19.05.2010 11:26:17
Şiddet içeren yayınların toplumda, özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etki yarattığı, bildiğimiz doğrular arasında çoktan yerini aldı. Yıllardır yapılan çeşitli araştırmalar, bunu yeterince ortaya koyuyor.
Ancak medya yine de bu tarz haberleri ve konuları sıkça işlemekten vazgeçemiyor. Gazeteler, üçüncü sayfalarını ikinci veya dördüncü sayfalara taşırmış; TV’ler ise şiddet içeren haber ve dizi sayılarını hayli çoğaltmış durumdalar.
Başka bir deyişle toplum, medya yoluyla kendine zarar veriyor.
Uzman klinik psikolog Serap Altekin, konu hakkında yaptığı bir çalışmayı kamuoyu ile paylaşırken, şu önemli noktaların altını çiziyor:
“Çocuklar ve ergenler, model alma ve sosyal öğrenme yolu ile televizyonda izledikleri diyalogları, sözleri, tutum ve davranışları taklit eder ve öğrenirler. Televizyondaki program ve dizilerdeki kahramanlarla özdeşleşerek, onlar gibi konuşmaya, onlar gibi davranmaya, onlar gibi varolmaya öykünürler.
Şiddeti ve saldırganlığı bir ‘problem çözme’ yöntemi, bir “varolma” şekli ve bir “kendini ifade etme” yolu olarak benimsemeye başlarlar.
Şiddete, saldırganlığa, ölüme ve acıya karşı duyarsızlaşır adeta bağışıklık kazanırlar. Bu kavramlar, bu görüntüler ve bu davranışlar gittikçe normalleşir ve kabul görür.
Kızgınlık, öfke, kin, nefret, hiddet, intikam gibi duygular, hem daha sık hem de daha yoğun hissedilmeye, yaşanmaya ve dışa vurulmaya başlanır.
Doğru ile yanlışı, gerçek ile kurguyu, olası ile imkansızı, uygun ile uygunsuzu ayırt etmekte zorlanılır.”
Medya bu gerçekleri bir şekilde göz ardı ediyor veya verdiği tahribatın farkına varamıyor; kendi toplumuna zarar veriyor.
Aynı medya, iyi olanı ise aynı yoğunlukta işleyemiyor, işlemiyor. Oysa haberdar etmek, çoğunlukla kötü olanı haber vermek değil elbet.
Doğadan çaldığın yeter. Doğa için çal!
“Doğa, yok olduğunu fark etmez; kendi için düşünmez, üzülmez.
Biz umursamalıyız; kendimiz için, bencilce…
Dünya'nın hali ortada. Yerküresiyle, atmosferiyle tehlike sinyalleri verip duruyor.
Küresel iklim değişikliği bir dert; seller, taşkınlar, buzulların erimesi, kıyıların denizler tarafından yutulması ihtimali, kuraklık...
Beslenme başka bir dert; besin bulanlar için GDO'lu ürünler, denetimsiz tarımsal ilaçlama, sakıncalı katkı maddeleri...
Bulamayanların sorunu karmaşık değil: Sadece açlık!
Enerji savaşları, temiz su savaşları...
Yani gidişat iyi değil.
En güçlü ya da yoksul olanların büyük çoğunluğu, kendi küçük ya da büyük çıkarını esas alarak, kendini dünyanın merkezine koyarak yaşıyor.
Herkesin mazareti var!
Çok şey, sadece günü kurtarmaya yönelik. Doğayı yok sayarak yapılan her şey, geleceğimizi biraz daha belirsizleştiriyor.
Komik olan, korunmak doğanın umurunda bile değil. O nasıl olsa, öyle ya da böyle var olacak...”
Böyle diyor dogaicincal.com adlı sitelerinde, projenin sahipleri.
Projelerinin adı ise: Doğa için çal!
Fırat Çavaş, doğdukları iller farklı, yaşadıkları mekanlar farklı, zevkleri, yaşama bakış açıları farklı 45 müzisyeni, yukarıda anlatılan gerçekleri bir kez daha hatırlatmak amacıyla bir araya getirmiş.
Peki, medya bu projeye ne kadar yer verdi ya da veriyor dersiniz?
Bu projeyi iyi olaylar arasında sayıyorsanız eğer, fazla yer vermiş olabilir mi sizce?
Haklısınız…