YANLIŞI BULUN:
Türkiye bu başarıyı hem batı ülkeleri hem de diğer ülkeler nezdinde ki saygınlığı sonucu elde edebilmiştir. (Resul Tosun, Yeni Şafak, 03.02.2010)
"Türkse kötüdür. Türkse yetersizdir. Türkse sınırlıdır ya onlara göre.." (Hıncal Uluç, Sabah, 02.02.2010)
Batı Azerbaycan eyaletine bağlı Hoy kentinin savcısı Veli Hacı Gulizade'ye düzenlenen saldırıyı terör örgütü PJAK üstlendi. (www.trt.net.tr, 19.01.2010)
...gözüne far ışığı çalınan tavşan gibi kroke vaziyette kalmayı sürdürüyor. (Ebru Kılıçoğlu, Sabah, 12.12.2009)
ABD Başkanı Obama 27 Ocak’ta Kongre’de bir konuşma yaptı. İki gün sonra 29 Ocak’ta Başbakan Sayın R. T. Erdoğan “Ulusa Seslendi.” (Güngör Uras, Milliyet, 01.02.2010)
Gerçekten, Kanun, işlenen suç ağırlatılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği taktirde, ondört yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını ...
(www.hukuki.net/showthread.php?t=43756 -)
Niye.. Orada Hong Kong ve Şanghay Bankacılık Korperasyonunun Merkezi var. (Hıncal Uluç, Sabah, 03.02.2010)
Hani şu patronajı ve yayın politikası AK Parti Hükümeti’ne ‘yakın’ olduğu için ‘yandaş’ olmakla suçlanan gazete. (Eyüp Can, Hürriyet, 03.02.2010)
1986 tarihli Büyük Larousse’tan, ona dair biraz bilgi aktarayım size. (Hakkı Devrim, Radikal, 06.12.2009)
... eve geldiğinde bunun geçici bir heves olmadığını anladı ve iki elini başının arasına alarak oturduğu yere çöktü." (Şermin Terzi, Hürriyet, 22.07.2007)
Arada bir gözlemini ifade ediyor Tarhan Bey: «Kürt bağımsız devletinin kurulmasını isteyenler Kürtler için de azınlıktır» diyor. (Hakkı Devrim, Radikal, 15.12.2009)
Evet muhattap benim. (www.aksam.com.tr, başlık, 03.02.2010)
"Arda'nın Messi'den ne eksiği var.. Arda, Messi takasını bile kabul etmem" dedim, bir takım komplekslilerin kafasına vurmak için. (Hıncal Uluç, Sabah, 02.02.2010)
Türkiye'ye dışarıdan bakınca, dışarıdakilerin bakışlarını görünce bu iktidarın başarısını görmezlikten gelmek insafsızlık olur diye düşünüyorum. (Resul Tosun, Yeni Şafak, 03.02.2010)
Durumlarını bir fıkra ile anlatmak isteyen Sadak'ı, Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz, 'Anlatacağın fıkra mahkemenin muhabbetini bozmasın' diye uyardı.(Lamia Ayhan, Akşam, 29.03.2003)
Sayın Bakan sizde suçüstü yakalandınız!” (Hasan Pulur, Milliyet, 07.02.2010)
GEÇEN HAFTAKİ "YANLIŞI BULUN"A CEVAPLAR (CEVAPLAR PARANTEZ İÇİNDE):
RİO DE JANERİO-Bu rüya kent hakkında bir çok web sitesi var. (Mehmet Yaşin, Hürriyet, 17.11.1999)
(Brezilya'nn eski başkenrinin adı, "Rio de Janerio" değil, "Rio de Janeiro"dur.)
2’şer saatten 24 saat gerekeceğini de düşünüyor musun, bunu söylerken... (Hakkı Devrim, Radikal, 28.01.2010)
(Üleştirme sayıları rakamla değil yazıyla belirtilir. "2'şer" değil "ikişer"," 9'ar" değil "dokuzar", "100'er" değil "yüzer". Bu bir kuraldır. bk. TDK-Yazım Kılavuzu.)
