntü çizer? (Ahmet Kekeç, Star, 08.05.2010)
Aniden sarsıntılar başlayıp Vezüv yanardağından dumanlar yükseliyor.(Ali Eren, www.habervaktim.com, 13.05.2010)
Onun gölgesinde kalmış, ne yaptığını bilmeyen bir ağabeysi var. Ondan bahsederken Uğur Mumcu’nun ağabeysi Ceyhan Mumcu diyorlar. Hem İşçi Partisinin, hem de İşverenler Sendikasının avukatı. (Mehmet Eymür, www.atin.org, 26.10.20089
Aynı durumda olan daha bir sürü politikacı, bir sürü belediye başkanı olabilir..(Abdurrahman Dilipak, www.habervaktim.cvom, 10.05.2010)
Senin ne yaşına ne iştima-i mevkine ne gazeteciliğine ve en önemlisi nede İNSANLIĞINA saygım yok. (Sacit Aslan, www.sacitarslan.com, 27.04.2010)
İlk 3 ayda sanayi üretimi (geçen yılın aynı dönemine göre) yüzde 17.2 artt, (Güngör Uras, Milliyet, 11.05.2010)
İlişkileriniz yalap şalap değil, ‘para’ konularında hassassınız, komisyondu, rüşvetti, aileye çıkar sağlamaktı, lükse düşkünlüktü, bunların hiçbiri semtinize uğramadı... (Reha Muhtar, Vatan, 13.05.2010)
"O zamanki polislerde şimdiki gibi ne araç, ne de teknolojik imkâbnlar yoktu." Ayşe Arman, Hürriyet, 27.04.2009)
Geçen haftanın gündeminde, Baykal’a kaset komplosu, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in enerji antlaşmaları için gelmesi (Soner Yalçın, Hürriyet, 16.06.2010)
Kaatil (Cem Garipoğlu) yakalandı diye sevinilir mi? (Müge Anlı, Tatlı Sert, atv, 11.02.2010)
...aldırmıştı ve okuldan eve gelip de onu yatak-döşek yatar görünce hem çok sarsılmış, hem de kırılmıştım. (Meral Tamer, Milliyet, 02.05.2010)
GEÇEN HAFTAKİ "YANLIŞI BULUN"A CEVAPLAR (CEVAPLAR PARANTEZ İÇİNDE):
Bu üç değerli meslektaşımdan sonra, kıdemli bir gazeteci olarak benim de İlker Başbuğ paşaya üç beş satırlık diyeceğim var:
– Halefiniz genelkurmay başkanları da sizin gibi, Kürt meselemizin yalnız silah zoruyla çözümlenemeyeceğini bilmekteydiler. (Hakkı Devrim, Radikal, 08.05.2010)
(Sayın Usta'mız yine, "halef" (ardıl) ile "selef"i (öncel) karıştırmış.)
Olmadı, müslümanların hepsini aynı kefeye koyup sonra da 'hadi konuşsanıza!' hinliği, cinliği, (af buyurun) zekasızlığını yapmak...(Nazmiye Yılmaz, Yeni Şafak, 04.05.2008)
(Din ve mezhep adları ile bunların mensuplarını bildiren sözler büyük harfle başlar. Bu bir kuraldır. Örnekler, TDK-Yazım Kılavuzu'ndan: Müslümanlık, Müslüman; Hristiyanlık, Hristiyan; Musevilik, Musevi; Budizm, Budist; Hanefilik.)
Kılıçdaroğlu: Gökçek'i muhattap almak istemem (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=980149&CategoryID=78, başlık, 02.05.2010)
(Radikal'in sayfa sekreteri, Müge Anlı'ya öykünüyor ve "Kendisine söz söylenilen kimse, kendisiyle konuşulan kimse" anlamındaki "muhatap" kelimesini "muhattap" yapmakta bir sakınca görmüyor!)
Ayrıca TCMB'nin muntazam karşılık oranını %1 artırarak %6'ya çıkarmasını ve repolar yoluyla sağladığı fonlamanın miktarını ve/veya vadesini değiştirmesini bekliyoruz. (Hülya Kayıkçı, http://www.bilgeyatirimci.com/anasayfa, 14.04.2010)
(Bankaların topladıkları mevduattan zorunlu olarak merkez bankasında bir hesapta tutmak üzere ayırdıkları kısım" anlamındaki "munzam karşılık" Bilge Yatırımcı sitesinde "muntazam karşılık" olarak çıkıveriyor karşımıza!)
"Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’den bir Atatürk mumyası, ki kimse kusura bakmasın, hiç benzemiyor...", "Büyükerşen’den bir Atatürk mumyası, ki kimse kusura bakmasın, hiç benzemiyor. Duvarlar Atatürk’ün sözleri ve resimlerle kaplı.", "Kapıda Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’den bir Atatürk mumyası, ki kimse kusura bakmasın, hiç benzemiyor." (Milliyet, 27.09.2009)
(Atatür'ün "balmumu heykeller"ne "Atatürk mumyası" demek de nereden çıktı? Google'daki 1.476 site, hataya ortak olarak "Atatürk Mumyası" ve "Atatürk'ün Mumyası" tamlamasını kullanmış...)
Abdullah Öcalan uçaktaki görüntüsünü göz önüne getirdiğimde o güne oranla 4-5 kilo zayıflamış, saçları alaboros tabir edilen şekilde kestirilmiş, gergin ve sıkıntılıydı. (Uğur Dündar, Hürriyet, 01.06.1999)
("Fırça gibi dik kesilmiş erkek saçı" anlamındaki kelime "alaboros" değil, "alabros"tur.)
İç savaşın tohumlarını attım, artık her gün çatışma olması sağlandı, askerlerin de elleri kolları bağlandı, halk zaten kukuma kuşu! haydi verin yeni görev... (www.cnnturk.com/haberdetay/UserControls/Comments.aspx?... - Önbellek, 05.05.2010)
(Baykuşgillerden, Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da yaşayan, kahverengi tüylerinin üzerinde beyaz benekleri olan, başını 180 derece çevirebilen bir baykuş türü"nün adı "kukuma kuşu" değil, "kukumav kuşu"dur.)
Ve yıllarca ne Trabzon, ne kendisi bu baskının altından kalkamadı.(Erman Toroğlu, Hürriyet, 06.05.2010)
("Ne... ne..." tekrarlamalı bağlaç kullanıldığında, fiil olumlu olur! Bu bir kuraldır. -bk.TDK-Türkçe Sözlük-)
İstanbul'un bazı yerlerini "SİT" diye nasıl koruyorsak, ondaki bazı isimleri de öyle korumamız gerek. Teşvikiye, tarihten gelen bir isim.. (Hıncal Uluç, Sabah, 29.08.2001)
("Tarih öncesinden günümüze kadar değişik çağların ve uygarlıkların kültür değerlerini temsil eden eser veya kalıntı" anlamındaki kelime "SİT" şeklinde değil, "sit" şeklinde yazılır.-bk.TDK-Türkçe Sözlük-)
Saadede gelelim. (Ahmet Rıdvan, Yeni Şafak, 16.03.1999)
("Konuşulan asıl konu, asıl madde" anlamındaki kelime "saadet" değik, "sadet"tir ve iki hecesi de kısa olarak seslendirilir. Bilindiği gibi "Saadet" bir kadın adıdır.)
Üstüne üstelik Niko'nun ailesi Türk'lerden, Nazlı'nın ailesi de Yunanlılardan nefret etmektedir. (http://www.diziler.com/dizi/yabanci-damat, 06.05.2010)
(1. yanlış: "Fazla olarak, fazladan" anlamındaki zarf, "üstüne üstelik" değil, "üstüne üstlük"tür. -bk.TDK-Türkçe Sözlük-. 2. yanlış:
Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz. Bu bir kuraldır. -bk-TDK-Türkçe Sözlük-. Doğru yazım: Türklerden.)
CİHANNÜMA'DAN:
Düzelti
Okurum Burçin S. Yalçın bir yanlışımı düzeltiyor: «Sanırım Demirel Erdoğan'ın değil, Erdoğan Demirel'in halefi oluyor» (Radikal, 12 nisan).
Elbette haklı! Babam benim şu iki yanlışımı, ömrü oldukça gayret ettiği halde düzeltemedi:
1. Aleykümselam, selamünaleyküm'e cevaben söylenir. Sen bunu bir ilk selam sözü zannediyorsun, ki değil; selama mukabeledir. Gevherî'nin şu beytini hatırında tut, derdi bana: Ne senden rükû ne benden kıyam / Selamün aleyküm aleyküm selam!
2. Halef («Sonradan gelen») ve selef («Bir mevkide daha önce bulunan, yerine geçilen») kelimelerini karıştırıyorsun. Hayr-ül-halef, «Babasına layık, hayırlı evlat» demektir. Bu deyimi hatırımda tutarsan, halef'in «sonradan gelen» olduğu konusunda yanılmazsın.
