25.03.2010 12:15:27
New York Times gazetesinin, kalın pazar baskılarından biri, 1.600 sayfa olarak yayımlanmış. Ağırlığı 6 kiloya ulaşan gazete, 10 milyondan fazla sözcük içermiş.
Buna bir anlam yüklemek mümkün müdür? Böyle bir gazeteyi, kim, hangi sürede okuyabilir? Gazete niçin buna gerek duyar, anlaşılır gibi değil.
1600 sayfalık bir kitabı okumaya başladığınızı hayal edin, konu hakkında fikir verecektir. Bir kitap sayfasını, bir gazete sayfasına oranlamayı da unutmadan tabi…
Aynı türde gazetelerin herhangi bir hafta sonu baskısı, 17. yüzyılda İngiltere’de yaşayan ortalama bir insanın, bütün yaşamı boyunca karşılaşabileceğinden fazla enformasyon içeriyormuş.
Yine ölçümlere göre, sadece son 30 yılda, daha önceki 5.000 yılda üretilenden daha fazla enformasyon üretilmiş.
Fazla rakamlı, istatistiklerle yüklü yazılar kafa karıştırır, sevilmez, bilirim. Ancak, bilgi fazlalıklarına maruz kaldığımız şu günlerde aşağıdaki veriler, patlamayı görebilme adına önemli:
1995 yılında 45,1 milyon olan internet kullanıcılarının sayısı, 2009 yılının son ayı itibariyle 1,73 milyar kişiye (yeryüzünde yaşayan her dört kişiden biri) ulaşmış; e-mail kullananların sayısı ise 1,4 milyar kişiyi bulmuş.
Geçen yıl tüm dünyada dolaşan e-posta sayısı doksan trilyon ve bunun % 80 gibi bir oranı, istenmeyen postadan (spam) oluşmaktaymış.
Tüm bu yukarıda anlatılanlar üzerinde düşünürsek eğer; bilgi çokluğundan kaynaklı bilgi yokluğuna, yani bir kabusa doğru ilerlediğimizi kolayca gözlemleriz.
Denizin içindesiniz, çok susadınız, denizin suyu size hiçbir fayda sağlamıyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız…
Hepimiz konuşuyor, hiçbirimiz dinlemiyor olabilir miyiz?
Gittikçe bilgiye duyarsızlaşan bireylere dönüşüyoruz. Artan enformasyon üretimine, beynimiz aynı hızda cevap veremediği için kafa karışıklıkları yaşıyoruz.
Herkes bir şeyler anlatmak, kendini ifade etmek istiyor; istemesine de…
Kime?
Bilgi aşırılıkları, çok yakın gelecekte anlama yeteneğimizin en büyük düşmanı olacakmış gibi görünüyor. Zira, daha sonra kullanmak üzere zihnimizde saklayacağımız bilgileri seçmekte, her geçen gün daha fazla yetersiz ve kararsız kalıyoruz. Adeta bir bilgi hazımsızlığı yaşıyoruz.
Sonucunda da, yenileri anlamak için gereken eski bilgilerimizde noksanlıklar oluşuyor.
Bir de bunlara günümüzün iletişim hastalığı olan “dezenformasyon” eklenince, yeni doğmuş bir bebek gibi bihaber ve şaşkınca bakakalan portrelere dönüyoruz...
Eski bir deyişi hatırlayarak tamamlayalım yazıyı:
“Hafıza-i beşer nisyanla malüldür (insan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır).
Ancak unutmak için, önce öğrenmek gerek.
Bir sonraki yazımda konuya devam edeceğim.