03.12.2009 11:21:45
Bilgi çağında yaşıyoruz. Çağın, elde edilen bilgilerin doğruluğundan git gide şüphe duyulan, daha doğrusu duyulması gereken bir döneminden geçiyoruz. Kim bilir, belki de bilgi çağı olarak adlandırılan sürecin ilk zamanlarında, henüz başlangıcındayız. Ben, daha katedecek çok yolumuz olduğu kanısındayım.
Günümüzde doğru düzgün araştırma devri bitti görünüyor. Araştırmalar için şimdilerde internet var. İnternette karşılaşılan her bilgi ise genelinde doğru olarak kabul görüyor. Bilgilenmek istediğiniz konuyu, güncel deyimiyle anahtar sözcüğü, arama motoruna yazıyorsunuz. Karşınıza yüzlerce, binlerce bilgi geliyor. Belki ayıklayıp derlemeye ihtiyaç oluyor ama doğruluğu konusunda kimsenin tereddütü yok gibi.
Ortaya konan bilgilerin denetlenmediği göz ardı ediliyor.Arama motorlarının ticari stratejiler geliştirdiği ve bunun sonuçlara etkisi de düşünülünce, doğrulanmış ve konvansiyonel (üzerinde uzlaşılmış) bilgilerin önemi daha belirgin oluyor. Siyasi stratejilerin bilgiye ne denli etkidiğini veya gelecekte etkiyeceğini ise henüz bilmiyoruz.
Bu bilgi sağanağında, dezenformasyon stratejisi de gelişti haliyle. Kafa karıştırmak istiyorsanız, artık daha kolaylaştı. Birden çok bilgiyi sürüyorsunuz piyasaya, böylece neyin doğru neyin yanlış olduğu kavranılamıyor. Kim neye yatkın, neyi nasıl anlamak istiyor, kişinin kendi güdümünde kalıyor. İnanmak istediği, anlamak istediği biçimde algılıyor.
Ergenekon var mı yok mu? Hayat görüşünüze bağlı...
Aşı vurulmalı mı, vurulmamalı mı? Pimpirikliğinize kalmış...
Şike yapılmış mı, yapılmamış mı? Tuttuğunuz takımla alakalı...
Rüşvet verilmiş mi, verilmemiş mi? Hangi partiye mensup olduğunuz, kararınızı belirliyor...
Açılım mı, siyaset mi? Demokrasiden ne anladığınıza göre değişiyor...
Özetle bu durumdayız. Stratejiler şimdilik böyle etkiliyor ama ne zaman ve nasıl mutasyona uğrayacak, zaman içinde belli olacak. Ancak gerçek şu ki, bizi şimdiki biz olmaktan çıkaracak, farklılaştıracak bir yola girmiş görünüyoruz.
Eski kumaştan yeni bir elbise mi dikiyoruz ...
Gazetelerin, televizyon kanallarının, her birinin sıfatları var. Şu zümrenin kanalı, bu kesimin gazetesi diye nitelendiriliyorlar. Her akşam, birçok TV kanalında her konu üzerine çeşitli tartışmalara şahit oluyoruz. Gazetelerde, köşe yazarlarının çoğu, hemen her konuda kesin hükümlere sahip. Zıt fikirlilik, karşılıklı suçlama,hınç, öfke, ezilmişlik, kibir, üstün çıkma gayretinden geçilmiyor.
Acaba değişiyor muyuz? Her geçen gün başkalaşan bir toplum mu oluyoruz? Adeta bir kumaş gibi, yeni bir elbise mi dikiliyor bizden?
Peki nedir değişmek?
Elde ettiklerimizden vazgeçip yenisine yönelmek midir veya üzerine katıp yeniden yoğurmak mıdır kendimizi;
hiç durmadan değişen günümüz dünyasına katkıda bulunmak ya da uyum sağlamak zorunluluğu mudur;
değişenlerle değişmeyenlerin arasına mesafe mi girer, araları mı bozulur, eski dostlar olsalar bile;
yeniyi kabul etmek midir değişmek, yoksa eskiden bıkmış olmak mıdır;
eskiden vazgeçmeyen, eskimiş anlamına mı gelir;
iyi bir şey midir değişmek, tazeleyip yeni bir enerji mi katar;
kolay mıdır değişebilmek, eski eşyalarınızı verip yenisini almak gibi bir şey midir;
bir içgüdü müdür, varolmak için doğanın her baharda yenilenmesine mi benzer;
bir ölçü müdür değişmek, hayatın neresinde olduğumuzu mu gösterir;
akıntıyla yüzen cansız bir balık olmamak için değişmek kaçınılmaz mıdır?
***
Geçenlerde dokuz yaşındaki yeğenime, “biz eskiden fotograf çektiğimizde resmi makinada göremiyorduk” dedim.
“Nasıl yani?” dedi.