Bu iki yanlışta nedense ısrarlıyım. (Hakkı Devrim, Radikal, 20.04.2006)
CALUT MU, GOLYAT MI?
Arapların "Calut", İbranilerin Jolyat/Golyos" ve Batılıların "Goliath" olarak seslendirdikleri isme biz, eskiden beri "Golyat" dedik.
İşte adı "Calut şeklinde kullananların bazıları:
Hz. Davut, Dev Calut’u öldürüp Kudüs’ü fethedince İsrail’in ilk kralı oldu. (Memet Güler, Vatan, 07.03.2008)
Bu motif, İsrailoğulları’na eziyet eden hükümdar Calut ile yaptığı savaşı kazanan ve Calut’u öldüren Hz. Davut’un zaferini simgeliyor. (Hürriyet/Pazar, 27.06.2004)
'Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok.' dediler..." [[][[]]Bakara, 249]
Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: (Millî Gazete, 14.03.2010)
"HZ.Davud'un dönemin hükümdarlarından Calut'un kafasını kesmesini resmeden ve kılıçla birlikte Mısır'dan getirilen levhaya dikkatle bakıldığında bir yüzünde Süryanice ve Nebatice, diğer yüzünde ise Arapça yazılar göze çarpıyor. ", "kısaca Hz. Davud'un Calut'u bu kılıçla öldürdüğü, kılıcın daha sonra Hz. Yusuf'a, ondan da Hz. Harun'a geçtiği ve yine bu kılıcın Hz. Muhammed'in kabrine tecavüze kalkışan Mecusiler'e karşı kullanıldığı ifade ediliyor." (Özhan Tezel, Sabah, 04.05.2005)
İnternette dolaşırken Marilyn'in hapishanede yazdığı şiirlere rastladım.
A Story in Celebration Of the Intifada (İntifada'nın Yıldönümü Münasebetiyle Bir Hikâye) başlıklı şiirini acemice tercüme ettim.
Hem Filistin'in hem de 22 yıldır zindanda yatan Marilyn'in özgürlüğü için dua etmenize vesile olması temennisiyle, tercümeyi dikkatinize sunuyorum:
israiloğullarından davut, bir taşla devirdi calut'u
şaşkın şaşkın gülümsedi sonra
"ben küçücüğüm, o kocaman... nasıl oldu bu?"
ve israiloğulları, calut'un evine yerleşti
onun ayakkabılarını giydiler
onun sofrasında yediler
zamanla calut'a dönüştü israiloğulları (Hakan Albayrak, Yeni Şafak, 09.07.2007) (Not: Hakan Albayrak'ın özgün imlası korunmıuştur! H.M:)
Google arama motorundaki 115.000 site hataya ortak olarak "Calut" adını kullanmış, "Golyat" yerine...
MÜGE ANLI'NIN TÜRKÇESİ:
Müge Anlı kırık dökük Türkçesiye programını sürdürüyor. İşte programından bazı cümleler (Nasıl cümleyse):
"Ben size en ba yani siz bana kızıyordunuz da şey bana değil hepimize kızıyordunuz fakat işte bu dört yani hep anlayamadığım oydu; ilk buraya geldiğinizde de çok şaşırmıştık, hepimiz çok şaşırmıştık."
"Sevgi Hanım'ın evine çok rahatlıkla çıkıla girip girip çıkabilecek ayakkabısını oraya çok ka kapının önüne çok rahatlıkla bırakabileceği dört kişi buraya bu işyerine rahatlıkla girip çıkabiliyor."
"Peki annen çalışsay çalışıyo çalışsaydı mı o kredi kartı borçları ödenecekti yani annen vefat ettiği için mi ondan borçlar ödenemiyor?"
"İşte evde, bu evde de bir altın vardı ben altını kırayım (Duvarı kırmak yerine altını kırmak!!! H.M.) falan dediyse Sevgi Hanım da geriye göndüğünde sen ne yapıyorsun kardeşim dediğinde iş bu şekilde cinayete de dönüşmüş olabilir."
"Kapı zorlanmadıysa, Sevgi Hanım'ın kapısı zorlanmasayzı zı zorlanmadıysa senin de anahtarın kayıpsa peki babanın anahtarını sonra siz nerede buldunuz?"
