07.04.2010 12:17:35
Hep tartışılır: “Gazeteci, önce insan mıdır, önce gazeteci mi?“
Görece bir soru, görece cevaplar barındırır.
“Konusuna göre değişir; içinde bulunulan durum, önceliği belirler…” diyenler çıkacaktır. Önce insan olmanın gerekliliğini savunanlar veya önce gazeteci olunmasını doğru bulanlar olacaktır.
Oysa Türk gazetecisi için tercih, hiç kolay değil. Türkiye’nin içinde bulunduğu ayrışma, kutuplaşma, yanlaşma, yaygınlaşma, çeşitlenme ya da adına ne derseniz; içinden geçilen dönem, Türk gazetecisinin işini hayli zor kılıyor.
Üstelik mesleği ile ilgili birçok sorunla karşı karşıya.
Problem, henüz eğitim aşamasında başlıyor. Gazetecilik eğitimi veren kırkın üzerinde İletişim Fakültesinde, öğrenci sayısı çok, buna karşılık eğitim seviyesi (birkaçı hariç) düşük. Ekonomi, magazin ya da spor gazeteciliği türü uzmanlaşmalar, söz konusu değil.
Medyanın, ulusal yayım yapan yüz civarı yayınla sınırlı kalması, yerel medyanın kısıtlı gelişme gösterebilmiş olması, internet gazeteciliğinin henüz yasal olarak tanınmaması gibi nedenler ise, sektörde çalışma imkanını azaltıyor.
Gazeteci adayları üniversiteden mezun oluyor, çok azı iş bulabiliyor. Şansı ve çevresi olup da, bu mesleğe başlayanların çoğu, iş yaşamı boyunca ekonomik sorunlarla uğraşıyor. Daha fazlasına dayanamayanlar, ortalama 9-10 yıllık sürelerin sonunda, Halkla İlişkiler sektörüne transfer oluyorlar. Sonuna kadar sürdürüp emekli olanlar, bir türlü rahata kavuşamıyor. İstisnaları hariç tutuyorum.
Mesleğin saygınlığı ise enikonu azalmış durumda. Gazeteci, çok değil, on yıl öncesine kadar el üstünde tutulan bir mesleğin mensubuyken; günümüzde itilip kakılan, ona duyulan güvenin azaldığı hatta kaybolduğu bir zaman dilimini yaşıyor.
Gazeteciliğin varlık nedenleri…
Basının ve mensuplarının, parçası oldukları toplum adına önemli görevler üstlendiklerini hepimiz biliyoruz.
Haber üretmek… İnsana sahip çıkmak… Toplumun ihtiyaçlarını ortaya koymak... Bilgilendirmek… Bilinç yükseltmek… Sivil toplum kuruluşlarına destek olmak… Vatandaşın kendini ifade etmesine aracı olmak… Toplumsal iletişimi sağlamak…
Gazeteciliğin varlık nedenini oluşturan ana unsurlar.
Ancak, başka bir meslek grubunun üstlenemeyeceği, fikri özgürlükler ve belli ekonomik imkanlar çerçevesinde yerine getirebilir sorumluluklar bunlar.
Peki, sorunları çözümlemede, basın neler yapıyor, sektörüne sahip çıkıyor mu, çuvaldızı ne kadar kendine batırabiliyor?
Basın hakkında en acımasız özeleştirilerden birini, yüz otuz yıl önce Amerikalı gazeteci John Swinton yapmış. Hem de, acımasız olduğu kadar, gözü kara ve kararlı bir şekilde zihinlere kazıyarak…
Öykü şöyle:
John Swinton, 1880'lerde New York Times'ta yazıyor. Gazetenin bir iş adamı tarafından satın alınmasından sonra düzenlenen toplantıda; davetli gazeteciler, özgür basının onuruna kadeh kaldırmak üzere kürsüye çağırıyorlar onu. Swinton elindeki kadehiyle kürsüye çıkıyor.
Ve tarihi cümleler dökülüyor ağzından...
"Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika'da ‘bağımsız, özgür basın’ diye bir şey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz ben de..." diye başlıyor sözlerine.
"Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda, yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünkü; çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine, yazmamam için ücret ödüyor.
Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır. Çalıştığım gazetemin herhangi bir sayısında, düşüncelerimi apaçık yazmak için kendime izin verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım.
Gazetecilerin işi; kendi gündelik ekmeği uğruna, gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine ve iktidara dalkavukluk etmektir. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de...
Öyleyse şimdi burada ‘bağımsız, özgür basının’ (!) ‘şerefine’ (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı ?
Bizler, entellektüel fahişeleriz. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız; hepsi başkalarının malı.”
Swinton, toplantıyı şaşkın bakışlar arasında terk etmiş. Sonrasında gazeteden istifa ederek ve kimseden para almaksızın "John Swinton's Paper" diye tek yapraklı bir gazete çıkartmaya başlamış.
Medyanın, olumsuz etkilerinden ziyade olumlu etkilere sahip olabileceğini aklımızdan çıkarmadan; bilinçli “bilgi ve haber tüketicisi” olmanın önemini, bir kez daha hatırlatırım.
halefvayis@medyaloji.net