"Dahili ve harici bedbahtlara karşı Atatürk'ün Gençliğe Hitabı'nın yayınlanmasını istiyor. (Yalçın Bayer, Hürriyet, 10.11.2007)
("Bedbaht" -mutsuz, bahtsız, talihsiz- ile "bedhah"ı -kötücül, kötü yürekli- karıştırma sırası Yalçın Bayer'e gelmiş olacak ki...)
İş tanımları; işadamlarının yatırım yapacakları ülkelerde mallarına ve canlarına 'helâl gelmemesi'... (Şaziye Karlıklı, Radikal, 31.01.2005)
("Helal"in "alınteriyle kazanılmış, hak edilmiş, meşru", "halel"in ise "bozma, bozukluk" anlamında olduğunu bir kere daha yineleyelim...)
Avrupa Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası için İstanbul'un tek doğru dürüst kapalı salonu Abdi İpekçi kazılarak havuza çevriliyor. (Hıncal Uluç, Sabah, 21.10.2009)
("Açık salon" olmayacağına göre, gereksiz anlamsal yineleme yapılarak, "kapalı salon" denilmez. Salonlar zaten kapalıdır. Ha "kapalı salon" demişsiniz, ha "yumurta omleti...)
Belki o gün içmeseydi de aynı şey olacaktı ama ben o kadar etkilendim ki sıtkım sıyrıldı alkolden. (İlknur K. Akman, Sabah, 02.12.2005)
("Birine karşı duyulan güven ve inancı yitirmek" anlamındaki deyim "sıtkı sıyrılmak" değil, "sıdkı sıyrılmak"tır. bk. TDK-Atasözleri ve Deyimler Ansiklopedisi.)
Beşiktaş bu guruptan çıkar... (Ercan Saatçi, Hürriyet, 22.10.2009)
(Ercan Saatçi, Hıncal Uluç'a öykünüyor ve "grup -aynı yerde bulunan kimse ve nesneler bütünü, küme, öbek- demek varken, "gurup"u -özellikle güneşin batışı- tercih ediyor...)
ELBETTE gelenlere “Gelmeyin!” demeyeceğiz, sınır kapısı orada, belki çoğu, o kapıdan çıkmadılar ama şimdi oradan giriş yapıyorlarsa “Niye geldiniz?” diye de sorulmayacak...(Hasan Pulur, Milliyet, 21.10.2009)
("Girmek" fiili yerine, yapmak yardımcı fiilini kullanarak, "giriş yapmak" uydurmasını kullanan son yazarımız Hasan Pulur!!!)
"Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türkün bayrağına" (Taha Akyol, Milliyet, 21.10.2009)
("Kesme işareti"nin nerelerde kullanılacağı, bütün yazım kılavuzlarında belirtilmiş. Taha Akyol da Hıncal Uluç'un düştüğü hatayı tekrarlıyor. Doğru yazım: Türk'ün...)
Basına hakaret eden Maradona hakkında FİFA soruşturma açtırırken... (Hıncal Uluç, Sabah, 20.10.2009)
(Uluslararası bir kuruluş olan "FIFA"nın adı "FİFA" şeklinde yazılamaz!)
“Nouma, tahammüden suç işlemiştir. Yani önceden planlayarak yapmıştır. Bana göre tahammüden adam öldürmekle tahammüden suç işlemenin farkı yok.(arsiv.ntvmsnbc.com) (Müge Anlı'nın hatasını "arsiv.ntvmsnbc.com" editörü de tekrarlıyor. Doğru: yazım: Taammüden...)
İç dengelerde bazı radikal adımlar atılması gerekiyor ama şu seçim sathı mahalli giren iktidarlarda...(www.ntvmsnbc.com, 04.05.2007)
("Seçim sathımaili" sitede değişime uğruyor!!!)
Organ nakli için sıra bekleyen çaresiz hastalar, bayramda kan gölüne dönen yollardan "müjdeli haber" beklermiş meğer. (Yüksel Aytuğ, Sabah/Günaydın, 28.09.2009)
("Müjde"nin anlamı, "sevindirici haber" olduğuna göre, gereksiz anlamsal yineleme yapılarak; "sevindirici haber haber" anlamına gelecek, "müjdeli haber" tamlaması kullanılamaz.)