"Elinde cep telefonuyla gördüğünü gören bir kişi var (Doğrusu: "Elinde cep telefonuyla gören bir kişi var." H.M.) yani eğer Sevilay'ın da cep tele anahtarı kayıpsa o sıra içinde yine apartmana giren birisi olmuş olamaz mı?" (Tatlı Sert, atv, 11.05.2010)
M. Anlı'nın bütün hata/yanlışlarını yazmaya kalksak, bu ekrarın tamamını kaplar...
25 Yıllık gazeteci olduğunu söyleyen Müge Anlı'ya hiç yakıştıramıyoruz, hiç...
EĞRİSİ DOĞRUSU'NDAN:
Don’t You Speak English... Vah.. Vah...
HÜSEYİN Movit arkadaşımla bu konuda yarış edemem. Zaten hiç hatasız yazdığımı da asla söyleyemem. Herhalde o, benim yazılarımdaki yanlışları görüyor ama nezaketen yüzüme vurmuyor. Yine de sokaklarda rastladığım dil çarpıklığı konusuna bir kere daha girmeme izin vermesini isteyeceğim.
Hayli zaman evvel, trende karşımda oturan bir hanımın gömleğinin göğsündeki yazıyı aktarmıştım. Bir kaplumbağa resmi vardı ve üzerinde "Help me" yazıyordu. Açıkça "Bana yardım et" diyordu. Bir saat kadar süren yolculuk boyunca hapse düşmeme sebep olmayacak bir girişimle kaplumbağayı nasıl kurtarabileceğimi hep düşünmüş, sonunda imkansızlığına karar vermiştim.
Bu kez daha da genç bir kızın gömleğinde "Make your love mild" yani "Aşkın yumuşak olsun" yazısını gördüm. İsterseniz "Aşkı yumuşak yap" diye de çevirebilirsiniz. Tabii ki benim gibi seksenlik birine değil yaşıtı gençlere hitap ediyor. Ama aklıma hep gelen, bu gömlekleri giyenler, ya da alırken tercih edenler acaba gerçekten yazıların anlamını biliyorlar mı?..
Benzeri ve bazılarının anlamını da çözemediğim, bazan da aceleyle yazarken eksik not aldığım yazılardan örnekler verebilirim:
Home grown annual jam
Master class
Popeye the sailor
Tigers League
Ich habe keine Freunde
Who thinks that man lucks
Drummer wanted
Iron Horse
Bu sonuncusu da bir davetiye olabilir ama acaba giyen gerçekten anlamını biliyor mu, şüpheliyim. Basınımız da bu akıma destek vermekte fırsat kaçırmıyor. İşte birkaç örnek:
Haber ve köşe yazası başlıklarından: "One minute the end"; "Prenses Diana’nın French Lover’ı"; "Light/Zero Laiklik"; "Başbakanın özerklik çıkışına no comment". Aralarında Tek beğendiğim "Ooof Off Line" isimli köşe yazısı başlığı oldu.
Haber Türk’deki bir haberde Beykoz’un Küçük Su (Doğrusu "Küçüksu" H.M.) kentinde "evcil hayvan mağazasının sahiplerinin dükkânlarına semtin ismini İngilizce olarak koydukları belirtilmiş: "Mini Water". Hadi Türk aldırmaz diyelim ama İngilizce bilen neden su almak için oralara gelsin?
Hıncal Uluç yazısına "I have a dream…" başlığını atmış ama hemen açıklamayı da ihmal etmemiş: "Başlıktaki lâf İngilizce. Bilerek yazdım. Çünkü İngilizce bilmeseniz bile bu lâfı bilirsiniz. Bir yerden duymuşluğunuz vardır. Dünyanın her yerinde de bilinir zaten."
Bu değerlendirme "Help me" gibi "Make your love mild" ve "Ich habe keine Freunde" yi kullananların da o dilleri bilmeseler de lâfları bildiklerini düşündürüyor; yani açıkça birer davet, Hıncal’a göre.
Rastladığım tek Türkçe yazılı gömlekler kaç gencin üzerindeydi: "Alayına Ulan… Sarı Ulan… Kırmızı Ulan… Lacivert Ulan..." Futbol sahalarında son zamanlarda beliren gerginlikleri anımsayınca ne demek istediklerini anlamak için sorgulama cesaretini gösteremeden oradan uzaklaştım. (Orhan Koloğlu, Bizim Gazete, 16.02.2010)
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
pandispanyagazetesi@gmail.com