İstanbul’un büyük şehir olmasının özelliği budur; iki gün kar yağar, yer yerinden oynar, oysa Erzurum’da ısı -34 derece, kimsenin sesi bile çıkmaz. (Hasan Pulur, Milliyet, 01.02.2010)
(Böylelikle, Hasan Pulur üstadımız da "ısı" ile "sıcaklık"ı karıştıranlar arasında yerini alıyor!!!)
ALTIN BİR KİTAP:
İnsan sözcükle anlatır, sözcükle duyar, sözcükle düşünür. Demek ki, sözcük yaşantımızın en önemli parçası. Ama son yıllarda bu önemli parçayı, parça parça ettik, etmeye de devam ediyoruz. Dilimize sahiplenen bu güzel dili törpülenmekten kurtaran kişi sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Ama iki elin parmakları ile değil, tek elin parmaklarıyla… İşte bunlardan en önemli parmak, Hüseyin Movit…
Ekonomide kötü para iyi parayı kovar derler ya. Dilde de böyle oldu şöyle bir çevremize bakalım, mağaza isimleri arasında Türkçe adı, mumla arıyoruz. Yiyecek, içecek ne varsa isimler hep başka dilden sözcükler. İngilizceyi Türkçe olarak öylesine benimsemişiz ki, geçenlerde bir hanım kızımız bana “yarın off günüm” dedi. Önce anlamadım, sonra düşündüm meğerse yarın “izin” günüymüş. Kızımıza kızmadan önce, dili devlet eliyle katledenlere kızmak gerek. Görmüyor musunuz, güzelim Göreme’yi Kapadokya yaptık. Assos, Behramkale değil mi? Şimdi bir gence “Fizan’a gitsek” desek, çocuk acaba uzaya mı gideceğiz diyecek. Nereden bilsin Libya'da olduğunu; Trablusgarp’ı Tripoli olarak yazmaktan hoşnut oluyoruz…
Bu örnekleri sayfalarca yazabilir, çoğaltabiliriz. Velhasıl, kendi elimizle, kendi dilimizi yok etmek için çaba harcıyoruz. Bir zamanlar İngilizceye karşı durmak ve dilini korumak için Fransızlar, dil bakanlığı kurmaya kalkıştılar. Japonlar, Kore’yi işgal ettiklerinde ilk işleri, Korece konuşmayı yasak etmeleriydi. Bizim ise hiç böyle bir niyetimiz yok. Âdeta suyu akışına bırakır gibi, dilimizi akışına değil, yabancı dillerin özellikle İngilizcenin kollarına bırakıvermişiz…
Gelelim “Suçlular Aramızda”nın yazarı değerli dostum Hüseyin Movit’e. Ne demiştim. Movit dilimizi kurtarmak için savaş veren bir elin parmaklarından, en önemli parmaktır. “Ülkem bana ne verecek değil, ben ülkeme ne vereceğim” anlayışını, kendine ana ilke olarak benimseyen Movit, kitabında okura ve dil katillerine yeni bir gönderme daha yapıyor.
Genel kültür insanı, insan yapan vasıflardan biridir. Televizyonlardaki yarışma programlarını izlerken, yüreğimiz yanıyor. Üniversite mezunları en basit soruları yanıtlarken, nefesinizi tuttuğunuzu hissediyorum. Bu ülkenin yüz ölçümünü bilmeyen öğretmenlerimiz var. Çevirin yoldan 10 üniversiteli genci, “10 cumhurbaşkanından beşinin ismini söyleyin” deyin, beşi doğru söylesin, ben kalemimi kırarım.
Bu gerçeği gören Movit, aydını bu kadar yabancılaşmış topluma, okuma alışkanlığı kazandırmak, diline sahip çıkmasını sağlamak ve genel kültürünü arttırması için çaba harcıyor, yol gösteriyor. “Okuyan öğrenir” diyor. Bu nedenle, “Suçlular Aramızda”yı yalnız siz okumayın, dostlarınıza ve herkese okutun.
Okutun ki, belki bir çığlık, bir çığ yaratır…
(Engin Köklüçınar, İstanbul Gazeteciler Derneği Başkanı, Suçlular Aramızda/Medyacının El Kitabı, Avcıol Basın Yayın, 2008)
MÜGE ANLI'NIN TÜRKÇESİ:
Müge Anlı, "yani" bağlacını yerli yersiz kullanıyor, hem de aylardır. İşte örnekler:
"Ben de anlamadım gitti yani"
"Yani, eğer o gün Agâh Galarasaray maçını izlemek için kahveye gitseydi."
"Ama içten içe diyorum yani."
"... bu kadar tepki gösterir miydiniz? Yani babanızın babanıza göstermenizin nedeni..."
"Yani eee hiçbir şey bilmiyorsunuz size hiçbir şey hissettirilmemiş yani, hani bize yakışmıyor dedi dediğiniz noktada neydi yani?"
"Aslında hani 30 yaşında birisi için de 47 çok da hani o kadar da yaşlı değil yani."
"Size de mi öyle geliyor yani."
"Ondan yana hiç şüphemiz yok yani."
"Anladım yani sizin bu kadar yıllar içinde..."
"Ben de kavga ederim yani eğri oturup doğru konuşalım."
"... düzeltti yani."
"Şimdi yani aralarında kavga olduğu bulunan olduğu iddiasında bulunan kimdi?"
"İddialarından biri yani."
"Siz yazın problemi halletmişsiniz yani."
"Yani Nihal Hanım'ın iddiası doğru değil."
"Nermiye Hanım gezmişti Nihal Hanım'la yani."
"... ben şunu söylüyorum yani."
"Yani size yaranamadı mı?"
"Yani onu soruyorsunuz yani, yani verdiyse de canı sağ olsun diyorsunuz yani öyle mi?"
"Yani kulağına filan fısıldamadınız yani."
"Diyorsun ki yani..."
"Hayır yani şöyle bir şey var, insan merak da eder yani."
"Şimdi Allah göstermesin yani böyle bir şeyi yani kime yapılırsa herhalde yüzde 99 kişi hani sen nasıl bunu bana söylersin diye ortalığı ayağa kaldırır."
"Size iftirada bulunuyor yani ben de bunu size soruyorum."
"Şöyle bir ifade kullandı yani Nihal Hanım'ın psikolojisi bozuktu."
"30 yaşında genç bir hanım yani."
"Doğru da söylüyoo yani."
"Yani bir tarlayı 30 yaşında sonuçta genç bir kadın."
"Eski eşinin eşyalarında otururuyordu yani."
"Otuz yaşındaymıış yani, ister yani."
"Beş kere de evlensem, beş kere de gelinlik giymek isterdim yani, ne münasebet yani."
"Yani daha büyük şehirlerde polisin yaptığını..."
"Yani bu kadar büyük olay gelişirken."
"Yani eğer işte yani komşu..."
"Ama Çatalca dediğiniz beş dakika yani."
"Yani torununu bile kucağına alıp sevemediğini dediğine göre yani sizin aranıza aslında ciddi bir iletişim problemi var."
"Yani evdeki iş durumu."
"Kafamda bir soru işareti yani şimdi."
"Bek Murat'ı ben kadın hâlimle çekerim kenara 'gel ulan' derim yani, ne oldu ne bitti."
"Sen burada tek başına tek başına bir adamsın değil mi hani yani evin erkeği derken onu yani evin erkeğine de kalmadı o iş yani hiç sormamanız enteresan değil mi?"
"Sen de git onun peşi sıra içeri sık tık onu odaya gel de anlat bana de patlat iki tane sen burdasın nasıl duymazsın de. Yani, git döv demiyorum."
"Engelledi diye mi söylüyorum yani, evine gelmeyen bir baban var."
"Yani ilk gece babamın bir başına bir şey gelmeyeceğini düşündüğüm için hiç onlarla konuşmadım."
"İddianız doğruysa o zaman yani biz hiçbirimiz gelmedik diyor."
"Yani oralardan geçerken."
"Yani bu kadar altı gün, herkes dolaşmış."
"Yani orada bir makine var."
"Orada çalışan bilir, Murat Bek de bilir yani."
"Ama bakın yani Sezai Bey'in söylediği çok önemli, bakın o çocuğu..."
"Bir saniye, bir saniye yani, ahırda çalışıyor muydu ki Nihal?"
"Yani girip çıkar da."
(Müge Anlı, Tatlı Sert, atv, 12.01.2010)
Saygılarımla,
Hüseyin Movit
Türk Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu Kurucu Başkanı/Eleştirmen
pandispanyagazetesi@gmail.com